30 Nisan 2003
gun boyunca aklimdan bir suru sey geciyor ama sonra geldikleri gibi ucup gidiyor. kisa bir sure icin su elle tutulamayan yere gelip bir seyler okuyup anlamsizlasabiliyorum ve ben hala gitmek istiyorum. dort saatlik tren yolculuklari yapmak istiyorum. organizmalar herseyi ustlerine alarak yasayamazlar o zaman olurler. her cumlenin nesnesi olmak zorunda degiller ama bunu anlamiyorlar. galiba ben de anlamiyorum. ama olsun dedim ya insanlara yeterli zamani verirseniz cok iyi de olabilirler cok kotu de olabilirler. vapurda gelirken sarki soylemek guzel ama ne soyledigine dikkat etmek gerekli. seneler sonra duydugumda beni carpacak bir melodi yok, cunku seneler daha ne kadar gecebilir bilmiyorum. ya da bu hafiza kendini daha ne kadar yenileyebilir.
29 Nisan 2003
umarim bugun calinabilitesi olan cesitli kredilere tabi degildir. uzun zaman sonra yayilinan cimenler ve tophaneda nargileyle duman sevdasi. insanlara bakip onlari nerden tanidigini cikaramayan organizma kivranir hem de deli gibi. sonra dolmus kuyruklarinda gecirilen zaman hani o insanin yalniz kaldigi deli gibi konusmak istedigi ve yapamadigi bir defter cikarip not alasi geldigi. eve varinca cekilen bir oh ve kapinin acilmasini beklerken ayagimi dayadigimda farkettim ki ayakkabimla apartman kapisinin ayni renk oldugunu. renkler her yerde olmasin. uyuya kalinca vapurda gunes resmen pamuk hale getirdi bizi...
28 Nisan 2003
oflemek! bir suru seye karsi duyulabilen sinir hadisesinin sese dokulmus hali olabiliyor. cok zaman sonra kimseye gercek adiyla hitap etmeme durumu olusuyor ki sonradan hatirlaniyor her sene yollari eskisehire cikarirken bu beden es gecti yaz mevsimini diye donmustu elleri orda bu kis. sinema festivali varmis diyerek monitorden cevrilen bas yine mi oraya gitmek ister yollar bu kadar catallasmisken. beyin ket vursa da bu sehir kendini oyle guzel gundeme oturtuyor ki. sadece havalar guzellesti diye... kimseye gercek adiyla hitap etmeme durumu da soz konusu demistim demin. insanlar kendi kimliklerinden mi kacar oldu yoksa organizmalar o kadar daginik bir sekilde kendilerini oraya buraya serpistirdi ki herkeste bir kacma duygusu....
"Yoksunlugunu bir erdem yapip cikariyorsun."
"Birincisi, herkes yapiyor bunu, ve ikincisi, bu tam da benim yapmadigim bir sey, ben yoksunlugumu yoksunluk olarak alikoyuyorum, batakliklari kurutmuyor, onun sitmali buhari icinde yasiyorum."
"Iste sen bunu bir erdeme donusturuyorsun."
"Daha once de dedim ya, herkes gibi. Hem bunu yalniz senin hesabina yapiyorum; benim dostum olarak kalman icin kendi ruhumun yaralanmasini kabulleniyorum."
Kafka
"Birincisi, herkes yapiyor bunu, ve ikincisi, bu tam da benim yapmadigim bir sey, ben yoksunlugumu yoksunluk olarak alikoyuyorum, batakliklari kurutmuyor, onun sitmali buhari icinde yasiyorum."
"Iste sen bunu bir erdeme donusturuyorsun."
"Daha once de dedim ya, herkes gibi. Hem bunu yalniz senin hesabina yapiyorum; benim dostum olarak kalman icin kendi ruhumun yaralanmasini kabulleniyorum."
Kafka
insanlar cok daha yaratici olabilirler ki olmalilar da. onlara verilmis kaliplardan kurtulmalilar ve kendi jargonlarini -sacmalamadiklari surece- olusturmalilar. uslup denen seyi kullanabilmeliler cunku. kisi kendini ayirabilmeli kalan kisimdan. ve belki boylece kalan kismi olusturmali. balik eti hatun ya da incecik hatun demektense "36 bedene girecek bi hatun istiyorum" ya da ne bileyim "otobuste giderken yukardaki demiri rahatlikla tutacak boyda bi hatun istiyorum" diyebilmeli. ya da zevke gore degisir "otobus duraginda beklerken oturunca ayagi yere degmeyen bi hatun istiyorum". ne biliyim ya cok siradan kaliplar kullaniyo insanlar.
27 Nisan 2003
Bir muzik cd si aldigin zaman cd yi sevip sevmeyecegine karar vermek icin once yedinci sarkiyi dinleme takintisi gibi, yolda ritimsiz yuruyen insanlara duyulan sinir hali bu. Olmamasi gerektigi kadar olan bir sey anlayacagin. Hayatindaki insanlari birbiriyle karistirmaya basladigin zaman seni yakalayan hafiza kaybi mi yoksa baska bir sey mi pek bilinmez. Nicelik arttikca nitelik duser mi yoksa bu sadece bir husnu kuruntu mudur? Bildigin bir filmi bin kere izlerken bir sonraki sahneyi bilip dillendirmek gibi, bir sonraki tanisacagin insanin da herhangi bir hamlesini bilip dillendirememek ne kadar kotu. O bilinmezlik mi seni tavlayan yoksa sadece nicelikteki artis mi o da bilinmez. Bir suru bilmedigin sey varken yasamaya calismakta ayri bir basari tabi. Cunku o da zorunluluk degil. Montaigne in Olmek Ozgurlugu denemesinden sonra degisen fikirlere mi inanmali yoksa insanin dogasindan gelen icgudulerle hareket etmesini saglayan fikirlere mi? Ben gozlerimi kapatip sana desem ki orda misin ve yasiyor musun? bana verecegin cevap hayatimin kalan kismini istesek de istemesek de degistirecek. Oguz Atay kitabinin bir yerinde yazmisti anilarin baslamasina dair bir sey. Sonra gorulen beyinlere sorulmustu anilar ne zaman baslar diye. Cevap her zamandi. On sene oncesini hatirlayabilen organizma yaslanmis sayilmiyor muydu ki zaten? Bir suru degiskeni var bu hayatin belki de komplike hale getiren de bu. Her organizma bir yere varma cabasiyla kendini hirpalarken hem de... oysaki bu yazi gibi, hicbir yere varmiyor.
bir de (dogru kullanim) cok bilmek var daha dogrusu bir suru seyi bilmek var. anlamsiz ve kotu bir sey. bir suru insan hakkinde iki satir bile olsa anlatacak bir seyin varsa olmadik anlamsiz ikilem uclem beslem enlem boylam haline donusuyor belli bi zamandan sonra. ucarak kacma istegi uyandiriyor bi nebze. kimse bilmez ama sen bilirsin cunku o sana yuklenmis anlamsiz ve istemsiz bi misyondur. ve zaman gectikce bu konusabilecegin insanlarin sayisi artiyorsa u da kotuye isarettir. zaman gecince bi ekosistemin icine dondugunde bunlari geri hatirlamak da ayri bi durum tabi...
"bir de" diye baslamak istedim soze ve buyuk bi hata yapmak istedim. bisi soylemedim ki daha "bir de" diyeyim, bos konusarak satir doldurayim... dirsek veren insanlar var insanlar arasinda bu yuzden insanlarin sayisi bi garip olsun diyorum ben. asil onlardan korkmali dirsek verebilitesi yuksek olanlardan ondan sonra cok kotu oluyor.
26 Nisan 2003
bi yere girmistim. butik tarzi. tarzi degil butik denir iste oralara muhtemelen. feci ufak bir yer. neyse gecelim. ben icerdeyken bi cift cama yaklasip vitrin gibi olan seyden bisi gosterdi filan. toplasan on saniye filan durdular vitrinin onunde. sonra gittiler bende ciktim yurumeye basladim iki dukkan ilerdeki kasabin vitrininde gordum ciftleri sonra uzuun bi sure ordalardi. ben gectim gittim hala ordalardi ve hararetli bi sekilde konusuyorlardi asili hayvanlarin onunde. butik vitrini ve kasap vitrini. himfs.
sliding doors hesabi bi hayatimiz olsaydi diye az ic gecirmedik zamaninda. cok geriye gitmek istemiyorum. dun baska bir yerde olsaydim. cok zaman gecti hatta hippie bile guldu bana sen aramazsin diye. turkceye bayiliyorum boyle zamanlarda. call / look for :) sonrasinda gecen senenin ocak sonu geldi aklima. bunu aklima getirecek insanlar vardi zaten ama iste bu sefer o kagitlar yuzunden aklima geldi. gul kendine... sarki boyleydi di mi? guluyorum zaten o kadar kagit ve hepsini de cantama atmisim inanamadim. sikildim gercek hayatta herkesin yorum yapmasindan ve bir fikri olmasindan, gormesinden, gorulmekten ama burda da herkesin bilmesi canimi sikiyor. suraya yazacagim iki kelime ama olmeyo. bilsem latince filan yazarim ama o da olmuyor. ben de baska bi alinti yapmak istiyorum.
une petite bleue est noir, qui saura bien me recevoir...
une petite bleue est noir, qui saura bien me recevoir...
25 Nisan 2003
in case you failed to see... cok uzun zaman oncesini hatirlayip cok uzun zaman oncesine dair kanilara varmak istiyorum. insanin "ani"lari baslar her zaman her an icin, cunku her sey anidir. on sene oncesini hatirlayabilitem varsa eger ki var malesef demek ki anilar baslayali yillar olmustur. cesitli kesismeler var t.p. in bahsettigi cakmak ve kibrit kutusu vardi ya onun gibi belki de. olmadik birinden bahsetmeye baslamaya utanan organizma gibi. hani bir sey soyleyeceksindir ama baskasi onu acikliyodur o sirada eblek bi ifade vardir suratinda sanki her an konusmaya baslayabilir gibi. her insanda onu gormek lazim. onu gormeden inanmamak lazim.
bunlarin disinda bir de bana karsi doldurulan insanlar var. onlari da bana karsi dolduklari icin sevmiyorum.
insanlari sevmiyorum cogu zaman.
bunlarin disinda bir de bana karsi doldurulan insanlar var. onlari da bana karsi dolduklari icin sevmiyorum.
insanlari sevmiyorum cogu zaman.
23 Nisan 2003
nefret ediyorum insanlarin her yerde olmasindan cidden. bugun evde gecirilen gunlerden biriydi ve iyiydi cunku yani baktim ogk! oldum icim kalkti ya. herkes heryerde. hani everything is in its right place but nobody's in their own place demek istedim. sirf var olduklari icin nefret edebilecegim insanlar... bu kadar nefretle yasayamazki insan.
20 Nisan 2003
13 Nisan 2003
sagima ve soluma baktigim zaman cemberimin "kose"lerini goruyorum, baskasinin hayali ete kemige burunurken ben kendimden caliyorum. sonrasindan sadece kendimden nefret ediyorum. her calip baskasina kattigim zaman da icim cekiliyor ve icim cikamiyor. benden azaldikca cemberin daraliyor, ozgurlugumden de caliyorum. daraliyorum.
8 Nisan 2003
yemek yaparken insanin cani muzik dinlemek istiyor... ama her zaman olmuyor bu. sonra elinde bicak varken ne dinler ki insan. kesikler geliyo aklima. bazisi kazara bazisi bile bile. bazilari da yok. senin gibi yazsam buraya cok yakisir ama bu kadar bencil olma bugunku konu sen degilsin. sonra iceri gittigim zaman canim guzel bir seyler dinlemek istedi. istedi de hani cd kapagini modifiye etmeseymisim keske. the virgin suicides in cd kapagini koymusum onun ustune. hani suicide yani adi ustunde. bir bicagin uzerine hizla kosamam belki, ama demirlere tutunup birisi beni gorene kadar bekleyebilirim sanirsam. zaten herkesin intihari buraya kadar degil midir. hic gerceklesmeyeninden. sesimi duymak istemiyorum cunku bu gunlerde tonunu sevmiyorum, rengini de sevmiyorum. olum dersem o kizacak biliyorum dilime dolarsam kiziyor, iyi arkadaslar ne icindir adli kompozisyonda basi cekiyor arada lazim tabi... sana hic dokunmadim bu yazida bak gordun mu demek icin kivraniyorum degil mi? gecenin geceligi kalmadi artik, calismanin da calismaligi.
7 Nisan 2003
Beni terk edisin uzerinden zaman gecmisti, biraz sen gecmisti ama ben bir turlu gecememistim, her sabah bakmadan gecemedigim ayna gibi. Hani gecemeyisim ben gibiydi de sen sadece sen gibiydin. Terk edisin de sen gibiydi. Bana ait degildi. Bazi seylerde mantik aranmaz derken sanirsam bunu hic hesaba katmamislardi. Sadece senin yapabilecegin, belki de senin bile yapamayacagin da hani benim seni yapti sayacagim bir eylem; beni terk etmek.
Arta kalan arada bir gorulen suretinle arada bir duyulan sesin olmustu. Sikilan bir yumruk ya da ofkeden kabaran bir ses aradi gozler ama yoktu. Benim olmadigin kadar senin degildim demek isterdim ama o kapali gozler den cikan ses, gozun gorebilecegi baska biriyle birlesen hayatimi gonlunun kaldirmayacagini soyluyordu. Sonrasi o bildik uzun sususlardi sanki. Ya da bilmedik o uzun konusmalar. Tek bilinen o sessizlikte duyulan cakmak sesiydi. Konusmanin omru yanan her sigarayla uzuyordu ama gercekteki cerceveye bakinca birisi mutlaka arkasini donup gidiyordu.
Arta kalan arada bir gorulen suretinle arada bir duyulan sesin olmustu. Sikilan bir yumruk ya da ofkeden kabaran bir ses aradi gozler ama yoktu. Benim olmadigin kadar senin degildim demek isterdim ama o kapali gozler den cikan ses, gozun gorebilecegi baska biriyle birlesen hayatimi gonlunun kaldirmayacagini soyluyordu. Sonrasi o bildik uzun sususlardi sanki. Ya da bilmedik o uzun konusmalar. Tek bilinen o sessizlikte duyulan cakmak sesiydi. Konusmanin omru yanan her sigarayla uzuyordu ama gercekteki cerceveye bakinca birisi mutlaka arkasini donup gidiyordu.
Bir sen bir de ben vardin diye baslamak isterdim bize. Ama o kadar kalabaliktik ki... her sey gozume gunesin kactigi bir gunde baslamamisti ama gunesin erken battigi bir aksama dair birkac ani vardi aklimda. Bana ait olmayan duslerin aylagiydim ben, ta ki sen beni iceri davet edene kadar. Sen bana hicbir zaman otur demedin ki zaten. Durdugum noktadan sana bakiyordum, o kadar guzel bir gulumseme yayiliyordu ki yuzume ben bile sasiyordum. Gozlerine dokunmak istiyordum sanki ama ellerim hala cebimdeydi, ellerim kan icindeydi. Butun o cam kiriklari cebimdeydi, butun o dus kirikliklari cebimdeydi. Sen bana hicbir zaman otur demedin ki zaten. Bir ara dalmisim,seni, beni, biz sanmisim, oyle bir gulumsemisim ki gulumsememi dusurmusum, is bu ya, egilmisim almisim. Onu gormusum, biz in diger kosesini, beni benim olmayan biz in disina iteni gormusum. Cebinden cikardigi cam kiriklarini bir bir koltuklara serpistireni gormusum. Sen bana hicbir zaman otur demedin ki zaten. Beni, benden bir adim onde durup, dusundugun icin mi otur dememistin yoksa beni, benden bir adim uzakta durup, oturtmamistin koltuklara. Biz sandigim seni beni birakip gitmek istedim ama, okulun koridorlarinda o cok az bildigim koridorlar kadar az bildigim bir insana anlatirken soyledigim gibi, sen beni iceri davet etmistin.
6 Nisan 2003
korku kokar insan bazen. kedilerin yedigi kemigi aralarinda paylasamama durumunu hatirliyorum da nasil hirlarlardi birbirlerine. nasi korkardim demin koyun koyuna yatan bu hayvanlar nasil dusman kesilmistiler birbirlerine. o zamanlar korku kokmazdim cunku bana kadar gelmezdi hirlamalari. simdi korku kokuyorum. ben kemik kemirmeyi sevmesem de korku kokuyorum, saka yollu alinan sert darbeler var ama yine de korku kokuyorum. oysa ben bu sabah banyo yapmistim.
2 Nisan 2003
sabah ezaniyla dogdum ben. ilk ses ismindi kulagima
soylediler
yillarca izledigim
o bilinen yerden geldim. kasirgayla toprak arasi.
zamani unuttum birden
sedef aynasinda dunyayi
ust uste koyup
resimlerde kendini arayan
zamani
iste gokle yer ayni renk
mavi
zamani beni koynuna al
mavi
-biliyorum annen kokuyorum
biliyorum disi gozlerimde kaybolur zaman
kendini bagislar
ben bagislamam bagislayani
mi demeliydim
boyle sarsila sarsila
her bulusmada yitirdigimi bulunca
ne demeliydim o gulun dikenine tenimi acitan
bekle.
beklemek zamani durdurmaz
hissettirir sadece
bekle
derin irmagin o parlak cakilli
kimsenin beklemedigi zamani
sen bekle.
-ah! bilmiyorum ne kokuyorsun
her sabah yatagindan tasidigin bu isikla
hangi denizi ortasindan bolen bir inancin yalvacisin.
ac penceresini anilarin
gidelim
kaybolan en guzel yolculuk cocuklugumuzdur
ihlamur deminde bakislarin
mavi
islak
mavi
bir askin dogdugu ani insan hep karistirir.
yelda karatas
soylediler
yillarca izledigim
o bilinen yerden geldim. kasirgayla toprak arasi.
zamani unuttum birden
sedef aynasinda dunyayi
ust uste koyup
resimlerde kendini arayan
zamani
iste gokle yer ayni renk
mavi
zamani beni koynuna al
mavi
-biliyorum annen kokuyorum
biliyorum disi gozlerimde kaybolur zaman
kendini bagislar
ben bagislamam bagislayani
mi demeliydim
boyle sarsila sarsila
her bulusmada yitirdigimi bulunca
ne demeliydim o gulun dikenine tenimi acitan
bekle.
beklemek zamani durdurmaz
hissettirir sadece
bekle
derin irmagin o parlak cakilli
kimsenin beklemedigi zamani
sen bekle.
-ah! bilmiyorum ne kokuyorsun
her sabah yatagindan tasidigin bu isikla
hangi denizi ortasindan bolen bir inancin yalvacisin.
ac penceresini anilarin
gidelim
kaybolan en guzel yolculuk cocuklugumuzdur
ihlamur deminde bakislarin
mavi
islak
mavi
bir askin dogdugu ani insan hep karistirir.
yelda karatas
"hani..?" kendimden bir sey beklemiyorum ve sanirsam bu yuzden seviniyorum... oluyor bir seyler ben yapmasam da yapsam da bir seyler. ve seyler demek istedim bir daha. insanin kendini anlamsiz islere vermesi gibi. bir suru renkli boncuk icinde kaybolmak, sese dogru gitmek ve sesin isik oldugunu farkedip yanarak olmek. aynalarla ilgili paralel seyler yazmak ve sonra silmek. duslenen butun dusleri tekrardan duslesem zamanimi bitiremem sanirsam. kendime ait duslerimi duslemeyi en sona biraksam. dunyayi ele alsam. elime avcuma sigdirsem. formati kaydirsam, yolda yururken saga dogru ceksem... bir de bi umit belki sevsem.
1 Nisan 2003
sarki sozlerine asili kalmak mi yoksa dusmek mi. dusmek ve gitmek. kacmak ve itilmek. gorece kavrami hayatlarimiza girdiginden beri alinmayan kararlari kilerde biriktirir olduk. sonra kustuk karar aldiranlara. gunesi gozumuze sokup hizli hizli yuruduk sonradan farkettik icten ice kunderaya kufrettigimizi. ne'den kaciyorduk ki biz, kacilasi ne vardi. gunes vardi biraz da cimen. hani cay bile vardi istesek aslinda. keyfimizi bozan simitlerin citiri miydi ki sadece... kediler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)