31 Ağustos 2003

kiskanclik cesitli boyutlarda tezahur edebilir
eger ki birisi sevgilimi benden almaya calisirsa
anlamsiz bir sekilde pisiyorum
cunku isin icinde cazibe var
ama eger bir arkadasimi birisi elimden almaya calisiyorsa
isin icinde sadakat vardir
ama eger ki birisi arkadasimi cazibesiyle benden almaya calisirsa
kiziyorum
hem de cok kiziyorum
...
..
.

i can't wash you of my skin

-alo?
-.
...
....
.....
......
.......
........
.........
..........

30 Ağustos 2003

SoN SoZ (bilinmeyen bir kitabin arkasindan)

umidini yitirdiginde beni ara
bilirsin ben umitsizliklerin oralardayim her zaman
yasattigin her ani
yasatigin her aciya esit oldugunda,
bil ki seni ozluyorum
bil ki aci cekiyorum
seni sevmenin belki de kurali bu
....aci......aci....aci.....
seni en son ozledigim gun
belki de en son uzuldugum gun
seni en son bekledigim gun
senden ayrıldigim gun
bittigim gun
yasattigin her mutluluk
yasattigin huzne esit oldugunda
bilki seni istiyor ve ozluyorum
olmus olman lazim
seni baska turlu affeder miyim bilmiyorum
affetmek bana mi duser onu da bilmiyorum
icimdeki kasvet ve aldatilmisligi yenebilecek tek duygu var
derin bir yas
terkedilisimin degil
giden bir canin agirligi belki
kendiminkini saymiyorum
sayamiyorum
gunleri de sayamiyorum
materyalist bile olamiyorum
baska duvarlara bakiyorum uyandigimda
her sabah ki gibi uyanmamak icin sirf
vicdan azabim kasvetimi yense
gecer belki hersey.

29 Ağustos 2003

i know the past will catch you up as you run faster
the last in line is always called a bastard


sarkilardan fal tutan eski zihniyete karsi sucu playliste atan yeni gencligi olusturuyoruz.
uzun uzun yazip kusuyoruz.
aradigimiz kisilere ulasamiyoruz.
fikralara konu olacak sekilde operator teyzeye kufrediyoruz ve bundan buyuk haz aliyoruz.
statukoya yeniliyoruz siddetle ve hayal etmenin zevk verdigi herseyi sadece hayal etmeyi tercih ediyoruz.
haliyle hayallerimizi ikiye ayiriyoruz.
gerceklesmesini istediklerimiz ,ki bunlar statukoya uygun olanlar oluyor genelede, bir de sadece hayal etmekten haz ettiklerimiz.
ve aradigimiz kisilere ulasamiyoruz.
sonra basa donuyoruz once kopruleri yikiyoruz.
sonra bir soze tav olup setlerimizi yikiyoruz.
en sonunda kendimizi yakiyoruz.
herseyi unutmak icin kilometrelerce uzaklara kaciyoruz.
herseyden kactigimizi farkedince kosarak geri geliyoruz.
hic bir sey bizim ustumuze kalmasin diye cogul konusuyoruz.
geceleri hala yalniz uyuyoruz.
olurken yalniz oldugumuzu anlatiyoruz.
hic bir fiilin sonuna "-m" getirmemeye devam ediyoruz.
yine de seviyoruz.
belki bunu kufredercesine yapiyoruz ama yapiyoruz.
kendimize engel olamiyoruz.
bir iki arkadasi kendi safhimiza cekiyoruz.
bir siseye tav ediyoruz kendimizi sonra uzun uzun saydiriyoruz.
"kacmicam bu sefer!" diye kadehimizi kaldirip bagiriyoruz.
sonrasinda inceden bir hickiriyoruz.
"kacmicam ama kalip savasmayacagim da" diyoruz en sonunda.
en son soyledigimizi hep en iyi saniyoruz.
bir sure bu kaygan yanilginin ustunde yasiyoruz.
sonra dusuyoruz, kalkiyoruz, dusuyoruz.
elimizi alnimiza koyup dalga geciyoruz kendimizle ve turumuzle;
"neag! ya bir daha sevemezsem, neag!" naralari atiyoruz.
kimse sokaklarda ustumuze kaynar su dokmuyor.
ve biz belki bu yuzden hic kendimize gelemiyoruz.
ve aradigimiz kisilere ulasamiyoruz.
uce kadar sayip kosarsak herseyi kaybetmekten korkuyoruz.
sonra zaten hic bir seyin bize ait olmadigini farkediyoruz.
ama baska bir yanilsamanin icine duserekten ona kadar sayiyoruz.
sonrasinda yavasca kalkiyoruz yerimizden.
uyurken giydigimiz o en sevdigimiz takimi giyip ruh esimiz sandigimiz bedeni bekliyoruz.
ki o bedenden de cok sey beklemiyoruz.
biraz konusma biraz sarilma eylemi.
kimseyi inandiramiyoruz.
azla yetinmeyi seviyoruz.
kopardigimiz yaygaralarin hepsinde az'imiz bile olmuyor da gormuyorlar.
ve aradigimiz kisilere ulasamiyoruz.
boylu boyunca uzaniyoruz.
golgemizi bile yok ediyoruz.
cok seviyoruz....cok...
golgemizi...


18 Ağustos 2003

birisini hatirlamak onu unutamamis olmak demek degildir ya...
degildir tabi.
Rustik Me$e demisti vakti zamaninda o geldi aklima. hani hep de derim. aktarim durumunda. gozumuz hep o yitik taksim gencligindedir. anne babasi ayri, psikolojik sorunlari olan, hayatini duzene sokmamis, muhtelif zamanlarda bilincini yerde birakip kendisi goklere cikmis... agzimizin suyu akar her zaman. biz oyle olamayacagimiz icin midir yoksa onlar bize cok ulasilmaz geldigi icin midir bilinmez. ama sonra eklemisti Rustik Me$e; "ama hep gelip bizim gibi normal adamlarla cikarlar." diye. hakliydi. biz hep gidip onlar gibi normal adamlarla cikardik.
sonradan bu ulasilamaz olanlar ulasilir oldu zaman icinde. gozle gorulur elle tutulur oldu. biz hala hayrandik onlara. nasil da yazip cizdiklerine. onlar bilinclerini yerde birakip goklere ciktiklari zaman hala kabul gorur durumdalardi...
ne zamanki biz bu insanlari kendi hayatimiza dahil ettik biz yipranir olduk. konusulmayan konular oldu bunlar ve sinirlere hakim olmak gerekti. ne zaman ki hayatimiza dahil ettik bu insanlari bu hayatlara kendimizden cok onlari dusunur olduk. hayatlari bir duzene girsin istedik. nerede kalir nerde uyur dedik, "ben hallederim"lere tav olduk uzun uzun sustuk. bilinclerini yerde biraktiklari zamanlar uzun uzun konustuk bilmedik ki.. bilemezdik ki. bilince sahip olmak cok mu onemliydi bilmiyorum.
EgoMyLegO demisti gecenlerde bir suru sey ama secip alasi geliyo insanin...
"Dusundum de biz eskiden walla daha akilliydik, hayat bizi telasli yapti bence..."
"Bizim inanca ihtiyacimiz var safi inanmaya..."
ozendigimiz hayatlar belki her zaman baskasinin hayatiydi ama aslinda biz kendi hayatimizdan o kadar memnunduk ki; ozenilen ne var ne yoksa sudaki aksinden siyrilip icimize dustugu zaman farkettik bunu.

17 Ağustos 2003

Her zaman hersey olmaz derdim ya olmaz iste.
Her seyin cok guzel gittigi bir anda bile akliniziin ucundan bile gecmeyen bir insani karsinizda bulabilirsiniz... hem de sizi ilgilendiren hic bir seyin olmayacagini dusunseniz bile.
Hayatimi kurarken kendimden baskasini dusunmuyorum dersem yalan soylemis olurum.
Hayatima her giren muhtemel kuvvetle benim de dusunce alanima giriyor.
Ama yogunluk farki beni her zaman yari yolda birakiyor.
Arkadaslarimi dusunuyorken sonra kendimi sevgilimi dusunurken buluyorum. Zamani gelip herkesi dusunmekten ali koydugum zaman kendimi sessiz sakin bir hayatim da olmuyor.
Anlayacagin cogu zaman cogu sey olmuyor.
Sadece zaman gectikce biz daha akillaniyor, aklimiz bize zarar oluyor.
Sonra hersey netlesiyor ve bizim canimiz daha da aciyor. Ne hikmektse hep de bizim canimiz aciyor. Kitaplardan okuduklarimiza bakiyoruz da sonra da kulaktan dolma seylerle onlari kombine ediyoruz. Totalde elimizde ozdeyis bile olmayan saga sola degmeyen deyisler kaliyor. Neden hic bir zaman biz tutup da birisinden “beni uzersen seni cok kotu yaparim” cumlesini duymuyoruz diye kendimize sormuyoruz. Kirilganligimizi bir onur sayiyoruz ve oylecene yasayip gidiyoruz.
Hayatimizin bir kisimini bir sonra adimi dusunerek geciriyoruz bir kismini gecmisi sorgulayarak geciriyoruz bir kismini baskalari icin uzulerek ya da sevinerek geciriyoruz bir kismini baskalarina kizarak geciriyoruz bir kisimini kendimizi sorguluyarak geciriyoruz ama hic bir zaman hayatimizin kac kisimdan olustugunu sorgulamiyoruz. Onu devamli parcalara boluyoruz ve birilerine emanet ediyoruz. Kimse bize neden bisi emanet etmedi diye sormadan hem de.ya da emanet edilenin kiymetini bilmeden gecip gidiyoruz hayattan.
Arkadaslarimiza kiziyoruz. Sinirlar ciziyoruz. Ahmet ayseyle konussun ama veliyle konusmasin diyoruz. Uzun bi sure bu tutumu koruduktan sonra kendimize gulup geciyoruz ama sonra kendimize su guzelim kisimlardan bir tane daha yaratiyoruz ve baska bir rejim uyguluyoruz insanlik iliskilerimize. Ve sonra tek yaptigimiz oturup bu kismin da gecmesini beklemek oluyor. Arkadaslarla konusurken de kendimize bile soylemeye korktugumuz bir sekilde “hayatimiz da amma pembe diziye dondu” diyoruz, biramizdan bir yudum daha alip yan masadan birisinin sacina gozumuzu takiyoruz. Ta ki masadan kalkana kadar. Masadan kalkarken hala kararsisiz gozlerimizi emanet biraksak mi yoksa yanimiza alsak mi? Severiz ya emanet etmeyi. Sormadan sorgulamadan. Bu sormayip sorgulamama kismi bize ilerde sessiz sakin durduktan sonra hizlica ve bir o kadar da anlamsizca taaruza gecme konusunda yardil yataklik edicektir cunku. O kadar aptaliz ki... aptalligi o kadar da seviyoruz ki..
Mor ve Otesi : “....aptalligin bile tam bana gore...cocuksun sen...” cocuk olmaktaydi belki de butun sorun.
Hayatimizin bu evresinde cocuk olmakla sarhos olmak ayni kapiya cikiyordu. Cocuklarin yaptigi seyler “cocukca” olma sifatiyla kamufle edilirken bizim bu kamuflaja yasimiz tutmuyordu oysa elimizde baska bir silah vardi. Saf alkol! Bu sefer butun yaptiklarimizi bes alti sise biranin arkasina sakliyorduk ve “ah yapma... o kadar sarhostum ki hatirlamiyorum” kacinci biradan sonra yapilan sacmaligin legallesecegini merak eder olmus ve hesaplar yapar olmustuk. Tutardi ya cogu zaman bu hesaplar.
“seni seviyorum”lari alkol ikindilerine saklardik. Benim hic alkol ikindim olmadi mesela. Ama siirlerde oykulerde cok duydum alkok ikindisinde dile dokulen sevgilileri. Sonra sevgililerimiz olurdu. Onlari cok severdik onlardan da bizi cok sevmelerini beklerdik. Aile birelylerinin bizden once gorup gecirdigi safhalari hic ciddiye almayarak yuksek oldugunu bile bile o duvardan bi kere de biz dusmek isterdik. Ikisi bir arada olmaz diyen seslere once gulerken sonradan yeseren akil ve mantik ikilisi bizim gozumuze sokar olmustu bunu. Sever olmustuk, yardan degil de soylenenlerin hepsinden gecer olmustuk. Ilk belirtimiz inanamamak olmustu. Hic bir guzellik gercek olamazdi. O yuzden insanlar “gercek olamayacak kadar guzel” derdi. Belki de bu sozden sonra “inanilamayacak kadar guzel” sozune alismisti. Ya da guzel olan hic bir seye inanmamaya. Sonra inanmaya yeni inanclar insa etmeye ve hayattan cikan her insanla o inanclari yikmaya. Ogrenilen bir kac seyi yanina kar sayarak gunluk hasilati cikarircasina hesaplara devam ederdi. Insanoglunu bu kadar anlatirken kendimi nasil da nimetten sayip bu topluluktan ayru tutabilirdim ki? Asagi ya da yukari tutmak bile degildi bu...
herseye kusup gitmekle olmadigini gorunce insanlar (ve ben) bir kez olsun kalmaya karar verdi. Amac kalip savasmak degildi ve tabi ki bir kez olsun cekip gitmek de degildil. Ilk kez neden aranmayacakti. Nasil ki ilk kez final cizgisinden sonra aramamak ogrenildiyse bu da basarilabilirdi. Insani yakan icindeki aski midir yoksa aklindaki inat midir bilinmez.
Son evre sandigi her evre asik oldugu evredir. Mantik bu evreyi durtuklemeye basladigi zaman her kitabin yazdigi gibi mantik aski koreltir. Ama bir kisim insan bununla ilgilenmez ki biz onlara kubizm dururken carpe-diemci deriz guler geceriz hatta.
Bazen insan sadece var olmak ister kendi varligiyla hic bir zaman yetinmeyen insan bazen sadece sevdiginin de onunla beraber var olmasini ister. Karamsarlik katarsak isin icine bazen sadece bunyesinde sevginin var olmasini ister.
Inanclari da bunlarla beraber var olur ve bunlarla beraber yikilir.
Secim noktasina getirmek istemez hic bir seyi... mantigi mi yoksa aski mi diye. “kendini korumak icin surekli mantigini kullanan birinin mantigiyla degil mantiksizligiyla anlasilir bir sey olmali ask” derken orhan pamuk ben kitabin sadece bu satirlarini okumustum.
Istemiyordum ben bu cumleyi duymayi...
“hayir yuttum.....”
bana da yazik.

16 Ağustos 2003

cok var. yan yana degil hatta ust uste bu sefer.
sorarsan laf arasina laf icine laf altina hepsine sozum var.
ama diyecegim yok sanirsam.

12 Ağustos 2003

Laf ici:
"Peki..." dedim, "...ya sen, ben?" / Dedi ki, "Normal!"
"Peki biz, ikimiz?" / "Valla gayet normal!"
"Halimiz?" dedim / Ne dese begenirsin, "Normal!"

Mmm, biri anlatsin hemen, nedir bu normal
Mmm, canim sikildi artik, yoksa ben miyim anormal

ben daha fazla bisi soylemiyorum ve Bulent Ortacgil'e tesekkuru bir borc biliyorum ve bu sarkinin sozlerini kendim yazmiscasina dialoglar yasamamin verdigi sevkle de suraya bir iki kahkaha serpistiriyorum...

Laf arasi:
tatile gitmek baska tatile cikmak baska bisi galiba bilmiyorum cok fazla da anlamiyorum. ama benim icimde tatile cikma hevesi kalmadi. napayim kalmadi iste.

Laf ola beri gele:
yine basladim. uce kadar sayip hizli bi sekilde kosmaya basliyorum. dizlerimde belirsiz bi sanci var. kim anlar ki bundan? onsozleri kim okur? dipnotlari kim okur? selim isik usenmemis herkese bir onsoz yazmak istemis. ben de yazabilir miyim acaba?

Laf bu:
PurpLe dilime doladi bilmeden ne cok severdim ben bu sarkiyi. ben hep sana gelirim beni anlasin diye tenin... sonra iste herkes gibi bu sarkilari yapanlar da sapitti biz de baska sarkilara kaydik. kulakta nick cave olsa bile hala you touch me and my mind goes ashtray dinleyemedik.

9 Ağustos 2003

My dReaMs MoVe oN
My dReaMs MoVe
My dReaMs
My
...
?

gun bu elbet gecer ama akla gelen vardir ya bi de, iste o gecmez...

04.08.03

bedenimi tasidim cunku tasiyabildigim en agir sey oydu.
gozun gorebilecegi en uzak yere gittim
hani gittim de yenik dustum sey tekrardan tekrardan kendim oldum
sahip oldugum gorsel hafiza oldu.
burasi dediler cok guzel dediler dediler de gittik oraya.
o kadar kisi arabaya dolusmustuk hani aklimizda pek bisi de yoktu.
durduk da yildizlara baktik.
tam o sirada durttu beni gorsel hafizam
burasi dediler cok guzel dediler
burasi dedim evet cok guzel ama burasi bizim santiye dedim
bu arabadan cikip buraya yaslandigim zaman gozumun gordugu tek
goruntu bizim santiye dedim...
zamansiz saldirisiydi bu da benim gorsel hafizamin
beni saran kollarin bi anda irkilmesiyle sonra tekrar beni sarmasiyla
ilgili miydi bilmiyorum gorsel hafizam yoksa baska baska seyler mi?
ama orasi saatlerce gittigim yol sonrasi beni karsilayan manzara
olmamaliydi sanki.


05.08.03

bunyeyi alkole yenik dusurup sacmalamayi legallestirmek en guzel
elbette hele hele hele yaz gunuyse ama ya etraf bombossa...
oturup bi cam agacinin dibinde sakin sakin icmek en guzeli olsa gerek
hele hele heves ettigin makyajinin simlerini gokte kayan yildizlar
saniyorsan daha da mi bi mutlu olmalisin ki ne.

06.08.03

gorsel hafizanin yaninda tasidigim isitsel hafiza oldukca yavas
isliyor. "bu bizim sarkimiz olsun" repligini bir arkadasinla diline
doladigin zaman ayni vurucu etkiyi yapmiyor olsa gerek ki jim morrison
touch me baby can't you see that i am not afraid diye basladigi
sirada ben coktan unutmus oldugum bu sarkiyla hafizama bir seyler
dusurmeye calisiyordum.

Laf alti:
Zamansizlik kavrami en cok yazin bas gosterir dersem yanlis bir
genelleme yapmis olurum biliyorum. ama sabahin alti yirmi ikisinde
saclarin cok guzel olmus diye bir mesaj atilirsa eger (0509) akla tek
isim gelir. icten gecer vicdan muhasebeleri ve yine kazanan taraf
olmanin verdigi sevkle havai fiseklere bile mahal vermeden sessizce
ortam terk edilir.

Laf arasi:
EgoMyLegO demisti bi keresinde "benim bi sinirim vardir senin
arkadaslarinla senden fazla yuz goz olmam" diye. dusunceler beni alip
goturmuyor degil. sectigim arkadaslarimda mi bi degisiklik yapmam
lazim yoksa sinirlari tekrardan bi daha mi duzeltmem gerekiyor bilmiyorum
bu sefer sakin cikip birisi bana abartiyosun demesin. bu ucgenin uc kosesi
var ve iki kosesi biraz garip.

Laf ici:
tam dikkat etmedigim bi benzetme vardi george orwell in yazdigi 1984 ile cep
telefonlarinin sayesinde her an bulunabilmek ile ilgili. kitabi da daha
okumadigim icin dikkat etmemistim. uzak yerlere giderken yanimda goturdugum
cihazla kendi kendilerini iptal ettiler. ben iptal ettim onlari daha dogrusu.
tatil kelimesinin tam kelime anlamini yerine getirirken tus takimi denen
hadisenin icine kacan kumlar ilgi alanima girmiyordu. arada derede alinan
mesajlar vardi bir de kaybolan inanclar. bir de timur selcugun yorumladigi
sarkilar vardi.

...beni kor kuyularda merdivensiz biraktin...

sonrasi malum uzun sessizlikler. bu sefer bu lafin ici pek olmadi anlasilan.
olsun en azindan ben denedim. canim artik laf ici yazmak istemiyor zaten.

materyalist bir insan olarak en cok deger verdigim sey sevgim ve degerlerim
sanirsam. onlari da bozdurup bozdurup harcayamam malum kiymetli.
sonra elalemin dilinden kurtulmus olurum...
hay canina yandigiminin...

3 Ağustos 2003

ben doktum bunlari ama turevini de dokmek istiyorum sanirsam.
orda oylece oturmak... elimde bira sisesiyle o kadar kalabaligin icinde oturmak.
o kadar insanin icinde o kadar degismek ve bu degisimde yalniz olmak.
yine de gulumsemek.ne oldulara susmak cevap vermemek.
her zamanki gibi olmak. belki de her zaman boyle olmamak
ve dolayisiyla nooldu'lara maruz kalmak. ... bilmiyorum...
bir kaset doldurmak ve devamli onu dinlemek.
...gozyaslarim hic sana degmezmis...

hic bir anlami olmadigini tam o zaman farketmek
arkadaslarini gormek
senin olmayan arkadaslarini
her zaman gozunun onunden gecip giden suratlar degil onlar
senede bir ya da on bir kere gordugun yuzler ama yine de gozunun onunden gectiler dun gece...

ben bu sefer dayanamiyorum da gidiyorum
beni bilen herkesin gozleri kor kulaklari sagir olsun istiyorum
dilleri sissin konusamasin istiyorum...
ya da bunu kendiliklerinden yapsinlar istiyorum
sana bir sey olsa ben tabi ki haberini alirim diyen dillere inat...
bunyeyi kirma konusunda yarisan ikililer ucluler var
BodRuM BodRuM... BodRuM BodRuM...
nerden baslasam nasil anlatsan.
butun kanallari tikasam ve olsem
sokagin bir kosesinde kivranarak olsem
bunu demicem tabiki olmem ben
EgoMyLegO demisti hatirlasana: topragin kokusu simdi daha da yakin
ama o bunu gercekten sevenler icin soylemisti.
demek ki oledebilirim...
beni biraksaniz herseyi yapabilirim
cunku ben materyalistim ve 15 dakikalik gulme krizlerine sokabiliyorum insanlari
da bir turlu ben giremiyorum o gulme krizlerine.
belki bu yuzden gidiyorum. ya da gittim saniyorum.
sonunda kendimi de heryere benimle beraber goturuyorum da hani istemiyorum paradoksunda boguluyorum. yok yok bogulmuyorum da.

en kotusunu en sona sakliyorum galiba. selim isik geliyor aklima devamli. tutunamayanlarla birlikte yasamak istemisti ya. oturdugu sirada yaptigi o kucuk hesaplar insanlarin kafasindan gecenler icin yaptigi o tahminler ve kendini o yipratislari. bende sonradan hirpani bir sekilde ortaya cikan hersey... o susmayi bilmis belki de.

insan okdugu romanin karakteriyle kendini bagdastirabilir ama birisi tutunamayanlar biri de sirca fanus olunca cidden;

topragin kokusu simdi daha da yakin...