29 Haziran 2003

seninle daha konusmaya baslamadim dedin bana. oylecene yaninda otururken bile bir suru sey icin tesekkur edebilirdim sana da ettirmedin. sana heveslisin dedigim zaman yanilmamistim, nasil ki sen beni ilk gordugunde dusunduklerinde yanilmadiysan. o kadar rahata ozlem duyuyoduk ki, sakinlesmek gerektigini farkettik. SaKiNLeSh ya da LeShin cikar gibisinden hani. neden bu kadar gergin oldugumu anlamadin telefonun obur ucunda ama anlatamadigimi hic dusunmedim neden ki ne... sen ve ben ve artik yeni yeni olusmus bizin disinda kalan insanlara kafa yormami anlamlandiramadin. ben de seni kiskandim, anlamlandiramamani. hep ozenmisimdir bu duruma. anlamlandiramamak ve bu yuzden de takilmamak. saclarinin ucuna ucusarak takilan bi parca anlamsiz bi obje olmak, orda sallanmak daha sonra yere inmek. dus'mek...
burasi benim... sadece benim... burdakiler de benim... gozleriniz kapali okuyun burayi,beni... ayni pamuklu dolgu maddesinin uzerinde uyuduktan sonra bana tutup da o beni daha cok ziyarete geliyo diyen bunyelere ben ne anlatayim. muhtemel dusunceler ucusurken etrafta ben sadece anlamiyorum, telefonun bir diger ucuna dogru kosarken buluyorum kendimi bu sefer bana neden bu kadar gerginsin baska insanlar yuzunden diyor. o da hakli... beni daha bilmiyor. zaman istemiyorum artik. elimde olan zamani yasiyorum. kekin alti yaniyor ama ben hala inatla ustunden kemiriyorum. yazilan hic bir seyi silmiyorum ve birisinden asirdigim ama sirasini hatirlamadigim misralari sessiz sakin uzatiyorum sagima soluma... bir seyi silsen de karalanmamis edemezsin ya da yazilani... hatirlamiyorum. oysa ki eskiden ne guzel hatirlardim ve eskiden oysa ki ile baslayan ne guzel cumleler kurardim. eskiye oykunerek "-iyor" ekini kullanmayi unuttum. gelecege ozenerek "-di"lerden nefret ettim. sirada bekler saldiriya gecen bunyeler. bir iki gunu kaldi... siradaki insan saldiriya gecicek ve ben yine hayatimin daha kac kosesi oldugunu merak etmeye devam edicem. bulundugum yerden butun koselerini goremiyorum...

26 Haziran 2003

diger yandansa sen benden daha cekingensin diyen sesi duyuyorum. yine konusarak yasamaya calisiyorum yine yaniliyorum ama bu sefer ben kendime gulerken bir baskasinin da benimle beraber guldugunu farkediyorum. senin de hayatina teget oldum dedigim zaman gerekli azari isitiyorum... kapip koyverme surecini bir kere daha uzun uzun erteliyorum. varolan, olan, an.. belki de an be an. yolu bilsen de seni oraya goturmek istiyorum cunku yarin da bunu isteyip istemeyecegimi bilmiyorum. o an, an be an istiyorum ve yapiyorum...

it’s hard to say what it is i see in you ...


bir yandan nasil insanlari hayatimda barindirdigima sasiyorum... bir yandan beni sinirlendiren insanlara sinirlenmekle geciriyorum zamanimi. benim buyur ettigim bir insanla diyaloga gecmek icin beni ezip gecip benden once baska insana ulasmaya calisiyor bu insanlar. nerde edeb adap nezaket... napiyorsunuz anlamiyorum. size sadece cok fazla sinirleniyorum ve tek yaptiginiz son gunlerde benim sinir kredimden calmak. siz yetmiyormusunuz gibi bir de hayatima girmek isteyen ama omuz atarak kapiyi bile kiramayan insanlar gerisin geri beni rahatsiz etmeye basladi. cekilin gidin basimdan...

25 Haziran 2003

bir filozof soylemis sanirsam bunu ama calip cirptigim kadar da yanlis hatirliyor olabilirim... yeryuzundeki butun kitaplari yaksak dunya aydinlanir... ben bi kibrit yaktim sen mi yanarsin yoksa ben mi yanarim bilmiyorum. hani bilerek ve isteyerek diye bi deyim vardir ya, atese dusmek mi atese atlamak mi olmayan her seyden herhangi bir seyler var etmek mi.. aklina ne getiriyorsan getir, arada sirada beni de aklina getir. hic bir soru sormadan sirnasmayi sevdigim icin mi oylece oturdum yoksa sana sirnasmayi sevdigim icin mi diye dusunmeden oylece oturmak miydi guzel olan. pis burunlarini kendilerine ait olmayan islere sokan bi ton adamla beraberken ama ozellikle bir tanesinden bin gunesin lanetiyle nefret ederken bile sakin bi sekilde oturmami saglayabildin... ve simdi sira zamanin gecmesinden asinmaya ugramada ve biraz sende biraz bende...

24 Haziran 2003

the words i'm longing to say...
the feelings i'm dying to keep hidden...

...keep me in your bag...

23 Haziran 2003

hayal kurmazsan daha guzel olur hersey demislerdi ya hani, ben de uzun zamandir oyle yapiyordum anlasilan. sonradan sonradan icimde kalmis o battaniyenin bu battaniyenin ya da her hangi bir battaniyenin altina girip oylecene yanina kivrilmak istemisim ben. ama tabi hem o gece gecti hem o ambians gecti hem de ben gectim. olmayacaklara bir ilmek daha...
bir parca battaniye o kadar tatli gelebilirdi ancak. kim vardi etrafta diye bakinirken bir anda hic dusunmedigin bir hareket yapmamla, olasi hic bir seye yon vermeden ordan ayrilmamla ama aslinda kalmayi cok istememle... seni gorursem taniyamam derken yuzunu kaplayan seylerden bahsetmiyordum ama yine de sen tanidin ya da tanittilar. nedensiz sevindim hani uzun uzun bakmak istedim yuzune de bakmamak lazim dedim kimseyi zan altinda tutmamak tesekkur ettigim zaman aldigim gulumsemeyi cebime atmak istedim. simdi sesim sana ulassa ne der bilmiyorum ya da sen bana ne dersin. ama sen yuzumdeki gulumsemesin be...

19 Haziran 2003

i mean you no harm (it's impossible to say)
when i tell you you’re blind (it's impossible know)
karsimdaki, balkondaki kadinin devamli agladigini ve hala susmadigini soyledi ,icimden gecirdim cunku bazen yersizdir herseyi soylemek, umarim bu kadar aglamaya yol acan bir durum olmaz su sure zarfinda. o yuzden mi birsey geldi ustume oturdu. konusamiyorum soyle inceden sizi sizi aglamak istiyorum da bana karsi cik istiyorum insan sizi sizi aglamaz diye. bir sey soyle de orda oldugunu bileyim. karamsarlik degil de hani baska bir kelime arar gibi sonra da tutup bulamadim diye sana kizar gibi...sonra da zamana kuser gibi. yazmayi yitirir ama seni yitiremez gibi.

17 Haziran 2003

ve en cok sevdigim zamanlar yazip yazip paragrafin sonunda hic bir anlam icermedigimi gordugum zamanlar...
bileske kelimesinden bazen nefret ediyorum.... hayat da bazi seylerin bileskesi ve bu can sikici bir durum... her geriye donup baktigim zaman aslinda bir sene oncesinde ve belki daha da kisa bi zaman oncesinde orda olmayi hic dusunmemistim diye geciriyorum icimden ama hic bir zaman kendime bi sinir bi hedef belirleyim ilerlemedigim icin anlamiyorum bu bi regresyon mu yoksa tam tersi mi diye... cok sevdigim bi sairle tanistiktan sonra "eh artik nazim'i mezarindan diriltirim" diye saka yaparken bir hafta sonra onun kadar cok sevdigim bi sairle tanisirken de ortada bir hedef yoktu ya da kisa isim sahipleriyle tanisirken de... bir yerlere dogru gitmek var bu hayatta ya da bir yerlerden bir yerlere savrulmak ama can sikan mudahele butonunun calismamasi. ortada cam yokmus sanip elini attiginda elinin acisi cok da onemli degildir ya hani ama bilerek ve isteyerek attigin bir yumruktaki parmak citirtilari bir baskadir. sen de bir baskasin denecek bir suru adam gelir ve gecer, herkes bir doneme mahsus bu ayaklari yerden keser ya da neblem onun gibi seyler. hersey bir kisir dongune girdiginden beri ve herkes birbirini tanidigindan beri isin tadi tuzu kacmaya baslamistir artik. duslenen eskiden cimenlere yatip uyumakken simdi duslenen huzur olmustur. seni seviyorumlar yerini dur bi dusuneyimlere birakmistir. lise cagindaki insanlarin kafasindaki kocaman tokalara bakip keske tek derdimiz su tokanin rengi olsa denmeye baslanmistir. sonra da kendi icimize bir donulup bakilmistir,bakilmistir da bu kadar anlamsiz seyleri dert etmeye utanilip utanilmadigi sorulmustur... kiyas donemine girilmistir dert konusunda. kimlerin ne derdi var basligi altinda kendimizi incelemisizdir...sonra da herseyi birakip en uzak mesafe olan odamiza gitmisizdir... give me wings give me wings now i'm stuck on the ground

16 Haziran 2003

sozleri soyle degistirmek istiyorum ki...

my black eyed boy
you should know
life has nowhere else to go
sorun belki de anilarina cok bagli olmakta.. gecip gidenleri ne kadar sevdigin degil de...

14 Haziran 2003

when lonely days turn to lonely nights
you take a trip to the city lights
and take the long way home
take the long way home


hayata giden uzun bir yol yok anlasilan. ben uzun olani secmeyi isterdim ama bu hayat denen seyin icine dusmeye o kadar az kaldi ki. keplerinden dusurdukleri puskulleri kemerime ilistirip daha ne kadar dalga gecebilirim ki onlarla? er ya da gec belirsiz bi trajedinin icinde yer alip birbirimizi tanimayacagiz bile ahmet bey ve ayse hanimlar olacak da hani okul arkadaslari kalmayacak. akacak mecra ariyorum, ofislerden mi kaciyorum...

13 Haziran 2003

senin yaz muzigin var mi? bu sabah ben kulagima uzun zamandir asina olmayan muzikle bindim otobuse bugun bos bir gun olmasi gereken bir gundu ustume coktu coktu de yorgunlugumu alan banyo sonrasi nick cave beni sana tasidi. ellerim kollarim oylecene sarkmis basim dusmustu ama yine de sana ulasabilmistim. gozumun onunde bir teras ve yuzu beyaza calan ben vardim. kara kara duslere dusmek gibi mi beyaz bembeyaz sabahlara uyanmak gibi mi? pencere onu cicegi icinde soz barindirmadigi zaman beyaz bir tavana benziyor.. ne dusunursen ne islersen ustune...

12 Haziran 2003


seni yarin gorme sansim var mi? cdlerini yanimda tasiycam ona gore...

mesajin kimden geldigi mesaj okunduktan sonra yazarsa boyle anlamsiz bi sekilde carpar kalp. yan dolmusta giden insanlardan birisi tanidik ciksa ben oldugum yerde cirpinsam ya da cumbalara memelerini yayan kadinlarla konusmaya baslasam acaba onlardan birisi olur muyum ki? her konusulan insana benzeseydik.. seninle konustugum icin de bir seyler olurdu bunyemde...

bizimkiler bilirler bana dokunmayacaklari zamani... dun ilismediler butun yersiz yurtsuz kredimden caldim bende. ama sen hala sinirime dokunmaman gerektigini ogrenememisin. iki gundur ictigin otu yirmi iki gun de icebilirsin. hayat bu.

10 Haziran 2003

sana kizginligima bir kredi daha ekledim,yazinsal hayatimda cok fazla sacmalamama neden oldun ki bunu en az affedebilirim. bak,bu cumle bile bi anlamsiz oldu...
butun dokumanlari ve kagitlari birakip yere uzandigim zaman agirlastigimi hissediyorum. tortu gibi dibe cokuyor sanki vucudum. ve tabi ki sen de onlarla beraber cokuyorsun. salondaki muzigin arka odaya kadar yayilmasi gibi duyuyorum seni. sicaksin, cunku sicagim. pamuklarin icinde uyuma dusume geri donuyorum sen ustume bastikca. dusler hangi zaman diliminde terk edilir ki geri donulsun degil mi... duslerimi terkettiren degilsin sakin merak etme, uzerine dusen benim vucudumdan baska bir sey degil. sorumluluk, sahiplenmek, sevmek, nefret etmek... icinde benimsemeyi barindiran ve ikinci bir olgu olarak kendisini var eden butun bu eylemler... sen de olmayan eylemler. oturup saatlerce telefonda konusurken onumdeki kagidi anlamsizca karalamak gibi miydi seni karalayisim yoksa anlam aranmamasi gereken bir durum daha beni boyle apansiz yakalamisti. bu beyin bosaldigi zaman adin bir yankidan ibaret olucak ama telaffuzu benden olmayacak. butun nefretimi kustugum zaman bilmis olucam senin artik etrafta olmadigini ve canimi yakmadigini... kin..dar...

9 Haziran 2003

belki bende de vardir anlatacak bir seyler ama sende o kadar cok var ki beni yaralayan cumle onlarin uzerinden kendi derime dikis atmayi tercih ediyorum sanirsam.

NedeN HeR SeFeRiNde KoNu BuRaYa GeLMeK ZoRuNda Ki?

bilmem. normal insanlar gibi neden konusamadigimizi sormustun bana. ben de sana bir suru sey sormustum ama hani onemli degil di ya ondan hepsi havada asili kalmisti. senden ne istedigimi bilmeye bilmeye gozlerim kapali gidip geliyorum bir anlamsiz koyuluk icinde. senden aldigim hicbirsey ile beraber bisiler uretmeye calisirken kendimin bile burun kivirdigi sacmaliklar yaziyorum,yaziyorum da hala seni anlamiyorum... uzun sure sacmalayan bunyeler ve seken atlar ayni kefeye konulur mu?
degirmen gibi doner basim
sevda degil bu bir hisim


geceden aklima kalan bir tek bu dizeler... ne de guzel dizeler ama... seni aklimdan gecirmeyisim gibi bir suru sey geciyor aklimdan. bir hisimla seni arayisimi ve ayni hisimla telefonu kapatisimi anlattin bana. yoksa bu sevda olmayan hisim miydi ki ne? ben daha o zaman bu sozleri duymamistim desem bana inanir miydin? ya da seninle konusurken biraz kenara cekilip isigin yuzume dusmesini izlemek istedigini soylediginde (yine kendi seklinle) dilimi tutmasaydim da sana cevap verseydim... tek nedenim ve istegim seni kirmak olurdu. cebimde tuttugum ignelerden bir demet sunardim sana sen de daha bitirmedigim o meyvanin cekirdegini tum gucunle karsi apartmanin duvarina carptirir gibi igneleri de o duvara carptirirdin. olan biten yine benim ignelerime olurdu. ozenle saklanmis ve degerli ignelerle duvarda kirilmis ignelerin bazi zamanlarda hic bir farki yoktur...

dusuncelerimi bile toparlatmiyorsun, bu daginiklikta yasamak mi olacak senden kalan yoksa krizamtasyonist bir insan mi olmak?

6 Haziran 2003

sen,sen,sen ve sen. bir de sen! soyle su tarafa gelirsen sevinirim... bu sefer sana soyleyeceklerim var.

you take up my time
like some cheap magazine...


great expectations filmini neden bu kadar sevdigimi asla bilemezdin zaten.sen sen sen ya da sen!

let me tell you
it's luck for you
that we're FRieNdS

4 Haziran 2003

bir alemlere dalmak,bir alem olmak. bir garip olmak en sonunda. her zaman soylenecek olan ama soylenmeyen bir ton seyden kendine sadece bir tane secmek ve onu sayiklamak. sonra saire kanip hikayenin olmadik bi yerinde durmak hani bin vakti bir zamana sigdirarak diyordu ya. bitmek daha dogrusu. sadece bitmek.ne guzel olurdu. neden bu kadar kizgin oldugumu sordular? yapabilecek hic bir seyim olmayisindan dedim. gelmeni bile istememem gibi. beni aramayisin gibi. aradigimda cevap vermeyisin gibi. butun bunlara gecip gittiginde gulecegim gibi. herseyin yalan oldugu gibi.senin gibi...

2 Haziran 2003

"en kotusu de bu galiba..." diye baslasam biraz zaman gectiginde daha kotusu olur. hayat bu adli kompozisyonda basi cekerler sonra sirayla. dun gece uyurken farkettim yorganin ucunu yastigima koyup kafami da uzerine koyuyorum hani sanki eline koymus da oyle uyuya kalmis gibi. hic bir sey aslinin yerini tutmaz di mi? tutmaz bilirim.sen de bilirsin de iste siirde demis ya "serde erkeklik var aglayamam..."
"...zihnimdeki isiklar kadar... varsiniz,elbette varsiniz.zamanlar icerisinde,zamanlardan zaman begen,kulpuna uydurularak,bir cirpida terk edilisleriniz.hinzir hinzir terk ettikleriniz.saclarinizin az onceki yagmurda hafif islanmis hali.ve kirmizi.siz,siz,siz.ah siz,ne kadar da bensiniz.az once kiziltoprak'taki benzincideydiniz.bp'nin ustunuze vuran yesil floresaninda gececi benzincilere "sigaraniz var mi?" diye sormustunuz.o yesil floresan isiginin fosforu altinda bir kurbaga prensessiniz.ve kirmizi.derken uzun farlar...o mesum uzun farlar.su gelmis,su gececek,komiksiniz,su zamanda yolculuk yapan kufurleriniz..."

MuGe IpLikCi...
her zaman dile dolanacak bir seyler vardir ve her zaman anlatacak bir seyler vardir.eski sevgililer hic bir zaman unutulmaz, onlar her daim inkar edilse de bir sekilde (herkes kendi seklinde) sevilirler... ta ki en kotusu baslarina gelene kadar. kiz onu seviyordu. durumundan memnun muydu bilmiyordu ama seviyordu. sonra farketti. ortada sevilecek bir sey olmadigini cunku ortada bir sey olmadigini. uzayan telefon konusmalari vardir insanlarin hayatlarinda, gece seyirlerinde. yine bunlardan birine denk gelmisti ki bıcak gibi kesip atma eylemi gercek oldu. kiz zirlamanin eteklerinde dolasirken erkek butun bosvermisligiyle sorar gibi yapti.

"Durumu Trajiklestirmenin Ne Anlami Var?"

birisi telefonu mu kapatmaliydi yoksa o anda kendi fisini mi cekmeliydi. anlam yuklemeye calismanin bedelini oduyordu kiz sanki. iste o zaman anlamisti "...cunku ortada bir sey olmadigini..." yapilasi da bir sey olmadigini. cani bu paragrafi doyasiya uzatmak isterdi ama her seyin bir sonu vardir tek istisna baslamayan hikayelerdedir. MuNiR GoLe'nin dedigi gibi; "Bazi hikayeler baslamadiklari icin hic bitmezler..." bu hikayenin finali ise erken gelmisti.

1 Haziran 2003

paranoya kagitlarimdan sadece bir tanesi inatla dusuyor o da "they killed the dream of america" evet buyrun alalim o herseye bir sey bulan aklinizin bu konudaki fikrini. almasak da olur di mi? ozellikle diger paranoya kagitlarindan birini hatirlamaman da garip bir durum. daha otesi sinir bir durum aslinda. ama her yere yazilani ve her durumda oraya yapisik kalmayi basaran tek paranoya kagidinin ustunde ne yaziyordu? "You Left Me Here To Face It All Alone..."