conceal
kadın vokallerde ağzımın suyunu akıtan heather nova
evde oturduğu zamanlar nick cave çaya gelirdi
sonra devir değişti...
insanlar birbirlerinin şarkılarını
söylediklerinden beri kulaklarım
bayramlıklarını giymiş çocuklar hesabı...
come sail your ships around me dedi ikisi de
dün bir nick cave konseri olabilir
henry lee deyince akıllarda KudRa... yanıp sönebilir
ama bütün bunların tek bir sebebi var
best of nick cave&bad seeds cd'mi bulmuş olmam
into my arms benim olsun
red right hand sizin olsun
20 Eylül 2004
19 Eylül 2004
winter light
hayatımı kategorize etme eylemi içindeyim
bir bergman filmi olsa ilk ödülü ben verirdim
suratta patlayan dialoglardan aldığım puanlarla
saltodaki başarısızlığımı bile perdelerim
ama yok olmaz derseniz yine mazimizde yatan
şanlı bir alıntı diyerek size
al pacino vs robert de niro - heat derim
ki bu şekilde toplanan puanlarla
üçlü burgu sefilliğinden kurtulurum
hayatımı kategorize etme eylemi içindeyim
bir bergman filmi olsa ilk ödülü ben verirdim
suratta patlayan dialoglardan aldığım puanlarla
saltodaki başarısızlığımı bile perdelerim
ama yok olmaz derseniz yine mazimizde yatan
şanlı bir alıntı diyerek size
al pacino vs robert de niro - heat derim
ki bu şekilde toplanan puanlarla
üçlü burgu sefilliğinden kurtulurum
high voltage when we touch
belli alkol seviyesinden sonra mideyi dolu
tutmak anlamsızlaştığından beri şahane sırıtıyorum
izninizle naçizane kritiklerdeyim
ben size yarın dönerim hiç üzülmeyin.
sözlük nasıl bir oluşumdur daha kimsenin
aklı ermediği için hala zemin etütlerindeyiz
ellerimiz bira bardaklarıyla dolu...
en çok eğlenilen bölüm ukte tuşu oluyor
böyle zamanlarda,
edilen selamlardan okul yaptırılır nerdeyse
hele ki alenen yazılan;
"ben mahmut, başının üstünde iguanayla dolaşan
bir jale gördüm ama ellerim geyik kafasıyla
dolu olduğu için yanına gidemedim, intiharlardayım."
entry'leri oluyor
ben bunlardan kolaj yapıp odama asıcam
bi kopyada size gönderirim...
"lay lay lom blog'u nasıl olur?" adlı çalışmamı okudunuz
beş çayında görüşürüz
belli alkol seviyesinden sonra mideyi dolu
tutmak anlamsızlaştığından beri şahane sırıtıyorum
izninizle naçizane kritiklerdeyim
ben size yarın dönerim hiç üzülmeyin.
sözlük nasıl bir oluşumdur daha kimsenin
aklı ermediği için hala zemin etütlerindeyiz
ellerimiz bira bardaklarıyla dolu...
en çok eğlenilen bölüm ukte tuşu oluyor
böyle zamanlarda,
edilen selamlardan okul yaptırılır nerdeyse
hele ki alenen yazılan;
"ben mahmut, başının üstünde iguanayla dolaşan
bir jale gördüm ama ellerim geyik kafasıyla
dolu olduğu için yanına gidemedim, intiharlardayım."
entry'leri oluyor
ben bunlardan kolaj yapıp odama asıcam
bi kopyada size gönderirim...
"lay lay lom blog'u nasıl olur?" adlı çalışmamı okudunuz
beş çayında görüşürüz
18 Eylül 2004
yeşillenemeyen etiketli miranda
bir de alıştığımız bir şey oldu
ki tamamen sanal alem cilvesi kendisi,
orda öyle yeşil duran adamcıklara mesaj atınca
şeytan dürtmüş gibi cevap verdikten sonra
aniden üstlerine away/occupied etiketi yapıştırıyorlar
biz de 1'e 10 bahis tutuyoruz artık bu hadiseden
bana tik geleceğini ya da sinir hastası olacağımı
söyleyen purpLe kişisi ise
rejiden aldığı destekle sabahları elmor's song söylüyor şahsıma
bir de alıştığımız bir şey oldu
ki tamamen sanal alem cilvesi kendisi,
orda öyle yeşil duran adamcıklara mesaj atınca
şeytan dürtmüş gibi cevap verdikten sonra
aniden üstlerine away/occupied etiketi yapıştırıyorlar
biz de 1'e 10 bahis tutuyoruz artık bu hadiseden
bana tik geleceğini ya da sinir hastası olacağımı
söyleyen purpLe kişisi ise
rejiden aldığı destekle sabahları elmor's song söylüyor şahsıma
en leziz çikolata: denge
sabah sporu olarak kapanmak bilmeyen bazalar vardi
kahvalti ertesilerinde,
röptöşambırlı mobilyacılar ölçü alırken dönüp
"burda hede hödö nasıl olmaz?" diye sorup durdu
zaten TrendKiLLin de isteği üzerine
önce dolmuş anılarımı kafaya alıcam sonra da
usta anılarımı ayağa alıcam, olmuyor böyle...
dünkü fırtınaya rağmen kadim dostum
domino's pizza güldürdü beni
abi kişi gözüme sokunca yanlış şey okuyup
ardan "sarışınlık katsayısı" kadar zaman geçirince
kutunun üstünde adım adresim vs den sonra ki
muhakkak mantar yok notunu görünce pek güldüm
demek ki telefonla yapılan anketler
bazen işe yarıyormuş...
sabah sporu olarak kapanmak bilmeyen bazalar vardi
kahvalti ertesilerinde,
röptöşambırlı mobilyacılar ölçü alırken dönüp
"burda hede hödö nasıl olmaz?" diye sorup durdu
zaten TrendKiLLin de isteği üzerine
önce dolmuş anılarımı kafaya alıcam sonra da
usta anılarımı ayağa alıcam, olmuyor böyle...
dünkü fırtınaya rağmen kadim dostum
domino's pizza güldürdü beni
abi kişi gözüme sokunca yanlış şey okuyup
ardan "sarışınlık katsayısı" kadar zaman geçirince
kutunun üstünde adım adresim vs den sonra ki
muhakkak mantar yok notunu görünce pek güldüm
demek ki telefonla yapılan anketler
bazen işe yarıyormuş...
17 Eylül 2004
evrensel krizamtasyonist manifesto
google'ı oyun sandık... kendimizi ararttık
kayıp mı etmiştik yoksa?
ben bugün gördüm bunu
son on beş dakikamı hüngür hüngür ağlamaya verdim
amacı olmadan ve benim isteğim dışında
bu kalp taştan yapılmadığı için susturamıyorum kendimi
hayatımın karışan son beş gününü daha da karıştırıyorum
sana hiç bir zaman anlatamadım hala da yapamıyorum
hakkında düşündüğümü düşündüğün hiç bir şeyi düşünmedim
on beş dakikayı hiç bir not hesaplamasına ayırmadım
sen benim adına kendi notunu verdin ve ben kalan bütün
zamanımı senin yanlış olan düşüncelerini değiştirmeye
harcadım... hem de o düşünceler seninle ilgili olmasına
rağmen benimle bile değildi
şu anda hem gülümsüyorum hem de ağlıyorum
taş değil bu kalp o yazıları okuduktan sonra
ağlamayanı dövüyorlar bizim mahallede
film ekiminde seni gördüğüm ve sana doğru yürüdüğüm
an dün gibi aklımda bana bakıp başını çevirmiştin,
emindim ama kendi kendime "neden?" dedim
maillerimi her açtığımda yazmak istediğim bir şeylerin
yanında sende birikmiş bana ait olan bir kızgınlık dürttü beni
yapamadım, yazamadım...
belki dünyayı kurtarmayacaktım ama ...
şimdilerde bende sana ait sus'lar birikti
aynı yazıyı bir daha okuma cesaretini bulursam
tekrar oluk oluk akıp giderim biliyorum
ve sana söz veriyorum;
şu hayatta bir gün evrensel krizamtasyonist manifesto'yu yazıcam
google'ı oyun sandık... kendimizi ararttık
kayıp mı etmiştik yoksa?
ben bugün gördüm bunu
son on beş dakikamı hüngür hüngür ağlamaya verdim
amacı olmadan ve benim isteğim dışında
bu kalp taştan yapılmadığı için susturamıyorum kendimi
hayatımın karışan son beş gününü daha da karıştırıyorum
sana hiç bir zaman anlatamadım hala da yapamıyorum
hakkında düşündüğümü düşündüğün hiç bir şeyi düşünmedim
on beş dakikayı hiç bir not hesaplamasına ayırmadım
sen benim adına kendi notunu verdin ve ben kalan bütün
zamanımı senin yanlış olan düşüncelerini değiştirmeye
harcadım... hem de o düşünceler seninle ilgili olmasına
rağmen benimle bile değildi
şu anda hem gülümsüyorum hem de ağlıyorum
taş değil bu kalp o yazıları okuduktan sonra
ağlamayanı dövüyorlar bizim mahallede
film ekiminde seni gördüğüm ve sana doğru yürüdüğüm
an dün gibi aklımda bana bakıp başını çevirmiştin,
emindim ama kendi kendime "neden?" dedim
maillerimi her açtığımda yazmak istediğim bir şeylerin
yanında sende birikmiş bana ait olan bir kızgınlık dürttü beni
yapamadım, yazamadım...
belki dünyayı kurtarmayacaktım ama ...
şimdilerde bende sana ait sus'lar birikti
aynı yazıyı bir daha okuma cesaretini bulursam
tekrar oluk oluk akıp giderim biliyorum
ve sana söz veriyorum;
şu hayatta bir gün evrensel krizamtasyonist manifesto'yu yazıcam
16 Eylül 2004
do you dream of me
yorgunluk zihin bazında gelince
daha bir katmerleniyormuş...
son iki toplantıyı da yarım bırakıp çıktım
"yaşlanmakla ıslanmak aynı şey" dedi şair
şu aralar her şey kaygan zemin levhası taşıyor
ben de jethro tull dinliyorum zaten
skating away on the thin ice of the new day
bütün sınırlar birbirine girdi
ve ben tam ortada sandığım bir köşedeyim
"i dig a hole i dig down deep" diyor bana
benim cevabımsa "down in a hole, losin' my soul"
negsel di mi, şarkılarla oynamak...
yorgunluk zihin bazında gelince
daha bir katmerleniyormuş...
son iki toplantıyı da yarım bırakıp çıktım
"yaşlanmakla ıslanmak aynı şey" dedi şair
şu aralar her şey kaygan zemin levhası taşıyor
ben de jethro tull dinliyorum zaten
skating away on the thin ice of the new day
bütün sınırlar birbirine girdi
ve ben tam ortada sandığım bir köşedeyim
"i dig a hole i dig down deep" diyor bana
benim cevabımsa "down in a hole, losin' my soul"
negsel di mi, şarkılarla oynamak...
"çok çok çok"
arka arkaya yazınca benim gözümde çoğalmayan
tek kelime "cok" olsa gerek...
zamanlar dar bunu biliyorum
kendi kendime kahvaltı hazırlamadığımı da biliyorum
gerek görmüyorum
birken birden fazlaymış gibi yapmanın ne alemi var
di mi?
ofisler dar bunu biliyorum
ofislerde insan başına düşen yaşam sevinci de
yaşam sınırının altında,
bak bunu da biliyorum...
iyisimi benim bu bildiklerim bana kalsın
sen sakın bildiklerini ortaya dökme
boş ellerine kimse bakmak istemez
bu ofis florasanının altında
seninki sadece sanrı, benimki de olsa olsa sancı...
arka arkaya yazınca benim gözümde çoğalmayan
tek kelime "cok" olsa gerek...
zamanlar dar bunu biliyorum
kendi kendime kahvaltı hazırlamadığımı da biliyorum
gerek görmüyorum
birken birden fazlaymış gibi yapmanın ne alemi var
di mi?
ofisler dar bunu biliyorum
ofislerde insan başına düşen yaşam sevinci de
yaşam sınırının altında,
bak bunu da biliyorum...
iyisimi benim bu bildiklerim bana kalsın
sen sakın bildiklerini ortaya dökme
boş ellerine kimse bakmak istemez
bu ofis florasanının altında
seninki sadece sanrı, benimki de olsa olsa sancı...
14 Eylül 2004
elmor's song
elmor bencilleştiğinden beri biz de
vapurlarda sektör üretip bu işten
para kırmaya çalışıyoruz
it's also your song
bugün ayaklı bir natural disaster idim
bunun hıncını kapıdan girer girmez soulseek'e yapışıp
yeni gençlik şarkımı çekerek çıkardım
lighthouse family - loving every minute
gençlik güzelmiş gerçekten
hele ki şansıma mixi rastlayınca
zaten boş olan salonumu daha boş bulup
on dakikalık bir dans molası verdim kendime
neyse ki ev boştu... ve sokak boştu (yaa... yaa...)
ne demişler;
"enjoy your body. use it every way you can. don't be afraid of it or of what other people think of it. it's the greatest instrument you'll ever own.
dance, even if you have nowhere to do it but your living room."
and wear sunscreen!
elmor bencilleştiğinden beri biz de
vapurlarda sektör üretip bu işten
para kırmaya çalışıyoruz
it's also your song
bugün ayaklı bir natural disaster idim
bunun hıncını kapıdan girer girmez soulseek'e yapışıp
yeni gençlik şarkımı çekerek çıkardım
lighthouse family - loving every minute
gençlik güzelmiş gerçekten
hele ki şansıma mixi rastlayınca
zaten boş olan salonumu daha boş bulup
on dakikalık bir dans molası verdim kendime
neyse ki ev boştu... ve sokak boştu (yaa... yaa...)
ne demişler;
"enjoy your body. use it every way you can. don't be afraid of it or of what other people think of it. it's the greatest instrument you'll ever own.
dance, even if you have nowhere to do it but your living room."
and wear sunscreen!
hayat bir emrin var mı?
odama bir harita asmak istiyorum
sonra çeşitli şehirleri yakmak
ankara eskişehir ve başka şehirler
sabahları hangi haberleri duyduğunuza dikkat edin
ellerim buz kesti
üç sene önce yanımdan yürüyüp gidişin
dün gibi aklımda...
istanbula en uzak yer 11 saat değil
ama bazen öyle oluyor
anlatamam şimdi burda, ne de sana başka bi yerde
biz gömdük herşeyi canlı canlı
üstünden üç sene geçirdik
şu an kelimeleri toparlayamayışım gibi
sen giriş katında oturuken ben terastaydım
sen başka şehirlerdeyken ben burdayken gibi
şimdi ne sınırlar kaldı ne mesafeler
iki sus var sadece
kim bozacak bu sus'u diye
birbirinin gözünün içine bakan ya da bakmayan
ellerim buz oldu...
odama bir harita asmak istiyorum
sonra çeşitli şehirleri yakmak
ankara eskişehir ve başka şehirler
sabahları hangi haberleri duyduğunuza dikkat edin
ellerim buz kesti
üç sene önce yanımdan yürüyüp gidişin
dün gibi aklımda...
istanbula en uzak yer 11 saat değil
ama bazen öyle oluyor
anlatamam şimdi burda, ne de sana başka bi yerde
biz gömdük herşeyi canlı canlı
üstünden üç sene geçirdik
şu an kelimeleri toparlayamayışım gibi
sen giriş katında oturuken ben terastaydım
sen başka şehirlerdeyken ben burdayken gibi
şimdi ne sınırlar kaldı ne mesafeler
iki sus var sadece
kim bozacak bu sus'u diye
birbirinin gözünün içine bakan ya da bakmayan
ellerim buz oldu...
13 Eylül 2004
sen hiç uyanıp birisine onu sevdiğini söyledin mi?
bunu sadece duymak isteyen kulaklar duyar unutma
sağırlık da değil bu, duymamak (istememek)...
ben uyandım ama kimseye birşey söylemedim
üstüm açılmış, üşümüşüm.
aklıma geldi... yine...
herhangi bir telefon konuşmasında geçen herhangi bir söz
kat kat pikelerle uyuyan bana ragmen tek bir battaniyeyi
gece uyurken üzerinden düşürmeye razı sen vardın
ben temkinlerden kendime kale yaparken,
sen her kaybedişten sonra gelebilecek
yeniden bulmanın sevincini taşıyordun
ya da gibiydin... gibi... gibi...
ben yine benzetişlerdeydim sessiz sakin, gördüğün gibi
yarısını boşa çıkarıyordum satırların
kalanını da kar sayıyordum
seni sevemiyordum bile, izin yoktu
"seni seviyorum desem şimdi olmaz di mi?" diye sormuştum
kafamı taşıyamıyordum belki o zaman ama
aynı şu anki gibi bir yerlerde seni taşıyordum
başka şehirlere taşınamayışımdandı bu da
"gelmesen önemli değil, gelsen önemli olurdu"
demişti özdemir asaf, gelmeyişlerini anlamsız kılmaya çalıştığım her an için bana inat
bu an hala her an... her an hala sadece bir an...
bunu sadece duymak isteyen kulaklar duyar unutma
sağırlık da değil bu, duymamak (istememek)...
ben uyandım ama kimseye birşey söylemedim
üstüm açılmış, üşümüşüm.
aklıma geldi... yine...
herhangi bir telefon konuşmasında geçen herhangi bir söz
kat kat pikelerle uyuyan bana ragmen tek bir battaniyeyi
gece uyurken üzerinden düşürmeye razı sen vardın
ben temkinlerden kendime kale yaparken,
sen her kaybedişten sonra gelebilecek
yeniden bulmanın sevincini taşıyordun
ya da gibiydin... gibi... gibi...
ben yine benzetişlerdeydim sessiz sakin, gördüğün gibi
yarısını boşa çıkarıyordum satırların
kalanını da kar sayıyordum
seni sevemiyordum bile, izin yoktu
"seni seviyorum desem şimdi olmaz di mi?" diye sormuştum
kafamı taşıyamıyordum belki o zaman ama
aynı şu anki gibi bir yerlerde seni taşıyordum
başka şehirlere taşınamayışımdandı bu da
"gelmesen önemli değil, gelsen önemli olurdu"
demişti özdemir asaf, gelmeyişlerini anlamsız kılmaya çalıştığım her an için bana inat
bu an hala her an... her an hala sadece bir an...
vakti boş olanlara gündelik hayat alt okumaları...
bana cd'yi beğenmediğini söylemenle başladı herşey
gerisin geri tam 7 sene geri gittim
yedi sayısını severim, herkes bilir...
edebiyat dersi için özlü söz bulmalıydım
tahtanın en afilsiz ama göz alan yerine yazıcaktım
sol üst köşe,
açıklamak için de beş dakikam vardı
"kuşlar ayaklarıyla yakalanır, insanlar dilleriyle"
ne diyecektim ki, kuşlar neden ayaklarıyla yakalanıyordu?
roald dahl'in bi kitabında kuşları avlamak için
ağaçlrın dallarına zamk sürüyorlardı
ve kuşları kendi ayaklarıyla yakalıyorlardı
ya insanlar...
sen tam burda başlıyorsun.
sana çektiğim cd'yi beğenmediğini
daha doğrusu tarzın olmadığını söylemenin üstünden
ben diyim üç sen de beş gün geçmişti
telefonda konuşuyorduk
ben sana şarkıları hazmetmek için neden kendine biraz zaman
vermediğini soruyordum ki
değişmeye meğilli olmayan müzik zevkinden girip
cd'ye zaman verme konusunda sessiz kalmıştın
"bilmiyorum, belli bir zevkim var dışına çıkamıyorum" demiştin
şimdi şimdi anlıyordum, konduramamaktan geliyordu geç anlamam...
zaman veremiyordun sen... zamanla beraber gelecek eforu da veremiyordun
uyandiginda belki terliklerin tam ayak hizanda seni beklemiyordu ama
sessiz kalmama yetecek kadardin, herkesten biraz fazla.
kifayetsizlik bu cogu zaman ya da susayazmak....
"ah istanbul bi parça sükut-u hayal"
bu kimin düşüydü benim kırdığım...
bana cd'yi beğenmediğini söylemenle başladı herşey
gerisin geri tam 7 sene geri gittim
yedi sayısını severim, herkes bilir...
edebiyat dersi için özlü söz bulmalıydım
tahtanın en afilsiz ama göz alan yerine yazıcaktım
sol üst köşe,
açıklamak için de beş dakikam vardı
"kuşlar ayaklarıyla yakalanır, insanlar dilleriyle"
ne diyecektim ki, kuşlar neden ayaklarıyla yakalanıyordu?
roald dahl'in bi kitabında kuşları avlamak için
ağaçlrın dallarına zamk sürüyorlardı
ve kuşları kendi ayaklarıyla yakalıyorlardı
ya insanlar...
sen tam burda başlıyorsun.
sana çektiğim cd'yi beğenmediğini
daha doğrusu tarzın olmadığını söylemenin üstünden
ben diyim üç sen de beş gün geçmişti
telefonda konuşuyorduk
ben sana şarkıları hazmetmek için neden kendine biraz zaman
vermediğini soruyordum ki
değişmeye meğilli olmayan müzik zevkinden girip
cd'ye zaman verme konusunda sessiz kalmıştın
"bilmiyorum, belli bir zevkim var dışına çıkamıyorum" demiştin
şimdi şimdi anlıyordum, konduramamaktan geliyordu geç anlamam...
zaman veremiyordun sen... zamanla beraber gelecek eforu da veremiyordun
uyandiginda belki terliklerin tam ayak hizanda seni beklemiyordu ama
sessiz kalmama yetecek kadardin, herkesten biraz fazla.
kifayetsizlik bu cogu zaman ya da susayazmak....
"ah istanbul bi parça sükut-u hayal"
bu kimin düşüydü benim kırdığım...
kadıköy vs moda
bugün kendime yemek arası verip
kadıköyün güzide mekanlarından birinde yemek
ısmarladım kendime, oturup yedim bi başıma
kadıköy hala fazla genç...
yan masadaki kız kilotlu çorabın üstüne
soket çorap giymişti ayağında orta okul beden
ayakkabıları, ki bu bana hep bişiler çağrıştırır
arka masada james joyce barından bahsediyorlardı
"taksimde nevizade diye bi yer var hani..."
aradan beş dakika geçince de yine o masadan birisi
"kadıköy çok kuru, cafeler dışında bi yer yok" dedi
neyseki yemeğim bitiyodu o sırada
modaya gitmeli arada...
balkona oturmalı, gelen geçene baka baka çay içmeli
sonra koyusundan muhabbetlere dalınmalı
ya da çay bahçesinde dernek toplantıları yapılmalı...
bugün kendime yemek arası verip
kadıköyün güzide mekanlarından birinde yemek
ısmarladım kendime, oturup yedim bi başıma
kadıköy hala fazla genç...
yan masadaki kız kilotlu çorabın üstüne
soket çorap giymişti ayağında orta okul beden
ayakkabıları, ki bu bana hep bişiler çağrıştırır
arka masada james joyce barından bahsediyorlardı
"taksimde nevizade diye bi yer var hani..."
aradan beş dakika geçince de yine o masadan birisi
"kadıköy çok kuru, cafeler dışında bi yer yok" dedi
neyseki yemeğim bitiyodu o sırada
modaya gitmeli arada...
balkona oturmalı, gelen geçene baka baka çay içmeli
sonra koyusundan muhabbetlere dalınmalı
ya da çay bahçesinde dernek toplantıları yapılmalı...
kadınlar içinde aşk olmayan diziyi izlemez
dangalak medyanın kadınlara uygun gördüğü başlık
anca bu kadar olur kafa atasım geldi...
bugün bütün devlet dairelerine gittim nerdeyse
yurdumun bütün insanları için sıra bekledim
ama şaşılası bir şekilde bütün işlerim bitti
sadece portfolyomu almayı unutmuşum onu da yarın
yapacağım bu vesilayle tekrar susayacına gideceğim
edebimle cd'lerini teslim edeceğim
ben bi iş yapmaya gittiğimde
herkes o işi yaptırmak için orda hissi uyanıyor
herkes bugün muhtara gidip ikametgah kaydını
taşıtmak için sözleşmiş sanki ya da
bugün uyanınca bir sabıka kaydı aldırayım demişler
dangalak medyanın kadınlara uygun gördüğü başlık
anca bu kadar olur kafa atasım geldi...
bugün bütün devlet dairelerine gittim nerdeyse
yurdumun bütün insanları için sıra bekledim
ama şaşılası bir şekilde bütün işlerim bitti
sadece portfolyomu almayı unutmuşum onu da yarın
yapacağım bu vesilayle tekrar susayacına gideceğim
edebimle cd'lerini teslim edeceğim
ben bi iş yapmaya gittiğimde
herkes o işi yaptırmak için orda hissi uyanıyor
herkes bugün muhtara gidip ikametgah kaydını
taşıtmak için sözleşmiş sanki ya da
bugün uyanınca bir sabıka kaydı aldırayım demişler
12 Eylül 2004
lisede kızın biri dönem ödevi olarak
"sana gül bahçesi vadetmedim"i almıştı
cennetler telefonlarla çiçeklendiğinden beri
iklimlerine dair sadece gazetelerden haber
aldığım şehirler "öz"lerini bende kaybetmiş gibi
hayatımızı olmayacak dualara amin demekle
geçirme misyonundan emekli olduğumuzu duyanlar
olmayacak dualar ettiriyorlar bize...
felsefe olarak "there is no spoon"u benimsetemedik
ama sorun duanın olmayacak olması ya da
duanın varlığı değil de daha çok
duayı edenler ve ettirenler aslında
bak yine gülümsedim
ama bunu da son satıra yazıyorum
son satırların okunmamak için olduğunu
gördüm sende...
sen mi dedim, pardon...
"sana gül bahçesi vadetmedim"i almıştı
cennetler telefonlarla çiçeklendiğinden beri
iklimlerine dair sadece gazetelerden haber
aldığım şehirler "öz"lerini bende kaybetmiş gibi
hayatımızı olmayacak dualara amin demekle
geçirme misyonundan emekli olduğumuzu duyanlar
olmayacak dualar ettiriyorlar bize...
felsefe olarak "there is no spoon"u benimsetemedik
ama sorun duanın olmayacak olması ya da
duanın varlığı değil de daha çok
duayı edenler ve ettirenler aslında
bak yine gülümsedim
ama bunu da son satıra yazıyorum
son satırların okunmamak için olduğunu
gördüm sende...
sen mi dedim, pardon...
11 Eylül 2004
en güzel yerini kesmişim
her zamanki gibi...
ama şimdilik sadece bu var;
birinci:prensip olarak mümkün olduğunca
az soru sorarım.
oyunun amacı; soruların niceliğini azaltıp
cevapların niteliğini arttırmaktır.
sorular sadece seni doğru bir
zemine yerleştirmeye yarar.
en iyisi cevap vermek için soruları beklememendir.
soruları önceden kestirmeye çalışman ve
ona göre cevapları arka arkaya vermen gerek.
tabii en ideali, soru sorulmasına
gereksinim duymadan konuşabilmendir.
ne kadar çok cevap verirsen senin için
o kadar iyi olacak...
(...)
ben şüphesiz seni döveceğim
ve sen şüphesiz acı çekeceksin.
artık şu koca dünyada iki kişiyiz.
kim endişeleniyor senin için? kim?
ikinci:neden burada olduğumu biliyorum,
o da biliyor.
ben herşeyi bildiğimize göre birbirimize söyleyecek
bir şeyimiz kalmaz diye düşünüyordum.
'her sorunun bir cevabı vardır' diyor...
(...)
annem herkesin bir koruyucu meleği olduğuna inanır,
ben herkesin bir sorgucusu olduğuna inanıyorum.
belki de sorgucum beni bekliyordur
doğduğum günden beri.
beklemeyi bırakacağı günün adı ne acaba?
senesini hatırlamadığım bir tiyatro oyunundan
adı unutmak
her zamanki gibi...
ama şimdilik sadece bu var;
birinci:prensip olarak mümkün olduğunca
az soru sorarım.
oyunun amacı; soruların niceliğini azaltıp
cevapların niteliğini arttırmaktır.
sorular sadece seni doğru bir
zemine yerleştirmeye yarar.
en iyisi cevap vermek için soruları beklememendir.
soruları önceden kestirmeye çalışman ve
ona göre cevapları arka arkaya vermen gerek.
tabii en ideali, soru sorulmasına
gereksinim duymadan konuşabilmendir.
ne kadar çok cevap verirsen senin için
o kadar iyi olacak...
(...)
ben şüphesiz seni döveceğim
ve sen şüphesiz acı çekeceksin.
artık şu koca dünyada iki kişiyiz.
kim endişeleniyor senin için? kim?
ikinci:neden burada olduğumu biliyorum,
o da biliyor.
ben herşeyi bildiğimize göre birbirimize söyleyecek
bir şeyimiz kalmaz diye düşünüyordum.
'her sorunun bir cevabı vardır' diyor...
(...)
annem herkesin bir koruyucu meleği olduğuna inanır,
ben herkesin bir sorgucusu olduğuna inanıyorum.
belki de sorgucum beni bekliyordur
doğduğum günden beri.
beklemeyi bırakacağı günün adı ne acaba?
senesini hatırlamadığım bir tiyatro oyunundan
adı unutmak
yavaştan almak gibi hiç almamak,
nazik bir el hareketiyle
"hayır ben almayayım"lar...
üç gün boyunca sesim çıkmadı diye
soluğumu da kitlemişim
sessiz soluksuz üç günün ardından
dağlara küsen tavşanlar çok büyük gelmiş ki
bu sefer fareleri küstürmüşüz
seslerini bilip soluklarını bilmediklerimize
bu kadar öykünmekle yaptığımız hataları
açıklayacak hiç bir şey bulamayınca
sabahları içimizde garip bir
suçluluk duygusuyla uyanır olmuşuz
her yastıkta biraz ağlamışız belli belirsiz,
kendimize bile belli etmekten korkarak.
olan biten konduramama meselesi aslında
sen benim içime bir sürü şey kondururken
ben sana hiç bir şey konduramıyorum,
sonra da "buralara belki hiç uğramayacağını"
kondurmak istemiyorum...
Yazarın notu: bazı yazılar bazen
hiç gönderilmemiş mektupların suretine bürünür...
nazik bir el hareketiyle
"hayır ben almayayım"lar...
üç gün boyunca sesim çıkmadı diye
soluğumu da kitlemişim
sessiz soluksuz üç günün ardından
dağlara küsen tavşanlar çok büyük gelmiş ki
bu sefer fareleri küstürmüşüz
seslerini bilip soluklarını bilmediklerimize
bu kadar öykünmekle yaptığımız hataları
açıklayacak hiç bir şey bulamayınca
sabahları içimizde garip bir
suçluluk duygusuyla uyanır olmuşuz
her yastıkta biraz ağlamışız belli belirsiz,
kendimize bile belli etmekten korkarak.
olan biten konduramama meselesi aslında
sen benim içime bir sürü şey kondururken
ben sana hiç bir şey konduramıyorum,
sonra da "buralara belki hiç uğramayacağını"
kondurmak istemiyorum...
Yazarın notu: bazı yazılar bazen
hiç gönderilmemiş mektupların suretine bürünür...
tam şu an eve girmiş olmanın hafifliği
otobüs biletimi yırttım bu akşam ben
bilgisayarı açınca farkettim ki
mouse'u sökmüş abi kişi
ne ilkel koşullarda blog yazıyorum şu an
bu akşam ve gece gereğinden güzeldi
seven sevilen insanlar gördük
blog camiasından 6 45'i gördük
bir vega konseri izledik
sawady'de nası kaş patladığını ve
saatlerle dansedildiğini
dream theater ve whita snake tişörtlü abilerin
c'mon pump it up eşliğinde dağıttğı karizmaların
hiç alıcı çıkamdı bütün akşam
sonra biralardan alınan yudumlar için
"damlaya damlaya göl olur" diyen insanlar
yurdumun yeni yetme bronx gençliğinin
atakalrını sarılıp "sevgilim gelmiyo musun?"
diyerek alaşa ettiler ki pek güldük
dörtte terk edilen mekanlarla
sonunda bi izmirlinin gözüne girdik
lahmacunlara saygımızı sunduk
aşırdığımız bardaklar ve şangırdayan
şişelerle geceyi tamamladık....
otobüs biletimi yırttım bu akşam ben
bilgisayarı açınca farkettim ki
mouse'u sökmüş abi kişi
ne ilkel koşullarda blog yazıyorum şu an
bu akşam ve gece gereğinden güzeldi
seven sevilen insanlar gördük
blog camiasından 6 45'i gördük
bir vega konseri izledik
sawady'de nası kaş patladığını ve
saatlerle dansedildiğini
dream theater ve whita snake tişörtlü abilerin
c'mon pump it up eşliğinde dağıttğı karizmaların
hiç alıcı çıkamdı bütün akşam
sonra biralardan alınan yudumlar için
"damlaya damlaya göl olur" diyen insanlar
yurdumun yeni yetme bronx gençliğinin
atakalrını sarılıp "sevgilim gelmiyo musun?"
diyerek alaşa ettiler ki pek güldük
dörtte terk edilen mekanlarla
sonunda bi izmirlinin gözüne girdik
lahmacunlara saygımızı sunduk
aşırdığımız bardaklar ve şangırdayan
şişelerle geceyi tamamladık....
10 Eylül 2004
adam sırtını şüpheye yaslar,
sırtında bir yarayla ölür
adam sırtını yanlış anlamaya yaslar
ölmeden önce pişmanlık gelir onu bulur
ve vurur!
yine yolda giderken aklıma geldi
sahip olmadığım hisseler üzerinde
hak iddia etmeye başladığımdan beri
yüzüm asılıyor...
üç gün oldu soluksuzum
sesim kesilince sesimle beraber
soluğum da kesildi
anlam ihtiva etmeyen bütün kelimeler adına...
by the way;
we have keyholeangel back!
sırtında bir yarayla ölür
adam sırtını yanlış anlamaya yaslar
ölmeden önce pişmanlık gelir onu bulur
ve vurur!
yine yolda giderken aklıma geldi
sahip olmadığım hisseler üzerinde
hak iddia etmeye başladığımdan beri
yüzüm asılıyor...
üç gün oldu soluksuzum
sesim kesilince sesimle beraber
soluğum da kesildi
anlam ihtiva etmeyen bütün kelimeler adına...
by the way;
we have keyholeangel back!
7 Eylül 2004
yay burcu böyledir
aniden alevlenir
siniri de böyledir sevgisi de
"yay burcu böyledir" cümlesi ailemizin paravanıdır
kendisini severiz ve sayarız
usulca gelmeli gerçek aşk
derin bi fısıltı gibi derken
solistler farzdır herşeyi bırakmak
kocaman renkli bir halıya uzanmak
ve tavanı izlemek, uzun uzun
ama yüze yapışan o kocaman gülümsemeyle
ne yapacağınıza dair en ufak bi fikrimiz yok
eğer olsaydı önce solisti çevirip
neden bu kadar "..." bi sesi olduğunu sorardık
gerisi her zamanki gibi boş...
eğer ki bu yitik zamanda
cennetler çiçeklenir, sendendir...
aniden alevlenir
siniri de böyledir sevgisi de
"yay burcu böyledir" cümlesi ailemizin paravanıdır
kendisini severiz ve sayarız
usulca gelmeli gerçek aşk
derin bi fısıltı gibi derken
solistler farzdır herşeyi bırakmak
kocaman renkli bir halıya uzanmak
ve tavanı izlemek, uzun uzun
ama yüze yapışan o kocaman gülümsemeyle
ne yapacağınıza dair en ufak bi fikrimiz yok
eğer olsaydı önce solisti çevirip
neden bu kadar "..." bi sesi olduğunu sorardık
gerisi her zamanki gibi boş...
eğer ki bu yitik zamanda
cennetler çiçeklenir, sendendir...
zöt
abi kişinin doğum günü diye
cemaat bir araya gelince yine yeniden
birileri masadan düştü gülerken
baba kişiye sorduğumuz "töz nedir?" sorusu
bi kaç bardaktan sonra aniden ağızdan çıkan
"zöt"
olunca üç kişi yeri öptü
bu arada bugüm benim günüm
yine sormadan işlere kalkıştım
geri dönüşümlü değil bu davranışlar
ah bunu bi anlasa insanoğlu
sukut-u hayal bugün
bütün gün ve gel gör beni...
abi kişinin doğum günü diye
cemaat bir araya gelince yine yeniden
birileri masadan düştü gülerken
baba kişiye sorduğumuz "töz nedir?" sorusu
bi kaç bardaktan sonra aniden ağızdan çıkan
"zöt"
olunca üç kişi yeri öptü
bu arada bugüm benim günüm
yine sormadan işlere kalkıştım
geri dönüşümlü değil bu davranışlar
ah bunu bi anlasa insanoğlu
sukut-u hayal bugün
bütün gün ve gel gör beni...
6 Eylül 2004
çoçoma toto kaçtı
yemek yeme alışkanlığını hayatındaki insana
göre değiştiren erkek ekolüne pek aşina değiliz
baharat soğan sarımsak bu tip insanların hayatlarına
mevsimlik olarak giriyor tam bu noktada
mşş'yi anımsayarak
"yalnızlık bir mevsim gibi" deyip geçiyorum
iki kişilik yemek servisleri baharatsızken
tek kişilik dürümlerin içinden soğan ve sumak taşar
ayranları içmeden önce çalkalayınız
sabahları miranda ararsa açmayınız
postacılara boşuna sırıtmayınız
istediğiniz mektubu hiç getirmezler...
yemek yeme alışkanlığını hayatındaki insana
göre değiştiren erkek ekolüne pek aşina değiliz
baharat soğan sarımsak bu tip insanların hayatlarına
mevsimlik olarak giriyor tam bu noktada
mşş'yi anımsayarak
"yalnızlık bir mevsim gibi" deyip geçiyorum
iki kişilik yemek servisleri baharatsızken
tek kişilik dürümlerin içinden soğan ve sumak taşar
ayranları içmeden önce çalkalayınız
sabahları miranda ararsa açmayınız
postacılara boşuna sırıtmayınız
istediğiniz mektubu hiç getirmezler...
5 Eylül 2004
dead can duet
kanadaya ağıt olsa gerek
bugün insanları bölüyoruz
tabi ki ortadan ikiye değil ama
biz daha sormadan kişiliklerini ikiye bölmüş
arkadaşlara ZaMk yerine su veriyorum
malum su katılmamışlar ya hani.
bazılarını sevgiden boğarsınız
bazılarını nefretten bazılarını da çıplak elle
bazılarına hiç dokunmazsınız
en güzeli hiç karıştırmamak
eğer bi insan öylecene duruyorsa bi köşede
ya da vitrinde, duruyodur işte.
masturbatif durumlar kendini ensede
belli ettiğinden beri saçlarımızı lastikle toplamıyoruz.
kıbrısa gidenlerin yolu açık olsun
biz kıbrısa adam yollamayı bıraktık sanıyoduk
hem nedir ki?
hayat illa tekerrürden mi ibaret?
atıfet?
kanadaya ağıt olsa gerek
bugün insanları bölüyoruz
tabi ki ortadan ikiye değil ama
biz daha sormadan kişiliklerini ikiye bölmüş
arkadaşlara ZaMk yerine su veriyorum
malum su katılmamışlar ya hani.
bazılarını sevgiden boğarsınız
bazılarını nefretten bazılarını da çıplak elle
bazılarına hiç dokunmazsınız
en güzeli hiç karıştırmamak
eğer bi insan öylecene duruyorsa bi köşede
ya da vitrinde, duruyodur işte.
masturbatif durumlar kendini ensede
belli ettiğinden beri saçlarımızı lastikle toplamıyoruz.
kıbrısa gidenlerin yolu açık olsun
biz kıbrısa adam yollamayı bıraktık sanıyoduk
hem nedir ki?
hayat illa tekerrürden mi ibaret?
atıfet?
4 Eylül 2004
babam bana bronx aldı
bronx'u cümle içinde sadece böyle kullanabiliyorum
gittik girdik hatta fazlasını gördük
lisede lacoste gucciden aşağı inmeyenlerin
nası bütün gripin repertuarını ezberlediğini
kimlerin aslen nelere benzediğini
"I'm from poland actually" diyenleri
Kısmi Terakki tayfasıyla böyle eğleniliyor
paranın satın alabildikleri ve alamadıkları...
ama en zevkli kısmi benim için yürükendi
"bak ama noolur bişi daha anlatayım"
cümleleri arasında kaybolurken bu kadar
eğlenebileceğimi nerden bilebilirdim ki
hele ki babam bana bronx almışken
NoT:Bu izmirliler böyle,
gece bardan birde çıkarsın suç olur
çıkmak istersin suç olur
oturu holmes&watson'cilik oynarlar gece gece
ama seviyoruz yine de anca senede bir görünce...
bronx'u cümle içinde sadece böyle kullanabiliyorum
gittik girdik hatta fazlasını gördük
lisede lacoste gucciden aşağı inmeyenlerin
nası bütün gripin repertuarını ezberlediğini
kimlerin aslen nelere benzediğini
"I'm from poland actually" diyenleri
Kısmi Terakki tayfasıyla böyle eğleniliyor
paranın satın alabildikleri ve alamadıkları...
ama en zevkli kısmi benim için yürükendi
"bak ama noolur bişi daha anlatayım"
cümleleri arasında kaybolurken bu kadar
eğlenebileceğimi nerden bilebilirdim ki
hele ki babam bana bronx almışken
NoT:Bu izmirliler böyle,
gece bardan birde çıkarsın suç olur
çıkmak istersin suç olur
oturu holmes&watson'cilik oynarlar gece gece
ama seviyoruz yine de anca senede bir görünce...
3 Eylül 2004
tatil köyü anlayışında son nokta;
"egosant"a barbara
başucu kitapları her zaman
başının ucunda mı durmalıdır?
ya da tanımadığınız birini kırmak için
hangi "egosant"rik oyunlara başvurmalısınız?
egosantrik'i diş macunu markası sanmak
kişinin suçuysa,
neye kırıldığını söylememek
kimin suçu oluyor?
ben boşlukları doldurunca senin için
anlamım mı ortaya çıkıyor
yoksa sadece su sızmasın diye
eşik mi kapanmış oluyor?
devirleri ayıran göz kamaştırıcı olaylara
insanları gücü yetmediğinden beri
herkes aynı devri yaşıyor,
kendi devirlerini kapatamayanlar
iki devir arasına sıkışıp kalıyor...
giriş gelişme tatile çıktığı için mi
sonuç kısımları bunalıma giriyor da
belli belirsiz alkollü sonlar bizi bekliyor?
alkole doyan bünye samimiyetini korurken,
bilinç altı bilincini arkadan vurup kaçıyor.
o saatte kimse kafatasında olmadığı için
acili aramıyor.
bilinç altı kaçıp alt benliğe sığınıyor
iki kelime fazla sarfedince kimsenin ölmediği
hayvanlar üzerinde bile test edildiğinden beri
kimse susmuyormuş.
ama sadece bazıları bunun bedelini
ağır ödüyormuş.
YaZaRıN NoTu: bu aralar gözünü açıp kapatmayın
ne oluyorsa o arada oluyor çünkü...
"egosant"a barbara
başucu kitapları her zaman
başının ucunda mı durmalıdır?
ya da tanımadığınız birini kırmak için
hangi "egosant"rik oyunlara başvurmalısınız?
egosantrik'i diş macunu markası sanmak
kişinin suçuysa,
neye kırıldığını söylememek
kimin suçu oluyor?
ben boşlukları doldurunca senin için
anlamım mı ortaya çıkıyor
yoksa sadece su sızmasın diye
eşik mi kapanmış oluyor?
devirleri ayıran göz kamaştırıcı olaylara
insanları gücü yetmediğinden beri
herkes aynı devri yaşıyor,
kendi devirlerini kapatamayanlar
iki devir arasına sıkışıp kalıyor...
giriş gelişme tatile çıktığı için mi
sonuç kısımları bunalıma giriyor da
belli belirsiz alkollü sonlar bizi bekliyor?
alkole doyan bünye samimiyetini korurken,
bilinç altı bilincini arkadan vurup kaçıyor.
o saatte kimse kafatasında olmadığı için
acili aramıyor.
bilinç altı kaçıp alt benliğe sığınıyor
iki kelime fazla sarfedince kimsenin ölmediği
hayvanlar üzerinde bile test edildiğinden beri
kimse susmuyormuş.
ama sadece bazıları bunun bedelini
ağır ödüyormuş.
YaZaRıN NoTu: bu aralar gözünü açıp kapatmayın
ne oluyorsa o arada oluyor çünkü...
1 Eylül 2004
kendine ait bir oda
dün heat filmini izlerken uyuya kaldım
zaten iki saat kırk dakika olan bir film için
hatta daha önce izlemiş olduğum
bir film için hiç bir sorun teşkil etmedi
uyandığım zaman kaldığım yerden devam ettim
bir ara dönüp "bu dialogları kim yazıyor?"
dedim zira laf üzerine laf sokan bir
al pacino - robert de niro vardı karşımda
sonra bunun için film izlemeye gerek
olmadığını farkettim, nasıl mı?
ben bi akşam alkollü olayım sana anlatırım
sen hiç merak etme...
aklıma sherman's lagoon geliyor...
dün heat filmini izlerken uyuya kaldım
zaten iki saat kırk dakika olan bir film için
hatta daha önce izlemiş olduğum
bir film için hiç bir sorun teşkil etmedi
uyandığım zaman kaldığım yerden devam ettim
bir ara dönüp "bu dialogları kim yazıyor?"
dedim zira laf üzerine laf sokan bir
al pacino - robert de niro vardı karşımda
sonra bunun için film izlemeye gerek
olmadığını farkettim, nasıl mı?
ben bi akşam alkollü olayım sana anlatırım
sen hiç merak etme...
aklıma sherman's lagoon geliyor...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)