31 Ağustos 2004

gün geçmiyor ki camın kenarında
elimde etamin kasnağımla oturup
bir usta beklemeyeyim, hey hat!
sucum beni çok seviyor galiba
kapı çaldı bi açtım
"burdan geçiyordum su ister misiniz?"
dedi birisi tam da göremedim
adam taa apartman kapısının ordaydı
isterim istemem yerim yok
gak guk derkene istemediğime karar verdim
yine gidin okuyun
yazmıyorsak en azından olanları okutmalı.
"sana başvurmuşum zaten ama pending verio" diyerek
beni sandalyeden düşüren PurpLe'a saygılar
bu hatunların hepsi böyle zaten
varsa yoksa KudRa... sandelyeden düşsün
bi de Trend The KiLL var ki
o konusunda uzmandır, tek geçerim...

30 Ağustos 2004

sabah sabah yüzümü güldüren iki kişiden
bir tanesine huzurlarınızda saygımı sunuyorum
yase'm sağolsun sarışınlar boktur
ahahahahhahah!
yeşil sahalarda görmek istediğimiz hareketler var
blog cemaatlerinde de okumak istediğimiz bloglar...
taksime gitmemek bir yere kadarmış
gidince üç beş on beş kişi görmek apayrıymış
zekalarıyla endeksli arkadaşa sahip olan
insanlar var şu an reyonlarımızda -ucuzlukta
kanadadan holmes&watson oynarken
yan masadan bir anda dönüp "n'aber?" diyen
yarın öbür gün neler neler demez..

şu aralar işler biraz karışık
varlık'la yok'luk gibi değil ama
daha çok belden aşağı yok'luk üzerine çalışıyor
fransız filmleri var gözlerimin önünde
var mısın? varım... ya da belki yokum...
ezdiğim sümüklü böceklere dönüp
"özür...özür...özür..." dememe gülenler
benimle beraber vitrinden halı seçmesini biliyor
vitrin sorunu işte bütün olan biten

birisi yolculuk mu dedi?
cam kenarı olsun lütfen.

27 Ağustos 2004

iki gün üst üste
aynı filmi izlemek
ve ikisinde de aynı sonucu almak
"ben sana çok güzel müzikler dinlettim
seni çok güzel yerlere götürdüm
ve sana çok güzel filmler izlettim..."

26 Ağustos 2004

bir ya da iki satırı yazmakla olmayacak
buyrun burdan yakın
ben de hala insan suretindeki hayvanatlara
arkadaş diyorum...
tam şu noktara yine göreceli bir şekilde
insanları ikiye ayırıyorum
bir teşekkür notu yazıp bir kavanoz kahve bırakmış
iyi insanlar ve kötü insanlar!
winner takes it all...
şefin tavsiyesi;
portakallı ördek ve cafe de paris

25 Ağustos 2004

işleyen demir ışıldar,
yürü be LoRiS!
geçenlerde söyleyecektim unutmuşum
çeşitli yazıların sahiplerini tanıyınca
ve o insanların asla o hissiyata bürünemeyeceğinden
%100 emin olunca gülmek geliyor içimden...
"butun gun telefonlarımızı kapatalım" tarikatı
peşimdeydi bugun galiba...
sistemin dişlileri karşısında
yeterince "dişli" olamadığım zaman
düzgün giden herşey bozuluveriyor
bugun yorgunluğumun son günü
artık sen varsın bir kaç tane
uykusuzluğumun da son günü olması dileğiyle...

...ralnalo eceg ub şimyelibuj
şumroyulo ilkeme ,eceg eceg ıdara n'oge
ego dediğin nedir ki?
hele gecenin bu saatinde...

24 Ağustos 2004

eskiden insanların inandığı bir şeyin
arkasından gitmesine itibar edilirdi
şimdilerdeyse inançları kırmak rağbet görüyor
sizin gezegende egolar kaç para?
üstüme uyan bir tane de ben alacağım
bakkal amca...

22 Ağustos 2004

dolmuş dolar gider

eskiden dolmuşta bozuk para sorunu yaşardık
bi ara yırtık paraları geri verirlerdi
ama bugün şahane bi gol gördük ağlarda
"bu altı milyonu kim verdi?" sorusuyla
irkilen dolmuş güruhu,
paranın sahte olmasıyla "hii, bak bak , vs"
nidalarıyla bir on beş dakika harcadı
sonra sahte para sarrafı olduğunu
söyleyen dolmuşçu konuyla ilgili bir
anısını anlatıyordu ki ben uyuya kaldım
portfolyoda bi fotoğraf eksikti
biz de barışarock'a gittik

21 Ağustos 2004

insanların inanmadıkları bir benim var
yüzümde...
senin burda olduğu zaman sen de burdasın
gün ortası gülümseyiverdim bugün
elimde tek pul ve birayla...
hacı bekir

dönüş yoluna bir bilgisayar mühendisi
bir havari ve bir lokumcuyla çıkarsan
günün sözü hacıbekir mi yaladı seni? olur
oturmaktan haz etmediğiniz sokaklara girice
hiç beklenmedik gülücükler atabiliyorsunuz
amip gibi çopalabiliyorsunuz
ama bu hiç bir şekilde öncesinde
katti suretle katılmak istemediğiniz forumlar
hakkında bilgi almanıza engel teşkil etmiyor
yeşil sahalarda görmek istemediğimiz
3 yaş akıl çelme oyunları yapılıyor
yapılsın efendim, yapılsın
çocuklar eğlensin ama unutmayın
yemek yapmasını bilmeyen mutfağa girmesin
başka bir şehir, her daim...

20 Ağustos 2004

kakoriska kudra

ankaraya gitme sebeplerimizi
paravan olarak kullandığımızdan beri
pj teyze ile rekabetteyiz
elalem herşeyi evimize taşırken
biz de ankarayı evimize taşıdık
yani ne tam evimize ne de daha
tam taşıdık ama azimliyiz...
hey hat dokuz kat!
dolmuşçuların gazabı anca bu zaten
arka koltuktan "biraz yavaş fren yapın
çok sarsıldık" diyen teyzelerin
eski versiyonları biliyosunuz ki
kuvantum teyzelerdi...
dolmuşta o camın önüne koyup
güneşte kızdırdıkları bozuk paralar
dördüncü derece yanık oluşturacak
kıvama gelince çok konuşan teyzelere
para üstü olarak veriliyor.

19 Ağustos 2004

"kudra hiperaktivitenle polemiğe girmem"

nevrotik atasözü
sıcak vurmuş rein ajanlarını
elin ecnebi sitelerinden benim siteme gelmişler
en azından rein ajanları öyle dedi
gittim baktım, yok öyle bişi
ama bi tanesini beğendim
göstertiyim mi?

7 blog puanı;
blog camiamın kötü espiri kotasını
tek espiriyle doldurmuş bulunuyorum
hoobarey!
tabi ki durumu kurtarmaya yetecek hadiseler
olmadı mı, oldu tabiatıyla...

-hey, hey benim
-ispat et
-sen bi salaksın

ve bir joan baez konseri vardı
ama en akılda kalmayanı one night stand
kavramına açıklama getirmeye çalışan
bir türk-dizi-diyalogu idi

NoT: Hikayeyi hatırlayanları gülümsetmek için;

-what did one wall say to the other wall?
-meet you at the corner
yaz mevsimi olduğundan dolayı televizyon
dondurma reklamı dolu ama gelin görün ki;
golfettin ne kadar diş macununa benziyorsa
onunla konusan adam da o kadar diş fırçasına
benzemekte diretiyor...
hele ki o "ayran içmek istiyorum sayın seyirciler"
diyen veledi ne zaman acile kaldıracaklar
gerçekten merak içindeyim
film hilesi filan da olamaz bir insan
o kadar ayran içip hayatta kalamaz
reklam yazarları daha realist olsa
hayat bayram olsa...
ha bi de o fotomac mi ne,
emekleyen bebekler, hastanede adam filan
tam bu noktada al pacino sigaralarının
üstünde yazani yüksek sesle okumak istiyorum
no comment...

12 Ağustos 2004

Mübarek monopoly oynuyorsunuz hayatlarınızla...

11 Ağustos 2004

bişi olmuş ben blog yazmamaya başlamışım
hatta eski blogları açıp açıp silmişim
neys...
hayatımda ilk kez ciddi bir şekilde araba
taklidi yapmaya kalkışıyordum
bir feribotta nasıl araba için yer olur
ama yolcu için olmaz? bu arabanın içindeki
yolcular bütün yol arabada oturmuyor ki...
şimdi sakın bana mantıklı açıklama filan
getirmeye kalkmayın ne dediğimi biliyorum
eve iki ayrı şehre iki ayrı ulaşım yoluyla
birer kişilik biletim var...
muhtelif alt okumalara konu olabilecek
güzellikte bi durum ama heveslenmeyin...

8 Ağustos 2004

you've been playing too rough lately
you burn too bright
you live too fast
this can't go on too long
you're a tragedy starting to happen
just as you are. perfect just as your are
i'll give you the time you deserve.

7 Ağustos 2004

başlık kafaya giyilir

EgoMyLeGo ile egolarımızdan lego
yapmaya gitmiştik...

son dakka gollerinin adamı olmak
bizi yordugundan beri biz de oyumuzu
dakka bir gol bir insanı olmaktan yana kullanıyoruz
gecenin birinde olan otobüs biletine bakıp bakıp
"hiii,bu bilet yarının" zevzekliği yapıyoruz
sorumluya gidip "sorunlu musunuz?" bakışını
yiyerek geri dönüyoruz,
on ikiyi geçen saatlerin günleri de
peşinden sürüklediğini hatırlıyoruz
tıstıs kıslıyoruz...

sabahın köründe güzide tatil yerlerinde
ağız tadıyla kahvaltı etmek isteyenleri
çok büyük tehlikeler bekliyor aslen
mesela daha afyonu bile patlamadan
bir paragrafta 42 kere baz döviz diyen
evde kalmış gürbüz kızlarımız...

extreme spor başlığı altında incelenmeye
meğilli bir ton aktiviteye mahal verdik
traktör tepesinde off road'culuk oynamak
eksi 500 derece sulara atlamak
arnavutun allaaa trafiğe açık yollarda
freni tutmayan bisikletlere binme
ama en güzeli asabi teyzelere maruz kalmak
-menemen istiyorum,peynir koyuyo musunuz?
-hayır koymuyoruz efendim
-nası koymuyosunuz? neli yapiyosunuz o zaman?
-yumurta,domates,biber
-olmaz öyle peynirli istiyorum ben
-peki efendim
-bu ne peki
-hedehödö
-nası yani hede - hödö mü?
-evet efendim
-iyi de buraya virgül koymamışınız
.
.
bu böyle gitti...

şehirler arası gücümün yettiği kadar
bana eğlence çıkaran insanlara
ve hadiseye telefonla katılanlara
can-ı gönülden teşekkürü bir borç bilirim
teker teker alınlarından öper ve
bambide bi dürüm ısmarlarım...

gecenin bir köründe yataktan
badirelerin gücü adına diyerek
fırlamama neden olanlarla ise
kuru pasta reyonunda görüşmek istiyorum...

kendi halindeki pansiyonları huzurunu
katletmeye and içmiş tatil yerleri
iğrenç animasyonları ya da jimnastik müzikleriyle
beni benden alıyorlar ve geri getirmiyorlar
sabah sabah "indim havuz başına" şeklinde
iğrenç ve içler acısı bir giriş yapan
megafon manyağına küfrü basıyorduk ki
yanımızda oturan ve daha yeni 18ine basan
(ben şimdi başvursam 18im dolunca
ehliyetimi alsam süper olur di mi anne)
bir delikanlı telefonuna eğildi ve "alo" dedi
ben o sırada anne kişisiyle göz göze geldim
ve 5 saniye önce telaffuz ettiğim
"şaka di mi?" cümlesini bi çırpıda yuttum
ama yeryüzünde kimse o an gülmemi engelleyemezdi
zira bu delikanlı ilerleyen dakikalarda
cın cın metal dinlerken kedi tıslaması tadında
sesler çıkarmaya başlayınca
ben gülmekten boğuluyordum ama boğulmadım
nihahaha...

metropol insanı her yerde metropol insanı
kendini bir türlü doğaya veremiyor
ama karizmayı da çizdirmiyor
şimdi burdaki bağlacın anlamsızlığını
dikkate almayın onun yerine şunu dinleyin;
ne babalar var ki negsel
ve annelerden çok ilgileniyorlar
bacak kadar çocuklarıyla
allah bunları hep böyle tavla sahibi yapsın
evet her gün en az bi set tavla oynadık
ama bunların sadece bir tanesinin sahibi
şahane bir babaydı...

yazlık mekanlarda gazeteler genelde çerezdir
ama radikal gazetesi şahane haberlere yer vermişti
en son hatırladığım arya söylerken striptiz yapan
bi kadınla ya da onun yol açtıklarıyla ilgili
bi haberdi ki şarapla ilgili olan bile daha iyidi
bizim bildiğim şu günde bir bardağı iyi gelen şarap
şarap üreticileri tarafından tatmin edici bulunmamış
olsa gerek ki artık günde yarım şişe şarap
sağlığa iyi geliyormuş ve bundan olsa gerek ki
üç bardak şaraptan sonra yolun ortasında durup
iki gündür hatırlanmayan şeyler akla geldi...

bir garson olarak eğer canın çok sıkılıyorsa
ya gelene geçene asılırsın ya da içkilerin
tarihini ezberlersin, gülmeyin de dinleyin;
-karalahana var mı?
-yok hayır
-ay yine yanlış söyledim zaten karalahna
olacak doğrusu di mi?
-evet, peki siz yanlış söyleyince ne dediler?
-hiç, sadece düzelttiler
-şimdi karalahna aslen blah blah
bunlar eğimli arazi de blah blah blah
ama bununla papazkarası blah blah...

ve biz akıllanmadığımız için tekrar;
-pardon gelincik likörünün tadı güzel mi?
-şimdi gelincikleri alkole yatırıyoruz blah blah
yanında aslen türk kahvesi blah blah...

oeh!

dönüş yollarında kullanmak zorunda olduğunuz
minibüsler ya da srvisler vardır
bir de ücrete dahil yardım severler vardır
çantanızı filan alır taşır
adettendir dedik biz de karşılaştık bi tanesiyle
çocuk kaptı çantayı yürüyoduk filan derken
bi anda minibüse doğru koşmaya başladı
ve bize dönüp "siz gelmeyin" dedi
biz tam gülmeye başladık döndü bize
"ha, yani yavaş gelin" dedi
eh biz de gittik napalım zaten tatil orda bitti...