31 Ekim 2004

jones soda kapaklarından fal tuttuğumuz
şu güzide günlerde
diyalogların hastasıyım
empatinin ustasıyım
ver onu buna

kaos is a four letter word
sometimes three human beings...

hayatımın belli zamanlarını benimle yaşayan
insanlar belli zamanlarda yazdığım blogların
belli bölümlerini anlayabiliyor
belli kelimesini size hediye ettiğim
gün bugündür sevgili insanlar...

30 Ekim 2004

muy interesante

"allaaan kudrası" diye başlanan cümleyi
"allaaan kudrası olmaz ki" diyerek devam ettirince
insanlar kendi kendileriyle çelişiyor
tanrı olmak isteyenlere alternatif olarak
tanrı tanımaz olmak günün anlam ve önemini
belirtiyor bize tam şu saatlerde...
oyunların sahip olduğu demo kavramı ve
bir de crack kavramı bazen çok akıl karıştırabiliyor
"oh gustavyo oysa ben seni beni öpmek için
geri döndü sanmıştım" köle isaura - bölüm 452

nefesin kullanım alanları el kitabını yazmaya
başlamadan önce konuyla ilgili
ufak bir deneysel araştırma yapmak istiyorum
ayrıca geçenlerde yazdığım
"255 kişi dövdü neo" bloguna neden kimsecikler
inanmıyor yahu? scan edip koyasım geldi

29 Ekim 2004

şahsıma en büyük ilgiyi havai fişek patlatarak
spider solitaire veriyor şu günlerde...
yapılması gereken işleri yapmaktansa
dilime dolamayı seven bünyem konuyla ilgili
tam gaz çene yapıyor...
blog cd'si için şarkılarınızı message board
vasıtası ile göndermeyi unutmayın!

şimdilik iyi gidiyo, nerde duracağımı
şarkıların uzunluğu belirleyecek...
akşam kargada surattaki dört çatlak'a gitmeyi
sakın unutmayın...


shocking blue - send me a postcard
before loneliness
will break my heart
send me a postcard,darling

27 Ekim 2004

surattaki dört çatlak yeniden

yeni gençliğin anlayacağı dilden konuşmak gerekirse
surattaki çatlak reloaded
geçen sefer hepinize gidin dedim, baktım gitmemişsiniz
hayatınız güzel şeyleri kaçırmakla geçiyor zaten
bu sefer kaçırmayın 29 ekim cuma saat 20:00
Karga'da yapılacak gösterim
tıpış tıpış kargaya gidiyorsunuz ve en üst
kata çıkıp oturup leziz bi dans gösterisi izliyorsunuz
ha, ben nerden biliyorum? izledim ben mis gibiydi
yeniden yapıldıysa daha bi lezizdir herhal
Dokuzaltı Dans Projesi'nin bu güzellemesi yetmez bana
ben anime izlemek istiyorum, tiyatro istiyorum
dans kursu istiyorum tarzı monopoly-vari cümleler
sizi daha çok cezbediyorsa buyrun sizi mutfağa alalım...

26 Ekim 2004

opsiyonel blog

A Masası:

seni sana sormadan benim yapamazdım
yiğitliğe sığmaz
beni bana sormadan senin yapamadın
cesaretine sığmaz

B Masası:

kaç seferdir yazıcam yazmasam mı diyorum
malum hem ben hem sideeffect sağolsun
eve giren çıkan tonla adam var
ortaokuldan liseden kurstan lisanstan
yuksek lisanstan yazlıktan iş yerinden
geçen gün bilgisayarın yanında bi çetele gördüm
bir a4 kağıdı 4 e katlamışlar
ve bir yüzü tamamen dolmuş hatta her beşli
grubu da çizmişler filan
kağıdı hafifçe çevirince dumur oldum
kağıdın en tepesinde şu yazıyordu:
"255 kişi dövdü Neo"
kişiden de ok çıkarıp Smith yazmışlar
açtım içini baktım kağıtta
apartman gelir makbuzu yazıyordu
eğer bizim apartmanın adı yazsaydı
aşağı atlayacaktım, neyseki başka apartman çıktı.

24 Ekim 2004

insanların güne iyi başlama durumlarını anlamıyorum
kahve içmek mi kıstas, gülümseyerek uyanmak mı?
sevgiliye sarılarak mı uyanmak, nedir yani?
dün dernekte yemek tarifi ister gibi asa, f değeri
soran birileri vardı, pek güldüm
hani cevap verirseniz size de güleceğimden değil
ama merak işte...

sabah sabah bana futa sakayı öven bir arkadaşıma
uyup dinlemeye kalktım, kendi alanında yarışırsa
ses etmeyeceğim ama karlı kayın ya da türevi
şeyleri yorumlarsa direk ellrim gözlerim
stop tuşunu aramaya başlıyor
zevkler ve renkler, garip şeyler bunlar...

akademik platformlarda salınmak için
çok toy olduğuma karar verdim
geri alıyorum;
akademik platformlarda salınmak için
çok az dişe sahip olduğumu farkettim
ah bu farkındalık, öldürecek beni bir gün kerata.
stay tuned for more...

uzun süredir yapmak istiyordum;
bana en sevdiğiniz şarkıları söyleyin
blog music adı altında bi cd dolduracağım
konuyla ilgili olarak sol taraftaki
message board sizinle ilgilenecektir
msn ya da icq değil
bir hafta içinde eğer 10 mailden az gelirse
rein ajanlarını işten kovacağımdır...

size iyi pazarlar bana da iyi pazarlar...

22 Ekim 2004

epistemolojik kopuşlardayım
re-loaded

blogger'ın aklı 4 gün sonra başına geldi

geçen bu başıkla bir blog yazdım
blogger hazmedemedi, bir on dakika kadar
publish etti durdu, sevdi beni...
kaltak mirandanın yeşillenmeyen etiketlerinden
daha önceki bir kahve molasında bahsetmiştik
başka yeşillenen platformlarda haber aldık
arkadaşlar onlara verdiğimiz yüklü rüşvetin
hakkını vererek biraz da hatunlardan bal çalarak
"afişe ediyorum muntazaman" adlı kaset çalışmalarını
sonunda dinleyiciyle buluşturmuş
bunun dışında mikro dalga fırınınızda
pişenler sağlıklıdır ve kaçak/sızıntı yapmıyorsa
ya da hayatınızı mikro dalgaya yapışık geçirmiyorsanız
mikro dalga doğayla dost bir oluşum
ama yine de mikro dalgadan çıkan yemeklerinize
tuz biber ekmenin alemi yok
hem burda ekilmişi var
hem de madem tuz aşırıcan bari tuzluğu bırak
hele loy, internet akşam eğlencesi...

18 Ekim 2004

epistemolojik kopuşlardayım

hayatın kendi sınırları içinde zor olduğu
şu mis gibi mis havalarda günler geçiyor
kelime anlamıyla sadece geçiyor
eve gelmemem, yorgun gelmem
7/24 işim var gibi davranmaktansa işimin olması
patlak gözlerle ve küfreden bi suratla
beşiktaşta dolanmam sabahın köründe
dünyayı bana kurtartmayacaklarını gösteriyor
zaten kurtartmak diye bi kelime olmadığına göre
korkacak bir şey de yok
"sizin o arkadas dedikleriniz gak guk..."
yeter bre demek istedim bi an için.
bi alman bi fransız bi amerikalı ve bi laz
bir araya gelirse fıkra değil yüksek lisans olur.

17 Ekim 2004

anısına

insan olmak yetmez
yetmiyor bazen
süperman süperman olmak lazım bazen
-
nasıl da yeniden aşık oldum ben
bu sevda bambaşka avare eden
hede de höy löy löy...

16 Ekim 2004

mevsimlerden hiçbiryerde günlerden master

ben varım
varlığımın kanıtı kadar da başka insanlar var
her insanın bir tepkisi var
ve her tepkime yapışacak bir tepkileri var
sakinlik bünyeyi terkedince, bütün gün
yapışan bir tepkiyi irdelemek kalıyor geriye
yine de filmin konuyla alakasını göremiyorum
.
bir kısım medya gidilen filmi anlamadı
benimse aklım metrodaki posterde kaldı
tepkiye takılı kalan bünyem filme
kendini veremedi ama bütün yemek boyunca
esta noche dedim derim diyeceğim
.
sonunda metropolis cd me kavuştum
ama galiba bu iyi olmadı
köprü ışıkları ve bizleşemeyen ben...
derin bir uykunda, usulca girmişken rüyana
tut beni bırakma
sabaha ansızın kapında
sakın ha şaşırma, sus, bunu sır gibi sakla
çünkü çok uzakta
istanbul sükut-u hayal...

15 Ekim 2004

muy un poco inteligente

bugün gereksiz insanlarla uğraşma günüydü
insanlar ve sarı saçları boş bakan gözleri

her beşiktaştan geçişimde;
/25 yıldır hep dostluk "kazan"dı/
bu yazıyı okuyorum kazanın girişindeki
bazen zor tutuyorum bi kutu spreyle
altına gidip "ben de kepçe" yazmamak için
sonra da koşarak kendimden uzaklaşıyorum

ayrıca kum işime girdiğim kulislerde
konuşuluyor sanırsam, yemek yemeğe gittimiz yerde
su isteyince bana üstünde;
"kumdan gelen saglik - kum su" yazan bi su getirdiler
şakacı balıklar...

14 Ekim 2004

"I`m in love with my lust
burning angelwings to dust"

sayıklamanın ötesine geçtim
bunlar da gelsin
rem de geldin hepsi gelsin...

homo academicus

şu hayatta başıma ne gelse artık şaşırmamalıyım
her hangi bir platform her hangi bi insan
önce adımızı ve okulumuzu yazmamızı istedikleri
ufak kağıtlara meraba dedik sonra vesikalık
fotoğraf istemekten daha kolay bir yöntem olan
er kişinin nikon digital kamerasına gülümsedik
tabi ahval ve şerait içinde dumur olduk...

13 Ekim 2004

bireysel silahsızlanma

duyarsızlaşılan bir ton şeyden biri haline
gelen bireysel silahlanma ve buna karşı
her gün büyüyen bireysel silahlanma karşıtları.
maçtan sonra atılan sevinç(?) kurşunlarıyla
çok sevdiğim bi hocamın oğlu bitkisel hayata
girmişti ve düşününce bu olan biten yüzlercesinden
sadece bir tanesiydi ama neden diye sormadan edilmiyordu
bu sadece benim çevremde olan bir şeydi
daha bana bir şey olmamıştı ama olmayacağının
garantisini kimse vermiyordu
konuyla ilgili bir sürü şey yazılıp çizildiği
için şuraya yazdıklarım çok kuru geliyor
bunun yerine umut vakfına gidip
gerekli bütün bilgileri alabilirsiniz
her sene konuyla ilgili çeşitli dallarda yarışmalar
düzenliyorlar ve hatta bununla kalmıyor
her sene 28 eylülde düzenledikleri
"sessiz ayakkabıların yürüyüşü" ile
bir şeyleri paylaşıyorlar ya da buna çalışıyorlar
ayrıca Çocuk Hakları için Yurttaş Hareketi de
yine konuyla ilgili görülmesi gereken bi kaynak.
sürekli aydınlık için bir dakika karanlık
diyen bizler şimdi de ironik bi şekilde
sürekli yaşam için bireysel silahlanmaya hayır
derse bundan kim zarar görür ki...

11 Ekim 2004

yes! yes!

garip bi yer burası,
trafiğe kapalı alanda trafik kazası olan
ve sabahın dokuzunda yine trafiğe kapalı alanda
trafik sıkışıklığı olan tek yer,
ısrarla bayinizden isteyiniz.
bununla da bitmiyor, ne kadar kozmopolitiz
ne kadar şöyle böyleyiz demekten geri kalmıyoruz
bir uçta eşcinseller elele yürüyor
bir uçta töre cinayetleri devam ediyor
arabın derdi kırmızı pabuç...

modernleşme adına ya da modernleşme süreci adına
maymunlaşıyoruz muntazaman
hiç olmayası ya da olması istenmeyesi şeyler
medyanın dayatmasıyla "legalleşiyor"
bir köşe yazarı çıkıp "sarı aslında kırmızıdır" diyor
ve o günden sonra kaderimiz belirleniyor
cin fikirli reklam yazarları beyin fırtınası
kavramına yeni boyutlar kazandırıyorlar
sonra biz edep adap sevgi saygı kavramlarını
ya cola ya colaturca ya da kent reklamlarından
öğrenen garip makineler haline geliyoruz
duyarlılık ve duyarsızlık son dönemin saldırı silahı!
reklamlarda gözü yaşarmayan duyarsız oluyor
ama bir yandan da "duygu sömürüsü bu" diye
bas bas bağıran da "uyanık" oluyor
biz de yedi uyurlarız her daim.

"ayıp yatakta olur" diye dalgamızı geçiyoruz
samsuna taşınmaya korkuyoruz ahlak zabıtası var
ama bize ne dokunur biz istanbulluyuz!
aleni sevişemesekte aleni seviştik deriz.
moderniz deme adına maymulaşıyoruz muntazaman.
katalog çekimleri de boyut değiştiriyor artık
dejenere gençlik dedikleri zaman bize
hemen cevabımızı yapıştırıdık
onlar örümcek kafalıydı biz modern.
nedir bu şimdi birisi beni uyandırabilir mi?
kendimi bildiğim kadarıyla modern bir insanım
ama modernim diye gördüğüm herşey
"tolare alanım"a mı girmeli?
eski köye gelen bir ton yeni adetten nasibini
alan şahsım %90 uyumluluk lisansıyla yaşantısına
devam ederken böyle bir katalog karşısında
sizi görüntülerle başbaşa bırakıyorum sayın seyirciler....

9 Ekim 2004

cennetteki yerimi çoktan almış olmam gerekir
diye sabah gidip durumu kesinleştirdim
atasözleri de olmasa neye gönderme yaparım...

Beyaz Fırının Önlenemez Yükselişi

fırın dediğiniz şey ekmek poğaça ya da
envai çeşit türevlerini satar
ama efendim bizim burda beyaz fırın var
evlere şenlik kendisi,
fırın ekolünde son nokta
manşetleri şimdiden görebiliyorum;
"fırınların lailası!" - hey yareppim...
mekanları böyle saptırmalarına anlam veremiyorum
araç olması gereken yerler zamanla amaç oluyor
insanlar da buna hiç tepki göstermeyip
resmen raflardaki yerlerini alıyorlar
gecenin hürmetine

küçükken marşlarda yüz sürmeye giderdik
gül yüzünün hürmetine dememek için attığım taklaların
yanılsaması olarak kabul edin başlığı...
mevsimsel olarak saçmalama kredisinden çalan insanlar
genel ahval ve şerait içinde sırra kadem basar
ama dedim ya mevsimsel...
bir yaprak dökümü mevzu bahis ben merkezli
hem içsel hem dışsal çekirdek kırılması gibi
fetişleri tersine çeviren kuramları
hayatımızı düzene koyma konusunda sınıfta
bıraktığımdan beri yemeklerden önce ve sonra
ilaçlarımızı unutmamaya özen gösteriyoruz

8 Ekim 2004

özünde tözünde bazende sözünde

insan ne yaparsa yapsın,
ne dinlerse ne izlerse ye yerse ne içerse...
rakı masasına oturunca türkü bilmeyen adam
dayak yer, yemeli, yedirilmeli...
bir keresinde arkadaşın biriyle girdiğimiz
konuşma görünümlü tartışmada türkülerin
bizim özümüz olduğunu söylemiştim
tabi sivrisinekler talime çıkmıştı.
gap'tayken eski opera sanatçısı olduğundan mıdır
nedir pek bilinmez summertime söylemeye
başlamıştı kadının biri,
masadaki rakılar durumdan rahatsız olmuş olacak ki
yerine türküye bıraktı şarkılar zamanla
yer gap olunca türkünün tadı da bir başka oluyor
aradan geçen bunca zaman sonra es kaza arşiv deşen bünyem
o geceki türkülerden birini bulunca işi gücü olmadığından
çocuklar gibi sevindi...
"dut ağacı boyunca
dut yemedim doyunca
..."
nereye böyle

moda göre şarkılar ya sevilir ya dalga geçilir
yani nazan öncel nereye böyle derse şu yağmurlu
günde bi derece etkili olabilir ama eğer ki
şen şakrak cıvıl cıvıl bi günde derse bana bunu
aklıma uğur yücel'in stand-up ında anlattığı
"bacı nereeee nereee" hikayesi gelir
bu kadar da nankörüm, hiç acımam, acıyanı tanımam.
sabah yine 80'lik nineler gibi sancıya uyanınca
yağan yağmuru seyir eyledik uzun uzun
sonra kulağımızdan müzik eksik olmasın dedik
o eksik olmasın bu eksik olmasın derken
sabahın sekiz buçuğunda balkon kapısının orda
kendime küçük bi krallık kurduğumu farkettim
tabi daha sonra daha başka şeyler farkettim
içgüdüsel 5 çekişli idsel egosal (bu satır anlam içermemektedir)
"içi beni yakar dışı seni" cümlesini kaldırdım
yerine de bişi koymadım zira şu günlerde içim boş
boş (almış) dolu almamış, o yüzden boş...

7 Ekim 2004

arıza tepesi düşleri...
menapozlu astral romance

siz hiç hayatınızda kum döktünüz mü?
ben küçükken kovaya doldurduğum kumları bahçeye
bir güzel dökerdim hatta boca ederdim
ama tekrarlıyorum;
biz büyüdük ve kirlendi dünya
ben bugün kum döküyormuşum ama gözle görülmüyor
ben film hilesi olmasından yana kullanıyorum oyumu
ama tabi kim takar benim oyumu, huyumu, suyumu...
montaigne "denemeler"de ölmek özgürlüğü diye bi metin yazmış
doktorlar filan perhiz şu bu diye sizi kesintiye
uğratmadan siz ölmek özgürlüğünüzü kullanın.
bu dünyaya bir şekilde geliyorsunuz ama gitmek
için bir sürü seçeneğiniz var, tadında bi metindi.
bunu da perhizin hürmetine yazdım,
sabah doktor acıdı halime "perhizimizi genişletelim" dedi
artık elma, muz ve makarna da yiyebilen bünyem
hemen orda tango görünümlü bi haka dansı
yapmaya yeltendi ama sonra hikoprat çarpmasından korktu.

konuyla ilgisiz not: insanlar konuşa konuşa demişler...

6 Ekim 2004

hayata dair böyle bir fedakarlığı
kim kaybetmiş ki ben bulayım?

5 Ekim 2004

travesti jimnastik klubu

şimdi 15'lik yeni yetmeler gibi beşiktaşa
laf attığımı sananlar hemen koşarak en yakın duvara
çarpmak suretiyle kendilerini imha etsinler
neyse ne diyordum ben..
gelmiş olan arkadaşlar bilir,
bizim apartmanın bi tarafı sokağa bakıyor
geri kalan kısmı beş apartmanla çevrili
ve biz küçükken bu apartmanların arasından
yaya yolu olduğu için taksileri çevirir küfreder
kaçardık, taş yumurta vs atardık
her küçük çocuk gibi biz de piçtik
hatta o zamanlar travestiler işler kesatken
bizle iddiaya girerlerdi
az 2,5 litrelik kola kazanmadık küçükken
tabi zamanla biz büyüdük ve kirlendi dünya
travestiler hala var ama bizle kolasına iddiaya girmiyor
dün gece tam uyudum derken şıpıdık terliklerle koşma
sesine uyandım baktım kimseyi görmedim
bir oldu iki oldu en sonunda filler tepişti
baktım dört travesti koşarak çapraz apartmanın
otoparkından aşağı koşuyor can havliyle
derken üç tanesi duvardan atladı bizim apartmanın
etrafından dolaştı ve bizim çocukken yaptığımız gibi
sırra kadem bastı ama biz çocuktuk o zamanlar
sonra garibim bi tanesi atlayamamıştı
aradan iki dakika geçti polis geldi bi tane
cep telefonuyla konuşurken çapraz apartmanın
altına saklanmış travestiyi bonus olarak buldu
arkasından "kaçmaaaeea" diye bağırdı ama
travesti jimnastik klubu burslu atleti olan travesti
sırra kadem bastı...
sonra uyudum.
bu blogun tekrar açılmasında hiç birinizin
zerre payı yoktur, kimse kendini nimetten saymasın
varsa yoksa doktorun cüsseme aldırmadan verdiği
haşlanmış tavuk ve patates perhizi etkili olmuştur
on gün boyunca sesimi soluğumu çıkarmadığım zaman
ne bir telefon ne bir mesaj ne bir mail alan şu bünyem
arşa değdirdi kendi başını valla
-başı büyükten geçer mi?
-geçeeer...
-hemen kalkar mı?
-kalkaar...

ölsek kalsak elalem gırla keyifte cefada maşallah
hani sitem edecek yaşı geçtik ama herşeyin bi sınırı var
değil mi benjamin?
evet cevat abi...
15 gündür sizin karşı cins sandığınız
benim amaç saydığım rüyamı arıyordum
ve tabi ki bulamadım
bu bana şehirlerler arası bir yolculuğa da mal oldu
değdi mi, değdi.
buldum mu, bulamadım...
hayat zor...

öncelikle buyrun eski manifestonuz
tek harfine dokunmadım
şu yaşımda öğrendiğim bişi varsa edit tuşu
yazım hatasından başka bir şey için kullanılmamalıdır
evlilik aşkı öldürür, flört görecelidir.

evrensel krizamtasyonist manifesto

ilk madde eger bir tarafa pustlari bir tarafa da ibneleri koyarsaniz istediginiz kadar sarhos olun kimse yer degistirmeyecektir
ikinci madde kopek olunanlar ve kopek olanlar diye iki kume varsa siz hep yanlis tarafa kosarsiniz ve kume dusersiniz
ucuncu madde bir insandan bir sey saklamayin onun kafasinda kurabilecegi sey sizin soyleyebileceginizden bin kat daha kotu olabilr (bkz: anne frank'in gunlugu)
dorduncu madde ucuncu madde de bahsi gecen duruma ortada fol ve yumurta yokken alevlenen hayal gucleri dahil degildir
besinci madde hayatta yediginiz kaziklari bozdurup
bozdurup harcayacaginiz bir muessese daha icad edilmemistir bu tavriniza bir son verin
altinci madde hersey bitince su hayatta elinizde sadece konusmak kaldigi icin etrafinizdaki insanlari duzgun secin
yedinci madde evrensel krizamtasyonist manifesto tabi ki yedi maddeden olusacagi icin yazilmis bir maddedir bu daha cesitli manifestolar okumak isteyenlere cem akas'in birinci manifestosunu oneriyorum