size bir rahatınıza iki
no genocide in fallujah - felluce'de soykırıma hayır
hatta ve hatta
28 Kasım 2004
yerleşik düzen diye bir kavram var
evin vardır işin vardır gittiğin yol bellidir
meslek hayatında da emek mobilitesi diye bi kavram var
yaş ilerledikçe bu mobilite oranı düşer
mevki sahibi olmak, maaşın artması, emekliliğin yaklaşması...
hadi bunlar anlam ve hatta hak verilebilen kavramlar
bugün eve giderken düşündüm bizi bağlayan ne çok şey var
iş okul aile eş dost blah blah blah
sanki şu hayattan emekli olmaya az kalmış gibi
kimse yer değiştirmiyor
on senedir aynı yolu gidiyorum geliyorum yürüyorum
sokağa "yapıştım" resmen ve yolda gelirken
ezberden bakıyorum camdan dışarı
nerde olduğum hangi semtte olduğum sorun değil
nerde neyi kaybettik biz?
evin vardır işin vardır gittiğin yol bellidir
meslek hayatında da emek mobilitesi diye bi kavram var
yaş ilerledikçe bu mobilite oranı düşer
mevki sahibi olmak, maaşın artması, emekliliğin yaklaşması...
hadi bunlar anlam ve hatta hak verilebilen kavramlar
bugün eve giderken düşündüm bizi bağlayan ne çok şey var
iş okul aile eş dost blah blah blah
sanki şu hayattan emekli olmaya az kalmış gibi
kimse yer değiştirmiyor
on senedir aynı yolu gidiyorum geliyorum yürüyorum
sokağa "yapıştım" resmen ve yolda gelirken
ezberden bakıyorum camdan dışarı
nerde olduğum hangi semtte olduğum sorun değil
nerde neyi kaybettik biz?
27 Kasım 2004
26 Kasım 2004
Ruh Üşümesi
Arzın merkezi soğusa da, soğumasa da, adamla kadın
birbirlerine çok güzel bakıyorlar. Elbette sahte bir
umut, aptal bir inanışla değil, artık düşünmesi bile
güç bir dayanışmanın dilinden söyleyerek. Hatta,
ikisinin de aramayı çoktan unuttukları bir şeyi
ansızın avuçlarının içinde buluvermekten doğan bir
saşkınlıklarının olması gerektiğini de düşünüyorum.
Fakat, apaçık, asıl bunda yanılıyorum. Şaşkınlık yok.
Ne birinde, ne ötekinde. Bu bakışma böyle olması
gerektiği için böyledir. Vardır. Kendisidir. Kendinden
başka hiçbir şeyle açıklanamaz.
Adalet Ağaoğlu
NoT: her çekip gidişimde bir çatlağa malolmak gibi,
seni sevişimde bile bir gariplik var...
sen öyle bakmaya devam et, ben de böyle,
elber bir gün şarkılar bizi söyler...
Arzın merkezi soğusa da, soğumasa da, adamla kadın
birbirlerine çok güzel bakıyorlar. Elbette sahte bir
umut, aptal bir inanışla değil, artık düşünmesi bile
güç bir dayanışmanın dilinden söyleyerek. Hatta,
ikisinin de aramayı çoktan unuttukları bir şeyi
ansızın avuçlarının içinde buluvermekten doğan bir
saşkınlıklarının olması gerektiğini de düşünüyorum.
Fakat, apaçık, asıl bunda yanılıyorum. Şaşkınlık yok.
Ne birinde, ne ötekinde. Bu bakışma böyle olması
gerektiği için böyledir. Vardır. Kendisidir. Kendinden
başka hiçbir şeyle açıklanamaz.
Adalet Ağaoğlu
NoT: her çekip gidişimde bir çatlağa malolmak gibi,
seni sevişimde bile bir gariplik var...
sen öyle bakmaya devam et, ben de böyle,
elber bir gün şarkılar bizi söyler...
yo tu nombre caballero
alın size biraz drama queen edebiyatı
biz de yapalım ki yapmadık demeyiz
ilerde eşe dosta gösteririz
geleneksel sidik yarışı günlerinde;
bugün bir anda ağırlaşıverdim
insan bir anda ağırlaşır mı?
yapmayın canım...
ödevleri yazarken olmayan kedim zıpladı kucağıma
bir gözümü düşürdüm yere de üstüne bastılar
yenisini istettik mahmut usta mezbahaları aratıyor
ağırlık diyordum değil mi?
kaderimi başka insanların kader çizgisinin üstüne koyuyorum
yine aynı adam "bir yaklaşık" diye bağırıyor arkadan
belediye otobüsü misalı sıkış tepiş burası
şöför ilerleyin diye zile basıyor
insanlarsa bana hep "sabret inicem birazdan" diyor
ağırlaştım ben bugün
birisi başka birine verdiği kelimeleri
gelip üstüme bıraktı bugün hem de art niyetsiz bi şekilde
sanki yanlışlıkla üzerime kahve dökmüş gibi
bugün yine o kalabalık günlerden biri
çok koşturmaktan yorgun düştüğümüz hani
daha bir ağır sadece...
"sen" diye başlasam cümleye kaç hayaleti hortlatır bu kelime
ya da kaç kişi hayalete döndü de evine dönemedi buralarda
şimdilerde tekil kuruyorum cümleleri
burdan yerine ulaşana kadar soğuyor(um) zaman zaman
şimdilerde ağırlaşıyorum
kapan olmadan kapana sıkışabilen varlığımla
benden başka kim gurur duyuyor ki?
kadıköye yağmur yağdığı zaman güneş seni bulsa da
yıldız kaydığı zaman bu gök hem senin hem benim
acıyan can benimse, kapıya sıkışan da senin parmağın değil
çok uzun cümleler gibiyim şimdilerde
virgüllerim o kadar fazlaki noktayı beklemiyorum bile
"pencerem kör, kapım kitli / bu bendeki seyir değil"
eskiden alametlere binilip, beklenirmiş...
artık oturduğumuz yerde de bekliyebiliyoruz
o kadar da kırılganız sırçalıktan vazgeçtik
sırça fanusumuzu kırmasınlar diye gözlerimiz faltaşı
bizi kör kuyularda bulmasınlar diye sesimiz soluğumuz yok
her şeyi bir anda bir insana vermek gibi
herkesten bir anda nefret edip herkesi çok sevmek gibi
gibiden sonra gelmesi gereken kelime gibi
bazı zamanlara özgü gülümsemek
ve yine bazı zamanlara özgü gülümsetmek
ama her zaman özgü bu acı... kimsenin olmayan...
her zaman bir şeylere asılan suratımız gibi
bazen yolunda gitmeyen işin olmak istiyorum
bana sinirlen istiyorum, parlak ışıklara bakmak gibi...
kapan olmadan sıkışmış hisseden bir tek benim
yalanı da ne güzel söylüyorum gördün ya
ne demiş şair;
"her şey birden bire oldu / birden bire vurdu günışığı yere"
bir sabah uyanıp terk ettiğim evleri hatırlıyorum
hem de inanır mısın hiç bir romantik mizanseni olmayan
aynı anda on beş kişinin uyuduğu evleri
bir anda gelmek gibi bir anda gitmek
korktuğun için daha hızlı yürüsün, eve varmak...
kundera ne demiş dikkat ettin mi hiç?
"kurtulmak istediğiniz bir anıyı hatırlayınca daha hızlı yürürsünüz"
şimdilerde ben selçuk erdem'in kararsız çizgisiyim
bir adım ileri atıyorum bir adım geri
alaylı bir şekilde "gel gel sen tam bize göresin" diyor
mehmter takımından sorumlu diğer çizgi...
kendi kaderimi başka kaderler üzerine koyduğum zaman
karbon kağıdı istetiyorum köşedeki kırtasiyeden
aynısından bir kopya diyeceğim kaderler için
bir diyorum iki diyorum üç diyorum...
kapatmadan önce son bir çay ısmarlıyorlar bana
"çok dağıldın biraz toparlan, git bi uyu" diyorlar
kalkıyorum yavaşça, sen geliyorsun gözümün önüne
bana nasıl kırıldığın, ama biliyorum bana daha kırılmadın
ama yine biliyorum kırılacaksın... tek tek, parça parça
ya da ne demiş aruoba yavaş yavaş, paldır küldür...
tayfun polat uzun uzun yazmış ama ben bir satırın
köşesinde kıvrılıp kaldım, kimseye dokunmasam da kızacaklar zaten;
"her an her şey, bazı anlarda ol(ama)z."
alın size biraz drama queen edebiyatı
biz de yapalım ki yapmadık demeyiz
ilerde eşe dosta gösteririz
geleneksel sidik yarışı günlerinde;
bugün bir anda ağırlaşıverdim
insan bir anda ağırlaşır mı?
yapmayın canım...
ödevleri yazarken olmayan kedim zıpladı kucağıma
bir gözümü düşürdüm yere de üstüne bastılar
yenisini istettik mahmut usta mezbahaları aratıyor
ağırlık diyordum değil mi?
kaderimi başka insanların kader çizgisinin üstüne koyuyorum
yine aynı adam "bir yaklaşık" diye bağırıyor arkadan
belediye otobüsü misalı sıkış tepiş burası
şöför ilerleyin diye zile basıyor
insanlarsa bana hep "sabret inicem birazdan" diyor
ağırlaştım ben bugün
birisi başka birine verdiği kelimeleri
gelip üstüme bıraktı bugün hem de art niyetsiz bi şekilde
sanki yanlışlıkla üzerime kahve dökmüş gibi
bugün yine o kalabalık günlerden biri
çok koşturmaktan yorgun düştüğümüz hani
daha bir ağır sadece...
"sen" diye başlasam cümleye kaç hayaleti hortlatır bu kelime
ya da kaç kişi hayalete döndü de evine dönemedi buralarda
şimdilerde tekil kuruyorum cümleleri
burdan yerine ulaşana kadar soğuyor(um) zaman zaman
şimdilerde ağırlaşıyorum
kapan olmadan kapana sıkışabilen varlığımla
benden başka kim gurur duyuyor ki?
kadıköye yağmur yağdığı zaman güneş seni bulsa da
yıldız kaydığı zaman bu gök hem senin hem benim
acıyan can benimse, kapıya sıkışan da senin parmağın değil
çok uzun cümleler gibiyim şimdilerde
virgüllerim o kadar fazlaki noktayı beklemiyorum bile
"pencerem kör, kapım kitli / bu bendeki seyir değil"
eskiden alametlere binilip, beklenirmiş...
artık oturduğumuz yerde de bekliyebiliyoruz
o kadar da kırılganız sırçalıktan vazgeçtik
sırça fanusumuzu kırmasınlar diye gözlerimiz faltaşı
bizi kör kuyularda bulmasınlar diye sesimiz soluğumuz yok
her şeyi bir anda bir insana vermek gibi
herkesten bir anda nefret edip herkesi çok sevmek gibi
gibiden sonra gelmesi gereken kelime gibi
bazı zamanlara özgü gülümsemek
ve yine bazı zamanlara özgü gülümsetmek
ama her zaman özgü bu acı... kimsenin olmayan...
her zaman bir şeylere asılan suratımız gibi
bazen yolunda gitmeyen işin olmak istiyorum
bana sinirlen istiyorum, parlak ışıklara bakmak gibi...
kapan olmadan sıkışmış hisseden bir tek benim
yalanı da ne güzel söylüyorum gördün ya
ne demiş şair;
"her şey birden bire oldu / birden bire vurdu günışığı yere"
bir sabah uyanıp terk ettiğim evleri hatırlıyorum
hem de inanır mısın hiç bir romantik mizanseni olmayan
aynı anda on beş kişinin uyuduğu evleri
bir anda gelmek gibi bir anda gitmek
korktuğun için daha hızlı yürüsün, eve varmak...
kundera ne demiş dikkat ettin mi hiç?
"kurtulmak istediğiniz bir anıyı hatırlayınca daha hızlı yürürsünüz"
şimdilerde ben selçuk erdem'in kararsız çizgisiyim
bir adım ileri atıyorum bir adım geri
alaylı bir şekilde "gel gel sen tam bize göresin" diyor
mehmter takımından sorumlu diğer çizgi...
kendi kaderimi başka kaderler üzerine koyduğum zaman
karbon kağıdı istetiyorum köşedeki kırtasiyeden
aynısından bir kopya diyeceğim kaderler için
bir diyorum iki diyorum üç diyorum...
kapatmadan önce son bir çay ısmarlıyorlar bana
"çok dağıldın biraz toparlan, git bi uyu" diyorlar
kalkıyorum yavaşça, sen geliyorsun gözümün önüne
bana nasıl kırıldığın, ama biliyorum bana daha kırılmadın
ama yine biliyorum kırılacaksın... tek tek, parça parça
ya da ne demiş aruoba yavaş yavaş, paldır küldür...
tayfun polat uzun uzun yazmış ama ben bir satırın
köşesinde kıvrılıp kaldım, kimseye dokunmasam da kızacaklar zaten;
"her an her şey, bazı anlarda ol(ama)z."
25 Kasım 2004
yanlışlardasınız!
şimdi ben tutup size 3yanlış bir doğruyu götürür yazmam
kendi tabirleriyle eski kaşarlardan;
bayat , duztman , glitch yine yeniden!
3yanlış adresinde dünyanın iki bir yerinden hizmetteler...
kızgın kumlardan serin sulara.
NoT:MaHMuT seni hala döveceğimdir, saygılar...
şimdi ben tutup size 3yanlış bir doğruyu götürür yazmam
kendi tabirleriyle eski kaşarlardan;
bayat , duztman , glitch yine yeniden!
3yanlış adresinde dünyanın iki bir yerinden hizmetteler...
kızgın kumlardan serin sulara.
NoT:MaHMuT seni hala döveceğimdir, saygılar...
to dear w/o.
mahmut seni ilk gördüğüm yerde çok pis döveceğim
neye dokunsam çarpılıyorum
kahya tatile çıkmış, idare ediver keyfimi
dominos pizza ile ilgili bir şey söylemek istiyorum
kendileri artık ses tonumdan beni tanıyor olsa gerek
işe yeni girenler ise üçüncüden sonra ne boy
ve hatta neli istediğimi ezberlemişler
öyle elin adamıyla yersiz yersiz gülüşüyorum
mahmut seni ilk gördüğüm yerde çok pis döveceğim
neye dokunsam çarpılıyorum
kahya tatile çıkmış, idare ediver keyfimi
dominos pizza ile ilgili bir şey söylemek istiyorum
kendileri artık ses tonumdan beni tanıyor olsa gerek
işe yeni girenler ise üçüncüden sonra ne boy
ve hatta neli istediğimi ezberlemişler
öyle elin adamıyla yersiz yersiz gülüşüyorum
22 Kasım 2004
kimliksiz
kış geldi hadi geçmiş olsun artık kime olacaksa...
kış vakti giyim sektörü ne yaparsa yapsın
dışarıda hep aynı ceset torbası kılıklı mont
plato kaban ya da her ne ise onları görüyorum
ben de de var giyince lahana gibi oluyorum
insanı bu kadar kimliksizleştiren
ve tek düzeleştiren başka bir şey tanımıyorum
içine ne giyerseniz giyin zamanınızın çoğunu
üşüdüğünüz için o kara kara torbaların
içinde geçiriyorsunuz ve bazıları gerçekten ısıtmıyor
neyse ben uzun bir yolculuğa çıkacağım galiba
zihinsel olarak en azından...
kış geldi hadi geçmiş olsun artık kime olacaksa...
kış vakti giyim sektörü ne yaparsa yapsın
dışarıda hep aynı ceset torbası kılıklı mont
plato kaban ya da her ne ise onları görüyorum
ben de de var giyince lahana gibi oluyorum
insanı bu kadar kimliksizleştiren
ve tek düzeleştiren başka bir şey tanımıyorum
içine ne giyerseniz giyin zamanınızın çoğunu
üşüdüğünüz için o kara kara torbaların
içinde geçiriyorsunuz ve bazıları gerçekten ısıtmıyor
neyse ben uzun bir yolculuğa çıkacağım galiba
zihinsel olarak en azından...
20 Kasım 2004
isim anneliğini TRendKiLL'in yaptığı işteşli ilişki notları...
"seni seviyorum"a "ben de" cevabıyla yetinmeyen kızlarla başladı
tam cümleyi duymak isteyenler "ben de seni seviyorum" cümlesini
duydukları zaman duvarlarına astılar ve daha sonraları
"beni terkerme olur mu?"nun cevabı "sen terketmezsen ben de etmem"
ve hatta "benim kal"ın cevabı "sen de benim kalırsan neden olmasın"a
dönüştü şu güzide çağımızda, ya da dönüştürüldü diyelim
kim daha fazla korkaktı? hak iddia edenler mi
yoksa dilbilgisi dersinde sadece işteşli fiil öğrenenler mi?
şimdi kimse dilbilgisi dersi almıyor ama bolca tatbik ediliyor
"okuduğumuzu anladık mı?" bölümleri
anlayış farkı dediğimiz şeyler sadece reklamlara malzeme değil
yaşadığımız etten kemikten (opsiyonel ikileme; amdam götten)
hayatın yadsınamayan bir parçası...
"seni seviyorum"a "ben de" cevabıyla yetinmeyen kızlarla başladı
tam cümleyi duymak isteyenler "ben de seni seviyorum" cümlesini
duydukları zaman duvarlarına astılar ve daha sonraları
"beni terkerme olur mu?"nun cevabı "sen terketmezsen ben de etmem"
ve hatta "benim kal"ın cevabı "sen de benim kalırsan neden olmasın"a
dönüştü şu güzide çağımızda, ya da dönüştürüldü diyelim
kim daha fazla korkaktı? hak iddia edenler mi
yoksa dilbilgisi dersinde sadece işteşli fiil öğrenenler mi?
şimdi kimse dilbilgisi dersi almıyor ama bolca tatbik ediliyor
"okuduğumuzu anladık mı?" bölümleri
anlayış farkı dediğimiz şeyler sadece reklamlara malzeme değil
yaşadığımız etten kemikten (opsiyonel ikileme; amdam götten)
hayatın yadsınamayan bir parçası...
rakı masasını toplayan naçizane şahsım arka arkaya üç kere
duyulan pat sesi üzerine salona çark etti ve pijamalı
insanlar olarak sokağa fırlarken abi kişi de bize katıldı
zombi gibi yanımızdan geçerek üç puan alsa da
ataerkil erkek olarak bizi toplayarak yedi puan aldı
halıcı dükkanına geçiren bir minibüs ve arkasında bir araba
ve bir yaralı ve beş dakika sonra bir ambulans ve
sürü sepet araba gecenin iki buçuğu için yetti de arttı
rakılı bünyelerimizle holmes&watson'cılık oynamak
bize gece yarısının tek rengini kattı
umarız kimse ölmemiştir ya da ölmez ama burada
trafik kazaları ve travestiler kemikleşmiş yapı...
duyulan pat sesi üzerine salona çark etti ve pijamalı
insanlar olarak sokağa fırlarken abi kişi de bize katıldı
zombi gibi yanımızdan geçerek üç puan alsa da
ataerkil erkek olarak bizi toplayarak yedi puan aldı
halıcı dükkanına geçiren bir minibüs ve arkasında bir araba
ve bir yaralı ve beş dakika sonra bir ambulans ve
sürü sepet araba gecenin iki buçuğu için yetti de arttı
rakılı bünyelerimizle holmes&watson'cılık oynamak
bize gece yarısının tek rengini kattı
umarız kimse ölmemiştir ya da ölmez ama burada
trafik kazaları ve travestiler kemikleşmiş yapı...
tacettin the vein den tekerrür adlı şarkıyı istiyorum
rakı denen içki şişede durduğu gibi duran tek içki
olduğu için nazarımda bir ona nazım geçiyor şu aralar
şımarık bir insan (buyrun benim) olduğumu ileri süren insanlar
bu il sınırlarına girmedikleri için atış mesafesini
olabildiğince uzun tutuyorlar, tutturanlar utansın...
not1:"buyrun benim" yazdığım an, şu sınıfı geçtiğim andır!
not2:escape e basınca kaçılmıyormuş, bugün bunu gördük...
rakı denen içki şişede durduğu gibi duran tek içki
olduğu için nazarımda bir ona nazım geçiyor şu aralar
şımarık bir insan (buyrun benim) olduğumu ileri süren insanlar
bu il sınırlarına girmedikleri için atış mesafesini
olabildiğince uzun tutuyorlar, tutturanlar utansın...
not1:"buyrun benim" yazdığım an, şu sınıfı geçtiğim andır!
not2:escape e basınca kaçılmıyormuş, bugün bunu gördük...
18 Kasım 2004
şöyle uzun zamandır ağız tadıyla bir blog yazmadım
çok insan kepenklerini kapattı gitti
mevsimsel bir şey değil sanki bu olanlar
blogger'lık altın çağını yaşadı ve sanki
şimdilerde herkes arşivlerden yiyor...
gün gelir devran döner, buralar yeşillenir
şimdilerde ayağımdaki terlik bile rahat değil
zaten bu kaynakçanın da ciğeri beş para etmez
odam koridorda solda dediğim zaman gülen insanlar var
erkek kardeşim evde deyince de güldükleri için
sahip olduğum üç kediden hiç bahsetmiyorum
bizim günlerimiz de böyle geçiyor
dünyaları kurtardık sanki de şimdi kat çıkıyoruz
herkes kendine yeni bir hayat edinmiş
artık işleri güçleri bambaşkaymış
ben bugün bunu gördüm
gül bahçesi vaadettiklerimiz akvaryum satın alınca
ah ne kadar üzülmüştük, ah ah ve hatta vah vah
şimdilerde bi arkadaşın evcil hayvan dükkanı var
kedi köpek at eşek hepsinden var ve hatta inanır mısın
balık bile var...
çok insan kepenklerini kapattı gitti
mevsimsel bir şey değil sanki bu olanlar
blogger'lık altın çağını yaşadı ve sanki
şimdilerde herkes arşivlerden yiyor...
gün gelir devran döner, buralar yeşillenir
şimdilerde ayağımdaki terlik bile rahat değil
zaten bu kaynakçanın da ciğeri beş para etmez
odam koridorda solda dediğim zaman gülen insanlar var
erkek kardeşim evde deyince de güldükleri için
sahip olduğum üç kediden hiç bahsetmiyorum
bizim günlerimiz de böyle geçiyor
dünyaları kurtardık sanki de şimdi kat çıkıyoruz
herkes kendine yeni bir hayat edinmiş
artık işleri güçleri bambaşkaymış
ben bugün bunu gördüm
gül bahçesi vaadettiklerimiz akvaryum satın alınca
ah ne kadar üzülmüştük, ah ah ve hatta vah vah
şimdilerde bi arkadaşın evcil hayvan dükkanı var
kedi köpek at eşek hepsinden var ve hatta inanır mısın
balık bile var...
16 Kasım 2004
kadınlardaki modifikasyon merakı kapalı kapılar
ardında durmaktan vazgeçtiğinden beri sabahlarımız
cıvıl cıvıl şen şakrak olmaya başladı
giysilerden ayakkabılara kadar damat düzen gelin misali
çaylarımızı yudumluyoruz bohem bohem...
neverending homework diye bir film çekicem
ben kendim oynayacağım filmde
ben bilgisayarım, kitaplarım, notlarım olacak
figüran olarak pragdan meşrubat ve abur cubur getirttik
bütçe çok geniş yani masraftan kaçmadık
bütün bunlar olurken winampi kapattık ve öze döndük
tooman abimizin adam olduğu tek albümü yani
ilk albümünü koyduk teybe bastık play tuşuna
tam şu an mutlu aşk varsa da mutlu son yoktur diyor
ama biz tabi ki iplemiyorum kendisini
çünkü çok daha güzel şarkıları mevcut biliyorum
"...ben hep sana gelirim beni anlasın diye tenin..."
ben diyorum ne varsa ilk albümlerde var...
istisna; "...kör noktalar vardır her aşkta..."
ardında durmaktan vazgeçtiğinden beri sabahlarımız
cıvıl cıvıl şen şakrak olmaya başladı
giysilerden ayakkabılara kadar damat düzen gelin misali
çaylarımızı yudumluyoruz bohem bohem...
neverending homework diye bir film çekicem
ben kendim oynayacağım filmde
ben bilgisayarım, kitaplarım, notlarım olacak
figüran olarak pragdan meşrubat ve abur cubur getirttik
bütçe çok geniş yani masraftan kaçmadık
bütün bunlar olurken winampi kapattık ve öze döndük
tooman abimizin adam olduğu tek albümü yani
ilk albümünü koyduk teybe bastık play tuşuna
tam şu an mutlu aşk varsa da mutlu son yoktur diyor
ama biz tabi ki iplemiyorum kendisini
çünkü çok daha güzel şarkıları mevcut biliyorum
"...ben hep sana gelirim beni anlasın diye tenin..."
ben diyorum ne varsa ilk albümlerde var...
istisna; "...kör noktalar vardır her aşkta..."
15 Kasım 2004
-ne oynuyoruz?
-king
-çok sarımsak koymuşşun
-ne var jale yok
-olsun seviyorum ama rahatsız ediyo
-...
-ne var jaleyi de seviyorum ama bazen o da rahatsız ediyo
-ne oynuyoruz?
-king
-sizinle king oynamanın bi güzel yanı da
king oynamamamız
-sen hiç dayak yedin mi?
-hayır ama çok attım
-ne oynuyoruz?
-king
-ben yani biliyosun kötü anıları hemen siliyorum
-bu tam mahmutla senlik
-haa bu terlik tam benlik
-omurilikten oyna
-bi kıza ortak asılmışlar
-kimle? şöförle mi?
-king
-çok sarımsak koymuşşun
-ne var jale yok
-olsun seviyorum ama rahatsız ediyo
-...
-ne var jaleyi de seviyorum ama bazen o da rahatsız ediyo
-ne oynuyoruz?
-king
-sizinle king oynamanın bi güzel yanı da
king oynamamamız
-sen hiç dayak yedin mi?
-hayır ama çok attım
-ne oynuyoruz?
-king
-ben yani biliyosun kötü anıları hemen siliyorum
-bu tam mahmutla senlik
-haa bu terlik tam benlik
-omurilikten oyna
-bi kıza ortak asılmışlar
-kimle? şöförle mi?
14 Kasım 2004
kariyerle çocuğu aynı anda yapanları kim yapıyor merak ediyorum
uzun metrajlı filmleri çekmek için uzun mesafeler mi gitmek lazım
uzun soluklu heyecanlar için uzun zaman mı geçirmek lazım
uzak mesafeleri anlamak için dünyayı mı dolaşmak lazım?
uzun sorularda kaç tane virgül kullanmak gerekir ya da
soru işaretlerinden çengel yapsam patlamış mısırları birbirine tuttursam
dünyanın çivisi çıkar mı, çıkan çivileri kim toplar?
greenday in babası kim diye sormuştum hala alamadım cevabımı
now i can not speak i lost my voice speechless and redundant
cause i love you's not enough i'm lost for words...
biz böyle daha hangi nesil olduğunu bile bilmeyen nesil olarak
kaybetmişiz herşeyimizi; inancımızı, tutkumuzu, heyecanımızı...
akbilimizi, anahtarlarımızı, kredi kartlarımızı, kalemlerimizi.
elimizde bir kırmızı kalemtraş bir de kırmızı kova kalmış
nuhun gemisi misali binip o kırmızı kovaya nehirlerde bile
yüzermişiz eskiden... şimdi sadece o kırmızı kovayı alıp
onunla ne yapabileceğimiz üzerine teoriler geliştiriyoruz
uzun metrajlı filmleri çekmek için uzun mesafeler mi gitmek lazım
uzun soluklu heyecanlar için uzun zaman mı geçirmek lazım
uzak mesafeleri anlamak için dünyayı mı dolaşmak lazım?
uzun sorularda kaç tane virgül kullanmak gerekir ya da
soru işaretlerinden çengel yapsam patlamış mısırları birbirine tuttursam
dünyanın çivisi çıkar mı, çıkan çivileri kim toplar?
greenday in babası kim diye sormuştum hala alamadım cevabımı
now i can not speak i lost my voice speechless and redundant
cause i love you's not enough i'm lost for words...
biz böyle daha hangi nesil olduğunu bile bilmeyen nesil olarak
kaybetmişiz herşeyimizi; inancımızı, tutkumuzu, heyecanımızı...
akbilimizi, anahtarlarımızı, kredi kartlarımızı, kalemlerimizi.
elimizde bir kırmızı kalemtraş bir de kırmızı kova kalmış
nuhun gemisi misali binip o kırmızı kovaya nehirlerde bile
yüzermişiz eskiden... şimdi sadece o kırmızı kovayı alıp
onunla ne yapabileceğimiz üzerine teoriler geliştiriyoruz
13 Kasım 2004
dişçiler garip kavramlar
şimdi en olmadık anları kafanızda dondurun
mesela dişçi koltuğunda yatıyorsunuz
dişçi ağzınıza garip ışınlar saçan bi alet sokmuş
dolgunun donmasını bekliyor ve siz bu sırada
ağzınız açık tavana bakıyorsunuz
kadın da ayıp olmasın diye camdan dışarı bakıyor
tam o anda içeri yerli kabilelerinden biri girse
durumun açıklaması merak listemin başında gelir
böyle absürd anlar bi ton var gün içinde
dondurmak lazım bu anları...
şimdi en olmadık anları kafanızda dondurun
mesela dişçi koltuğunda yatıyorsunuz
dişçi ağzınıza garip ışınlar saçan bi alet sokmuş
dolgunun donmasını bekliyor ve siz bu sırada
ağzınız açık tavana bakıyorsunuz
kadın da ayıp olmasın diye camdan dışarı bakıyor
tam o anda içeri yerli kabilelerinden biri girse
durumun açıklaması merak listemin başında gelir
böyle absürd anlar bi ton var gün içinde
dondurmak lazım bu anları...
abes bir gün geçirdim sahip olduğum baş ağrısıyla evimdeyim
saat 19:00 da barını açmamış bir bardaydım
çantamla haşır neşir bir çocuğa "napıyosun sen?"
diye bağırınca "ne var elim çarptı" dedi ya helal olsun
goralandık bugün taze taze hem ne var canım
belki de gora izlemeye programlanmışızdır
gecenin repliği EgoMyLeGo'dan geldi;
"e bu kızların neden hepsinin götü açık?"
saat 19:00 da barını açmamış bir bardaydım
çantamla haşır neşir bir çocuğa "napıyosun sen?"
diye bağırınca "ne var elim çarptı" dedi ya helal olsun
goralandık bugün taze taze hem ne var canım
belki de gora izlemeye programlanmışızdır
gecenin repliği EgoMyLeGo'dan geldi;
"e bu kızların neden hepsinin götü açık?"
12 Kasım 2004
biz burnumuzun dibindeki sakatatlı genç kızlara
laf atarken bir de baktık ki bağrımıza bastığımız
dergilerin haber konusu ny times yarışmasını kazanan
sakatatlı yaşlı kadınlar portfolyosu olmuş
hayat gerçekten garip sakatatlar filan...
bu gidişle fotoğraf sektöründen en çok parayı
kasaplar yer bak demedi demeyin,
aç kollarını post modernizm ben geliyorum...
laf atarken bir de baktık ki bağrımıza bastığımız
dergilerin haber konusu ny times yarışmasını kazanan
sakatatlı yaşlı kadınlar portfolyosu olmuş
hayat gerçekten garip sakatatlar filan...
bu gidişle fotoğraf sektöründen en çok parayı
kasaplar yer bak demedi demeyin,
aç kollarını post modernizm ben geliyorum...
uyanıp yatakta yatan zihniyeti öpesim geliyor
kolları birbirine girmiş şeyleri katlarken
solmuş reng-i ahenk çiçekleri görmek
pek hoş olmuyor yılın bu mevsiminde
bir de not düşmek isterim ki belli bir
zamandır çikolata yiyorum ama ne gelen var ne giden
hele ki açtığım son tadellenin güdük çıkmasından
bir mana çıkarmalı mıyım bilmiyorum
konuyla ilgili olarak ottan boktan anlam çıkarma
derneğine başvurmam gerekiyor sanırsam...
kolları birbirine girmiş şeyleri katlarken
solmuş reng-i ahenk çiçekleri görmek
pek hoş olmuyor yılın bu mevsiminde
bir de not düşmek isterim ki belli bir
zamandır çikolata yiyorum ama ne gelen var ne giden
hele ki açtığım son tadellenin güdük çıkmasından
bir mana çıkarmalı mıyım bilmiyorum
konuyla ilgili olarak ottan boktan anlam çıkarma
derneğine başvurmam gerekiyor sanırsam...
10 Kasım 2004
kodla beni mahmut
bir evin içinde iki kişi yaşarsa
ve o iki kişi aynı anda ödev yazarsa
o ev cenaze evi olur ve şu soru kaçınılmaz olur;
"biz küçükken nası bi pislik yapardık ya?
muzun içine fıstıkları mı sıkıştırıdık?"
cevap olarak "sen gerçekten ders çalışmak
istemiyorsun anlaşılan" alınca ödevime geri döndüm.
insanları hayatlarınızın belli evrelerine serpiştirmeyin
sonra toplayamıyorsunuz, bak demedi demeyin.
insanlar için geri dönüşüm kutusu daha icad edilmedi
siz siz olun, siz kalın, esen kalın, atlamayın, zıplamayın.
"ne bu kodun hali lan?" saatine hoş geldiniz
dine imana döndüm. artık site makyajı açmıyor beni
çok dö la crimson dö la bir şekilde döncem ben sana
ama ne zaman bilmiyorum daha
yokluğumda balerin kızlar iyi bakmıştır umarım size
şimdilik yeter hem yorgunum hem yine toplantı var
hem de mahmut gelicek beni kodlamaya,
jaleyi yedim seni bekliyorum diye mesaj atmıştım.
bir evin içinde iki kişi yaşarsa
ve o iki kişi aynı anda ödev yazarsa
o ev cenaze evi olur ve şu soru kaçınılmaz olur;
"biz küçükken nası bi pislik yapardık ya?
muzun içine fıstıkları mı sıkıştırıdık?"
cevap olarak "sen gerçekten ders çalışmak
istemiyorsun anlaşılan" alınca ödevime geri döndüm.
insanları hayatlarınızın belli evrelerine serpiştirmeyin
sonra toplayamıyorsunuz, bak demedi demeyin.
insanlar için geri dönüşüm kutusu daha icad edilmedi
siz siz olun, siz kalın, esen kalın, atlamayın, zıplamayın.
"ne bu kodun hali lan?" saatine hoş geldiniz
dine imana döndüm. artık site makyajı açmıyor beni
çok dö la crimson dö la bir şekilde döncem ben sana
ama ne zaman bilmiyorum daha
yokluğumda balerin kızlar iyi bakmıştır umarım size
şimdilik yeter hem yorgunum hem yine toplantı var
hem de mahmut gelicek beni kodlamaya,
jaleyi yedim seni bekliyorum diye mesaj atmıştım.
4 Kasım 2004
pamuk eller
kısa bir süredir oluşumdan oluşuma koşarken
sinirlerimizi aldırmak için pamuk ellerimizle
kalem tutar olduk sakin sakin...
KeyHoLeAnGeL'ın başlattığı ve benim sürdürdüğüm
ve yoldan PaGaN BeY'i aldığımız hikaye için
sizi tekrar mutfağa alalım...
b, a' yı mutlu edememekten korkmuştu.
a, b' nin onu mutlu etmesinden korkmuştu
.....
kha
kısa bir süredir oluşumdan oluşuma koşarken
sinirlerimizi aldırmak için pamuk ellerimizle
kalem tutar olduk sakin sakin...
KeyHoLeAnGeL'ın başlattığı ve benim sürdürdüğüm
ve yoldan PaGaN BeY'i aldığımız hikaye için
sizi tekrar mutfağa alalım...
b, a' yı mutlu edememekten korkmuştu.
a, b' nin onu mutlu etmesinden korkmuştu
.....
kha
3 Kasım 2004
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)