hayatımız hep aynı şekilde...
sene başında aldığımız küçük ajandalara mühim işler yazıyoruz
aslında hiç bir şey yapmıyoruz
yapmaya başladığımız şeyleri de rutine çeviriyoruz
on beş günde bir, bir şeylere gebe kalıyoruz
sonra olmadığını görüp kendimizi mahvediyoruz
arada tutarsa gebelik, başarılı doğumlarla
göz kapaklarımız dönemlik şişiklerden yırtıyor
o şişikleri de kimselere göstermiyoruz
sessiz sakiniz ya, ben daha ne diyim...
31 Ocak 2005
30 Ocak 2005
when i was in somewhere
istanbulda olmayışımdan istifade hiç bir şey yapmamışlar
(cilanın düşmanıyım, bozuk türkçenin hastasıyım)
NaHNu BeYin ajandası pek kalabalıktı
seninki kalabalık benimki senden kalabalık diyerekten göremedik birbirimizi
şehir dışına çıkmanın en güzel yanı yolculuktur
saydım 7. kez gidiyormuşum aynı şehre ve pek bir değişmiş, sevmedim...
migrosun önünden geçerken içim cız etti, su boyunun şehirleşmiş haline küfrettim
neyse mazlumlarda muhallebi olmadan olmaz dedik
ve tabi papağanda çiğbörek yedik, kurbağa gibi şiştik giderayak
ama naçizane bir eleştiri yapmak istiyorum o da;
adı doors olan bir mekana girince "...doğduğundan beri aşksız kal..."
diye bir kızımız karşıladı bizi mikrofonda, doors nere dedim sen nere dedim
dönerken panolara yaklaşıp okudum doors park yazıyormuş
ama tabi bu hiç bir şeyi değiştirmedi...
istanbulda olmayışımdan istifade hiç bir şey yapmamışlar
(cilanın düşmanıyım, bozuk türkçenin hastasıyım)
NaHNu BeYin ajandası pek kalabalıktı
seninki kalabalık benimki senden kalabalık diyerekten göremedik birbirimizi
şehir dışına çıkmanın en güzel yanı yolculuktur
saydım 7. kez gidiyormuşum aynı şehre ve pek bir değişmiş, sevmedim...
migrosun önünden geçerken içim cız etti, su boyunun şehirleşmiş haline küfrettim
neyse mazlumlarda muhallebi olmadan olmaz dedik
ve tabi papağanda çiğbörek yedik, kurbağa gibi şiştik giderayak
ama naçizane bir eleştiri yapmak istiyorum o da;
adı doors olan bir mekana girince "...doğduğundan beri aşksız kal..."
diye bir kızımız karşıladı bizi mikrofonda, doors nere dedim sen nere dedim
dönerken panolara yaklaşıp okudum doors park yazıyormuş
ama tabi bu hiç bir şeyi değiştirmedi...
27 Ocak 2005
bozuk para sorunsalı
duygu sahibi olmadığım kadar da duygu yoksunu da değilimdir
ortası yok bunun galiba ne camus'nün yabancısıyım
ne de dawson's creek'in joey'siyim...
geçen ellerim cebimde yolda yürüken bir yandan pantolonun cebindeki
bozuk paralar şıngır şıngır elime çarpıyordu
bir yandan da yerde oturan kadın "allah rızası" diye diye bana bakıyordu
bir anda sırf o cebimdeki elim o bozuk paralara değiyor diye sinir oldum
ama ne üzüntü ne acıma ne tiksinti tam anlamıyla sinir oldum
sonra geçti tabi ama niye böyle oldu anlamadım
sonra artık insanlara "sms" ya da "bi tık"la bile yardım edildiğine taktım
hazır bu kadar söylenmiş ve garip duyguların insanı olmuşken
araya sıkıştırmak istediğim bişi var;
birisi bana "seni düşündüğümden geldim", "senin için kahve getirdim" veya
bunun benzeri bana karşı iyi niyet besleyen cümle kurunca kendimi
"eşşek değilsin ya getireceksin" demekten alamıyorum
tabi ki her zaman değil ama zaten absürd bi yapım olduğu için kimse sallamıyor
mutlu mesut mutaalist yaşayıp gidiyoruz...
duygu sahibi olmadığım kadar da duygu yoksunu da değilimdir
ortası yok bunun galiba ne camus'nün yabancısıyım
ne de dawson's creek'in joey'siyim...
geçen ellerim cebimde yolda yürüken bir yandan pantolonun cebindeki
bozuk paralar şıngır şıngır elime çarpıyordu
bir yandan da yerde oturan kadın "allah rızası" diye diye bana bakıyordu
bir anda sırf o cebimdeki elim o bozuk paralara değiyor diye sinir oldum
ama ne üzüntü ne acıma ne tiksinti tam anlamıyla sinir oldum
sonra geçti tabi ama niye böyle oldu anlamadım
sonra artık insanlara "sms" ya da "bi tık"la bile yardım edildiğine taktım
hazır bu kadar söylenmiş ve garip duyguların insanı olmuşken
araya sıkıştırmak istediğim bişi var;
birisi bana "seni düşündüğümden geldim", "senin için kahve getirdim" veya
bunun benzeri bana karşı iyi niyet besleyen cümle kurunca kendimi
"eşşek değilsin ya getireceksin" demekten alamıyorum
tabi ki her zaman değil ama zaten absürd bi yapım olduğu için kimse sallamıyor
mutlu mesut mutaalist yaşayıp gidiyoruz...
26 Ocak 2005
bugün yine kendi çapımda reklam panolarına kafa tuttum
atıp tutmak böyle olunca çok zevkli oluyor
yıldız tarafında bi panoda 3d gözlük takmış bir çocuk vardı
kocaman da "safari gibi" yazıyordu yanılmıyorsam
eve gelip blogger'ı açamayıp elli kere deneyince unutuyo insan
neyse şimdi çocuk trafikte seyir halinde olanlara bakıyor
ve safari gibi diyor, çocuk bizi görüp safari gibi diyor
yani biz şimdi envai çeşit hayvan mı oluyoruz?
peki tamam bunu geçiyorum, kdv ile ilgili bir reklam daha var
"biz indirdik sen sahip çık" mı ne diyor
bir adam bir kadın ve bir çocuk var afişte
ve sanki bizde torba değil kese kağıdı kullanılıyormuş gibi
adam ve kadının kucağında birer kese kağıdı var
bir kere biz kese kağıdı kullanmıyoruz, torba kullanıyoruz
ikincisi o kese kağıtlarının içinde gözükenler aynı şeyler
neden aynı şeyi iki kere alsın hadi bir tanesinden çift aldın
her şeyden de çift almazsın ki?
ayrıca neden "sen sahip çık" diyor da "siz sahip çıkın" demiyor
bu bir çeşit sevecenlik samimiyet politikasıysa eğer
ben şahsen tam tersi bir okumayla;
güç sahibi "biz"e karşı tekil ve güçsüz "sen" diye okudum
nereme neye kime okudum onu daha bilmiyorum ama böyle
reklamları izlediniz...
atıp tutmak böyle olunca çok zevkli oluyor
yıldız tarafında bi panoda 3d gözlük takmış bir çocuk vardı
kocaman da "safari gibi" yazıyordu yanılmıyorsam
eve gelip blogger'ı açamayıp elli kere deneyince unutuyo insan
neyse şimdi çocuk trafikte seyir halinde olanlara bakıyor
ve safari gibi diyor, çocuk bizi görüp safari gibi diyor
yani biz şimdi envai çeşit hayvan mı oluyoruz?
peki tamam bunu geçiyorum, kdv ile ilgili bir reklam daha var
"biz indirdik sen sahip çık" mı ne diyor
bir adam bir kadın ve bir çocuk var afişte
ve sanki bizde torba değil kese kağıdı kullanılıyormuş gibi
adam ve kadının kucağında birer kese kağıdı var
bir kere biz kese kağıdı kullanmıyoruz, torba kullanıyoruz
ikincisi o kese kağıtlarının içinde gözükenler aynı şeyler
neden aynı şeyi iki kere alsın hadi bir tanesinden çift aldın
her şeyden de çift almazsın ki?
ayrıca neden "sen sahip çık" diyor da "siz sahip çıkın" demiyor
bu bir çeşit sevecenlik samimiyet politikasıysa eğer
ben şahsen tam tersi bir okumayla;
güç sahibi "biz"e karşı tekil ve güçsüz "sen" diye okudum
nereme neye kime okudum onu daha bilmiyorum ama böyle
reklamları izlediniz...
23 Ocak 2005
21 Ocak 2005
pazar torbası
nasıl bir halet-i ruhiyedir bu alışveriş
kötü bir şey giyince "acaba insanlar ne der?" kaygısı taşıyan insanlara
bir de "beni böyle görürlerse naparım?" sempatizanlarını eklemek istiyorum
zira sorun görünüşse, yanınızdakiyle görünmek, elinizdekiyle görünmek
bilmem nerde görünmek de işin içine giriyor
böyle bir gözetlenme/görülme mantığı güdersek ve hepimiz bir yerlerde
bir şekilde bir takım insanlar tarafından görülüyorsak
birisi bana neden taşıdığım bir torbanın üstünde "chıtır"
diğerinin üstünde bir sürü kalp ve "banu&hakan" yazdığını açılayabilir mi?
çünkü şahsım geçen günlerden birinde bütün gün bu torbalarla görülmüş
biraz önce yıllık torba katlama seansımda farkettim bunu
bu torbaların garip bir kimyası var ayrıca eklemek isterim
eskinin hor görülen pazar file/torbasının yerini alan kağıttan afilli torbaları mevcut
mesela mango, afrodit benim en çok gördüklerimden
eskiden torbada eşya taşıyana bi garip bakarlardı
şimdi böyle afilli torban yoksa bir garip bakıyorlar
gözünü sevdiğimin marka dünyası, ben de fabrika kurucam
piyasaya kıyısında köşesinde "KudRa..." yazan tişörtler sürücem
geçen bir arkadaşla demosunu yaptık, biraz yamuk oldu
ama olsun çalışmalarımız devam edecek...
nasıl bir halet-i ruhiyedir bu alışveriş
kötü bir şey giyince "acaba insanlar ne der?" kaygısı taşıyan insanlara
bir de "beni böyle görürlerse naparım?" sempatizanlarını eklemek istiyorum
zira sorun görünüşse, yanınızdakiyle görünmek, elinizdekiyle görünmek
bilmem nerde görünmek de işin içine giriyor
böyle bir gözetlenme/görülme mantığı güdersek ve hepimiz bir yerlerde
bir şekilde bir takım insanlar tarafından görülüyorsak
birisi bana neden taşıdığım bir torbanın üstünde "chıtır"
diğerinin üstünde bir sürü kalp ve "banu&hakan" yazdığını açılayabilir mi?
çünkü şahsım geçen günlerden birinde bütün gün bu torbalarla görülmüş
biraz önce yıllık torba katlama seansımda farkettim bunu
bu torbaların garip bir kimyası var ayrıca eklemek isterim
eskinin hor görülen pazar file/torbasının yerini alan kağıttan afilli torbaları mevcut
mesela mango, afrodit benim en çok gördüklerimden
eskiden torbada eşya taşıyana bi garip bakarlardı
şimdi böyle afilli torban yoksa bir garip bakıyorlar
gözünü sevdiğimin marka dünyası, ben de fabrika kurucam
piyasaya kıyısında köşesinde "KudRa..." yazan tişörtler sürücem
geçen bir arkadaşla demosunu yaptık, biraz yamuk oldu
ama olsun çalışmalarımız devam edecek...
az'ın çok'a karıştığı şu günlerde her hangi biri çıkıp
"zaten hepimiz hayallerimizin kuranıyız" derse
kimsecikler balkonlarda benim saçımı taramasa da
devamlı harlanan bir ateşin başında oturuken,
başka dünyalar kapısını açabiliyor bana
ya da ben başka dünyalarımı anlatabiliyorum
ölmeye yüz tutmuş hayvanlar değere bindiği için midir
ölmeye yüz tutmuş o "diğer" taraflarımız değere biner?
ve biz sanki bi günah ya da suç işler gibi o diğer tarafa yükleniriz
kimseciklere ses etmeden, dipsiz kuyulara bağırır gibi hem de...
"zaten hepimiz hayallerimizin kuranıyız" derse
kimsecikler balkonlarda benim saçımı taramasa da
devamlı harlanan bir ateşin başında oturuken,
başka dünyalar kapısını açabiliyor bana
ya da ben başka dünyalarımı anlatabiliyorum
ölmeye yüz tutmuş hayvanlar değere bindiği için midir
ölmeye yüz tutmuş o "diğer" taraflarımız değere biner?
ve biz sanki bi günah ya da suç işler gibi o diğer tarafa yükleniriz
kimseciklere ses etmeden, dipsiz kuyulara bağırır gibi hem de...
20 Ocak 2005
femenino:10 masculino:0
şu bayramları hiç sevmeyen bünyem ailede çokluk olduğu zamanlardaki
dialogların sempatizanı ve bu yüzden anne kişiye gitmek pek eğlenceli
ilk kez maruz kalanların da "denek" psikolojisine hastayım
ama en çok ciddiye alanlarla eğleniyoruz, hastayız ailecek
tatlı almaya kalkan baba kişiye "ben vereyim mi?" dedim ve olaylar gelişti
baba kişi: yok istemez ben alırım.
ben kişi: (anne kişiyi göstererek) sen almışın alacağını
baba kişi: evet ne var? dokunmayın ona
ben kişi: yahu tamam biz dokunmuyoruz da, sen de biz dokunmuyoruz diye mi dokunmuyorsun?
baba kişi: ...
ben kişi: ne var yalan mı?
anne kişi: valla ben senin arkandayım
böyle uzadı gitti, bir bayram daha böyle geçti
şu bayramları hiç sevmeyen bünyem ailede çokluk olduğu zamanlardaki
dialogların sempatizanı ve bu yüzden anne kişiye gitmek pek eğlenceli
ilk kez maruz kalanların da "denek" psikolojisine hastayım
ama en çok ciddiye alanlarla eğleniyoruz, hastayız ailecek
tatlı almaya kalkan baba kişiye "ben vereyim mi?" dedim ve olaylar gelişti
baba kişi: yok istemez ben alırım.
ben kişi: (anne kişiyi göstererek) sen almışın alacağını
baba kişi: evet ne var? dokunmayın ona
ben kişi: yahu tamam biz dokunmuyoruz da, sen de biz dokunmuyoruz diye mi dokunmuyorsun?
baba kişi: ...
ben kişi: ne var yalan mı?
anne kişi: valla ben senin arkandayım
böyle uzadı gitti, bir bayram daha böyle geçti
19 Ocak 2005
hasta luego
dünyanın 7. harikasını soran zihniyete fotoğraf makinesi ve kamera demek isterim
hatta ailemizin şımarık çocuğu da web cam olabilir böyle bir durumda
tabi zihniyet farkı anlayış farkı diye diye buralara geldik
mahmutun biri webcamden "sana bir tur mahmut vereyim mi?" diyerek
kendi ekseni etrafında 360 derece dönerse o webcamden bardak altlığı yapabilir
dünyanın 7. harikasını soran zihniyete fotoğraf makinesi ve kamera demek isterim
hatta ailemizin şımarık çocuğu da web cam olabilir böyle bir durumda
tabi zihniyet farkı anlayış farkı diye diye buralara geldik
mahmutun biri webcamden "sana bir tur mahmut vereyim mi?" diyerek
kendi ekseni etrafında 360 derece dönerse o webcamden bardak altlığı yapabilir
17 Ocak 2005
ti li li li
telefon bağlanacakmış, al bu telefonu götür yarın dediler
devlet dairesi gib aileyiz mübarek
anne kişiden telefonu aldım, ellerimde torbalar, çanta
boynuma sıkıştırdığım cep telefonum çaresiz bir şekilde kapıyı açmaya çalışırken
bir anda torbanın içinde cansız bir şekilde yatan ev telefonu çalmaya başladı
cama vuran daldan bile korkan bünyem tam tersi bir reaksiyonla gülmeye başladı
bir güldüm telefon sustu, bi daha çaldı bi daha güldüm yine sustu
bi daha çaldı çaldı çaldı sustu
bu telsiz telefonlardan korkmak lazım, cansızken bile insanı korkutabiliyorlar
telefon bağlanacakmış, al bu telefonu götür yarın dediler
devlet dairesi gib aileyiz mübarek
anne kişiden telefonu aldım, ellerimde torbalar, çanta
boynuma sıkıştırdığım cep telefonum çaresiz bir şekilde kapıyı açmaya çalışırken
bir anda torbanın içinde cansız bir şekilde yatan ev telefonu çalmaya başladı
cama vuran daldan bile korkan bünyem tam tersi bir reaksiyonla gülmeye başladı
bir güldüm telefon sustu, bi daha çaldı bi daha güldüm yine sustu
bi daha çaldı çaldı çaldı sustu
bu telsiz telefonlardan korkmak lazım, cansızken bile insanı korkutabiliyorlar
16 Ocak 2005
amiplerin cinsel hayatı
önce bilgisayar masasının üstü doluyor
sonra harddiskin üstü
daha sonra yanındaki kanepenin ucu makalelerle doluyor
daha sonra kayaraktan kanepenin diğer bölümlerine ulaşıyorum
itinayla boş yemek tabağı, boş kola/gazoz şişesi koyuyorum
birisi beni durdurmadığı sürece yayılabiliyorum
hem de sahip olmadığım uzuvlarımla...
evin içindeyken cep telefonumu cebimde taşıma huyum
hafıza kaybı korkusu olarak geri dönüyor, dört dönüyorum evde
nescafeyi sütlü ve dört şekerli içerim hatta izin verirseniz
bütün uçak ve tren yolculuklarında cam kenarında oturmak isterim
önce bilgisayar masasının üstü doluyor
sonra harddiskin üstü
daha sonra yanındaki kanepenin ucu makalelerle doluyor
daha sonra kayaraktan kanepenin diğer bölümlerine ulaşıyorum
itinayla boş yemek tabağı, boş kola/gazoz şişesi koyuyorum
birisi beni durdurmadığı sürece yayılabiliyorum
hem de sahip olmadığım uzuvlarımla...
evin içindeyken cep telefonumu cebimde taşıma huyum
hafıza kaybı korkusu olarak geri dönüyor, dört dönüyorum evde
nescafeyi sütlü ve dört şekerli içerim hatta izin verirseniz
bütün uçak ve tren yolculuklarında cam kenarında oturmak isterim
15 Ocak 2005
popüler kültürle olan kavgam terziye "hangi kanal bu?" dememle kızışmıştı
uzun dalgada yayın yapan bi frekansı arayan bünyem başarısız oldu
sebepsiz bir güne uyanıp, mevzu bahis bütün sebepleri iptal edince
evin en arka odasından başlayarak toplamaya giriştim
radyoya gönül verince önce mısır ezgileri sonra tadına doyamadığım rebetiko
ve en son olarak bir arkadaşımın da sunanlar arasında olduğunu öğrendiğim(!)
başka bir programı dinlemek ruhumu arındırdı resmen
mp3lere yapışık yaşamak insanı ne kadar da köreltiyormuş demedem edemeyeceğim
hayatımın bazı dönemlerinde radyo olma isteğimi zaten sizinle paylaşmıştım
şimdi de benden size tavsiye radyo dinleyin ve mümkünse açık radyo olsun...
uzun dalgada yayın yapan bi frekansı arayan bünyem başarısız oldu
sebepsiz bir güne uyanıp, mevzu bahis bütün sebepleri iptal edince
evin en arka odasından başlayarak toplamaya giriştim
radyoya gönül verince önce mısır ezgileri sonra tadına doyamadığım rebetiko
ve en son olarak bir arkadaşımın da sunanlar arasında olduğunu öğrendiğim(!)
başka bir programı dinlemek ruhumu arındırdı resmen
mp3lere yapışık yaşamak insanı ne kadar da köreltiyormuş demedem edemeyeceğim
hayatımın bazı dönemlerinde radyo olma isteğimi zaten sizinle paylaşmıştım
şimdi de benden size tavsiye radyo dinleyin ve mümkünse açık radyo olsun...
14 Ocak 2005
kırmızıya doymadım diye oldu bunlar
şimdi başım ağrıyor ve her telefona "evet" diyebilecek kadar boş olmak sinirimin ötesine geçemiyor
sinirlerimin üzerinde dolaşan konuyla ilgili hiç bir çözümün gelmemesi
durumu bırakın kazancı yokuşunu, dünyanın bütün yokuşlarından aşağı sürüyor
olmayacak dualara amin denmeyeceğini öğretirlerken (edilgenin taaa köküne)
araya sıkıştırmışlardı gelmeyecek çözümlerden medet umulmaması gerektiğini.
paradokslara olan nefretimi gözler önüne serince herkes bozuk para atmaya başladı
uzun lafın kısası olsaydı uzun laflar olmazdı diye düşünüyorum
bugün akşam bile olamayan bir saatte gelen bir telefona da "evet" deyince
tek yapabileceğimin eve dönmek olduğunu farkettim
ve "evet ne kadar yazık değil mi" dedi...
NoT:taksim-bostancı dolmuşunda para uzatırken semt adı zikredenlerden nefret ediyorum
şimdi başım ağrıyor ve her telefona "evet" diyebilecek kadar boş olmak sinirimin ötesine geçemiyor
sinirlerimin üzerinde dolaşan konuyla ilgili hiç bir çözümün gelmemesi
durumu bırakın kazancı yokuşunu, dünyanın bütün yokuşlarından aşağı sürüyor
olmayacak dualara amin denmeyeceğini öğretirlerken (edilgenin taaa köküne)
araya sıkıştırmışlardı gelmeyecek çözümlerden medet umulmaması gerektiğini.
paradokslara olan nefretimi gözler önüne serince herkes bozuk para atmaya başladı
uzun lafın kısası olsaydı uzun laflar olmazdı diye düşünüyorum
bugün akşam bile olamayan bir saatte gelen bir telefona da "evet" deyince
tek yapabileceğimin eve dönmek olduğunu farkettim
ve "evet ne kadar yazık değil mi" dedi...
NoT:taksim-bostancı dolmuşunda para uzatırken semt adı zikredenlerden nefret ediyorum
13 Ocak 2005
11 Ocak 2005
13 Ocak 2005 Perşembe 20:00
Modern Dans Gösterisi
Dilek Dervişoğlu Dans Projesi
"Doğal"
Bilet:5.000.000 TL
Koreografi:Dilek Dervişoğlu
Video Tasarım:Vivian Saragossi,Dilek Dervişoğlu, Nilay Arıöz
Dans:Dilek Dervişoğlu, Su Güneş Mıhladız, Umut Sürel, İlyas Odman
Müzik:Tolga Çebi
KargART,Dans alanındaki isimleri bünyesinde toplamaya devam ediyor.Son dönemde yaptığı temsillerle dikkat çeken, genç koreograf Dilek Dervişoğlu geçen sene ürettiği ve birçok mekanda (4.Uluslararası Tünel Festivali, Çatı Dans Sahnesi, ETHOS Ankara Uluslararası Tiyatro Festivali, ODTÜ Çağdaş Dans Günleri, CRR Sahnesi) dansettiği işin devamını KargART'da sahneleyecek.bir solo ve yeni üretilmiş bir trioyu kapsayan temsilde koreografın daha önceki eserlerinde görülen yaratıcı ve alternatif stilini görmek mümkün.
MuTFaK
9 Ocak 2005
7. baskıya ek
geçenlerde instant bir blog ile karşılaşacaktınız ki kendimi tuttum
mekan: bostancı - taksim taksi dolmuşu
taksi şu büyük yeni sürgülü kapılı taksilerden ve içerde bir ben varım
ben de şöförün arkasında oturarak az olan görünme şansımı sıfıra indirgemişim
genelde olan olay şudur, taksinin kapısı açılır müşteri "taksim?" der
şöför de "taksim!" der ve müşteri "şişli/beşiktaş" ikileminden sonra ya biner ya binmez
neyse konuyla ilgili ön bilgiyi verdiğime göre artık hepiniz dolmuşa binebilirsiniz
teyzenin biri açtı kapıyı "taksi?" dedi şöför baktı "evet" dedi
sesini şöföre kadar yetiremeyen teyzenin süper reğliği geliverdi;
"e ama içinde müşteri var?!"
şöför "taksim!" diye gürledi ve biz yola devam ettik
şu dolmuş müessesesi de olmasa bittim ben valla...
geçenlerde instant bir blog ile karşılaşacaktınız ki kendimi tuttum
mekan: bostancı - taksim taksi dolmuşu
taksi şu büyük yeni sürgülü kapılı taksilerden ve içerde bir ben varım
ben de şöförün arkasında oturarak az olan görünme şansımı sıfıra indirgemişim
genelde olan olay şudur, taksinin kapısı açılır müşteri "taksim?" der
şöför de "taksim!" der ve müşteri "şişli/beşiktaş" ikileminden sonra ya biner ya binmez
neyse konuyla ilgili ön bilgiyi verdiğime göre artık hepiniz dolmuşa binebilirsiniz
teyzenin biri açtı kapıyı "taksi?" dedi şöför baktı "evet" dedi
sesini şöföre kadar yetiremeyen teyzenin süper reğliği geliverdi;
"e ama içinde müşteri var?!"
şöför "taksim!" diye gürledi ve biz yola devam ettik
şu dolmuş müessesesi de olmasa bittim ben valla...
7 Ocak 2005
dünyanın en küçük diskosu
nişantaşı dolmuşçularının ne kadar kibar olduğuna dair bi ton şey okumuşsunuzdur
son dönem öğrencilik hayatıma renk katmıyor değiller, nazikler gerçekten
ama uzun zamandır unuttuğum bir şey var ki onlar da taksi dolmuşlar
bostancı taksim arası ömrümü yiyen taksi dolmuşlar
sarı dolmuşlara binen bir insan ile taksi dolmuşlara binen bir arasındaki farklara
değinirsek ve dolmuşlara jale / taksilere mahmut biner dersek;
jale parayı uzatması için önündekini dürter, bağırır vs
mahmut adamla göz kontağı kurmak zorunda kalır
jale rahat rahat ayaklarını uzatır
mahmut bulundupu samimi(!) ortam yüzünden eciş bücüş oturur
jale en ön koltuktaki adamın sorduğu bir soruya cevap vermek zorunda değildir
mahmut ister istemez şişliye gitmeye çalışan bi kadının derdine ortak olmak
zorunda kalır zaten epi topu dört kişilerdir dolmuşta
toplum duyarsız insanları sevmez (burda küfür butonuna basıyorsunuz)
jale takar discmani çatır çatır müzik dinler ses dağılır
mahmut elini çantasına bile atamaz o sıkışıklıkta öyle kalır
jale pms gerginliğini öndeki şöföre bağırarak atabilir;
"ben on milyon vermiştim hani benim para üstüm hala vermediniz?"
mahmut'un tek yapabileceği beklemektir, göz teması ve bir ters yumruk kadar
yakın olduğu bir şöföre çıkışmak her baba yiğidin harcı değildir
jale inmek istediği yeri şöföre duyurana kadar gırtlağını çatlatabilir
mahmut alçak tonda bir "müsait bi yerde" ile yetinir
(bu karede mahmut jaleye dönüp nası koydum ama demektedir)
jale biri inerken bacaklarını sağa sola çekmekle yetinirken
mahmut aşağı inmek ve tekrar binmek zorunda kalmaktadır
jale inenelerin hiç biriyle konuşmak zorunda kalmazken
mahmut gereksiz nezaket cümlelerine cevap vermek zorunda kalır
"-ay ben sizi rahatsız edicem çok pardon, çok teşekkürler"
ve tabi ki jale bozuk ve yırtık paraları şöföre kakalayabilir
mahmut'un cesartiyle ve göz kontağıyla ilgili bir durumdur bu
bunları baz alanlar için ise daha bir kelime bulunmamıştır
nişantaşı dolmuşçularının ne kadar kibar olduğuna dair bi ton şey okumuşsunuzdur
son dönem öğrencilik hayatıma renk katmıyor değiller, nazikler gerçekten
ama uzun zamandır unuttuğum bir şey var ki onlar da taksi dolmuşlar
bostancı taksim arası ömrümü yiyen taksi dolmuşlar
sarı dolmuşlara binen bir insan ile taksi dolmuşlara binen bir arasındaki farklara
değinirsek ve dolmuşlara jale / taksilere mahmut biner dersek;
jale parayı uzatması için önündekini dürter, bağırır vs
mahmut adamla göz kontağı kurmak zorunda kalır
jale rahat rahat ayaklarını uzatır
mahmut bulundupu samimi(!) ortam yüzünden eciş bücüş oturur
jale en ön koltuktaki adamın sorduğu bir soruya cevap vermek zorunda değildir
mahmut ister istemez şişliye gitmeye çalışan bi kadının derdine ortak olmak
zorunda kalır zaten epi topu dört kişilerdir dolmuşta
toplum duyarsız insanları sevmez (burda küfür butonuna basıyorsunuz)
jale takar discmani çatır çatır müzik dinler ses dağılır
mahmut elini çantasına bile atamaz o sıkışıklıkta öyle kalır
jale pms gerginliğini öndeki şöföre bağırarak atabilir;
"ben on milyon vermiştim hani benim para üstüm hala vermediniz?"
mahmut'un tek yapabileceği beklemektir, göz teması ve bir ters yumruk kadar
yakın olduğu bir şöföre çıkışmak her baba yiğidin harcı değildir
jale inmek istediği yeri şöföre duyurana kadar gırtlağını çatlatabilir
mahmut alçak tonda bir "müsait bi yerde" ile yetinir
(bu karede mahmut jaleye dönüp nası koydum ama demektedir)
jale biri inerken bacaklarını sağa sola çekmekle yetinirken
mahmut aşağı inmek ve tekrar binmek zorunda kalmaktadır
jale inenelerin hiç biriyle konuşmak zorunda kalmazken
mahmut gereksiz nezaket cümlelerine cevap vermek zorunda kalır
"-ay ben sizi rahatsız edicem çok pardon, çok teşekkürler"
ve tabi ki jale bozuk ve yırtık paraları şöföre kakalayabilir
mahmut'un cesartiyle ve göz kontağıyla ilgili bir durumdur bu
bunları baz alanlar için ise daha bir kelime bulunmamıştır
6 Ocak 2005
kaçırmayın derim itinayla
karga bar yine muhteşem bir atraksiyonla karşımızda
ben izledim hayran kaldım, izlemeniz dileğiyle;
06/01/2005 19:00
Belgesel Film Gösterimi
"erkley in the Sixties"
bir Mark Kitchell Filmi
"n İyi Belgesel Dalında Akademi Adayı"
Yapım / Yönetim:Mark Kitchell
Senarist:Veronica Selver
Görüntü Yönetimi:Stephen Lighthill, ASC
Süre:115 dakika
*Etkinlik ücretsizdir.
Altmışlı yıllar,bu sarsıcı filmde tekrar canlanıyor."Berkeley in the Sixties", Konuşma Özgürlüğü Hareketinin başlangıcı, Sivil Toplum Yürüyüşleri, Vietnam karşıtı protesto gösterileri, "karşı kültür", kadın hareketleri ve Kara Panterlerin yükselişi gibi dönemin tüm olaylarını, onların önem ve tutkularıyla beraber yansıtıyor.Gerçek hayattan arşiv görüntüleriyle beraber kurgulanmış günümüz röportajları ve Grateful Dead,Jimi Hendrix, The Band,Joan Baez ile Jefferson Airplane'e ait 18 şarkı "Berkeley in the Sixties"i belki de bu dönem hakkında çekilmiş en iyi belgesel yapıyor.
Mark Kitchell?in çekimi altı sene süren bu dikkat çekici belgeseli, Berkley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nde doğan toplumsal aktivizmin geniş ve renkli bir tablosunu çiziyor.Az bulunur arşiv görüntüleriyle aynı anda günümüzden röportajlar kullanarak geçmiş ile bugün arasındaki mesafeyi ortadan kaldıran Kitcell, "Amerikalı Olmayanların Evi Komitesi"nde başlayan Vietnam karşıtı gösteriler ve Kara Panterler Partiyle feminist grupların desteği ile genişleyen Konuşma Özgürlüğü Hareketinin 1960?lardaki amaçlarını gösteriyor.Belgesel, geçmişe sevimli bir nostaljiyle bakmak yerine çağdaş bir bakış açısı geliştirerek o günden bugüne nasıl büyük bir miras kaldığını ve aynı zamanda bu karışık dönemde nasıl büyük hataların doğduğunu anlatıyor.
Kargart
Kadife sokak No: 16
81300 Kadıköy
İstanbul
T: 0216 330 31 51
F: 0216 346 55 46
info@kargart.org
karga bar yine muhteşem bir atraksiyonla karşımızda
ben izledim hayran kaldım, izlemeniz dileğiyle;
06/01/2005 19:00
Belgesel Film Gösterimi
"erkley in the Sixties"
bir Mark Kitchell Filmi
"n İyi Belgesel Dalında Akademi Adayı"
Yapım / Yönetim:Mark Kitchell
Senarist:Veronica Selver
Görüntü Yönetimi:Stephen Lighthill, ASC
Süre:115 dakika
*Etkinlik ücretsizdir.
Altmışlı yıllar,bu sarsıcı filmde tekrar canlanıyor."Berkeley in the Sixties", Konuşma Özgürlüğü Hareketinin başlangıcı, Sivil Toplum Yürüyüşleri, Vietnam karşıtı protesto gösterileri, "karşı kültür", kadın hareketleri ve Kara Panterlerin yükselişi gibi dönemin tüm olaylarını, onların önem ve tutkularıyla beraber yansıtıyor.Gerçek hayattan arşiv görüntüleriyle beraber kurgulanmış günümüz röportajları ve Grateful Dead,Jimi Hendrix, The Band,Joan Baez ile Jefferson Airplane'e ait 18 şarkı "Berkeley in the Sixties"i belki de bu dönem hakkında çekilmiş en iyi belgesel yapıyor.
Mark Kitchell?in çekimi altı sene süren bu dikkat çekici belgeseli, Berkley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nde doğan toplumsal aktivizmin geniş ve renkli bir tablosunu çiziyor.Az bulunur arşiv görüntüleriyle aynı anda günümüzden röportajlar kullanarak geçmiş ile bugün arasındaki mesafeyi ortadan kaldıran Kitcell, "Amerikalı Olmayanların Evi Komitesi"nde başlayan Vietnam karşıtı gösteriler ve Kara Panterler Partiyle feminist grupların desteği ile genişleyen Konuşma Özgürlüğü Hareketinin 1960?lardaki amaçlarını gösteriyor.Belgesel, geçmişe sevimli bir nostaljiyle bakmak yerine çağdaş bir bakış açısı geliştirerek o günden bugüne nasıl büyük bir miras kaldığını ve aynı zamanda bu karışık dönemde nasıl büyük hataların doğduğunu anlatıyor.
Kargart
Kadife sokak No: 16
81300 Kadıköy
İstanbul
T: 0216 330 31 51
F: 0216 346 55 46
info@kargart.org
5 Ocak 2005
4 Ocak 2005
me acuesto
hepimiz şunun şurasında lisanssız köşe yazarlarıyız
hatta bazılarımız hayatta gazete okumazken blogları hiç kaçırmaz
şu kadar zaman oldu (ister bir ay ister bir yıl)
ve ben tutup bu platformu sağa sola taş atmak için kullanmayan çok az adam gördüm
ben aynaya baktığım zaman ak bir kaşık görmüyorum bunu hep söylerim
bazılarının attığı taşlar kimseye değmiyor derin sularda kayboluyor
ama blog savaşları "ilk taşı kim günahsızsa o atsın" kaidesini bozanlarla başlamıştı
ya da ben öyle hatırlıyorum, savaşlar cephe değiştirdi, şekil değiştirdi
ama hala devam ediyor, değişmeyen tek şey olan değişim bile kendinden sıkılmadı
şimdi ne yapacağız, insanların beyinlerine vip giriş kartı mı isteyeceğiz
sanmıyorum. ben kendime bir kahve yapacağım...
samuraylar bile narin kiraz çiçekleriyle özdeşleştirilirken,
kurosawa intihar etmeye kalkmış zamanında çok mu?
bütün bunları Dream Theater/Space-Dye Vest eşliğinde yazdıysam
tanımadığım insanların nefretini kazanmam bu kadar da önemli mi?
hepimiz şunun şurasında lisanssız köşe yazarlarıyız
hatta bazılarımız hayatta gazete okumazken blogları hiç kaçırmaz
şu kadar zaman oldu (ister bir ay ister bir yıl)
ve ben tutup bu platformu sağa sola taş atmak için kullanmayan çok az adam gördüm
ben aynaya baktığım zaman ak bir kaşık görmüyorum bunu hep söylerim
bazılarının attığı taşlar kimseye değmiyor derin sularda kayboluyor
ama blog savaşları "ilk taşı kim günahsızsa o atsın" kaidesini bozanlarla başlamıştı
ya da ben öyle hatırlıyorum, savaşlar cephe değiştirdi, şekil değiştirdi
ama hala devam ediyor, değişmeyen tek şey olan değişim bile kendinden sıkılmadı
şimdi ne yapacağız, insanların beyinlerine vip giriş kartı mı isteyeceğiz
sanmıyorum. ben kendime bir kahve yapacağım...
samuraylar bile narin kiraz çiçekleriyle özdeşleştirilirken,
kurosawa intihar etmeye kalkmış zamanında çok mu?
bütün bunları Dream Theater/Space-Dye Vest eşliğinde yazdıysam
tanımadığım insanların nefretini kazanmam bu kadar da önemli mi?
1 Ocak 2005
böyle garip oluşumların içine girmek için ciddi nedenlere ihtiyacınız yoktur
ya biri yurt dışına gider ya biri yurt dışından gelir
doğum günü, yıl dönümü gak guk.. ya da sadece eğlence...
konser ortamlarına girmek isteyip isteyip evde ödev yazan bünyem
bir los angeles biletiyle takas etmek istediği kangroove biletiyle gezdi tozdu
toplu histeri krizi şeklinde sıcaklıktan dem vurup
kıyafetlerimizi çıkarmak istediğimizi söyledik bağıra bağıra
yaptık böyle bir şey artık içtiğimiz "papaskarası"mı neden oldu bilinmez
bir iletişimci ve bir iletişim asistanı aynı mekanda eğlenirse
popüler kültür incelemesi yapmaktan kendilerini alıkoyamazlar
hazır yer bulamamışken şunu da ekliyim;
kadın erkek ilişkilerine dair aklım gerçekten çok kıt
özellikle bar pavyon ortamlarında, kalabalık olmaya görsün
değil mi kraliçe arılar...
not1: şu hayatta radyo olmak istiyorum, ikinci cümlemi kimse tahmin edemesin
not2: a şehir mevzu bahis ise, il sınırına saatte 200 km hız ile girdi bir arkadaşım,
asfaltta lastik izi görürseniz, sadece görmüş olursunuz.
kurbaga yagi satiyorum aynali odalardan
geçen kadının biri sözlü tarih üzerine konuşurken
bir çok insanın bildiği üzere hafızanın en eskiyi daha net hatırladığını söylemişti
geçen gün yolda giderken on iki sene önce servis şöförünün
bizi susturamadığı zaman kur-an okunan kanalları açtığını hatırlıyorum
daha doğrusu o gün yürürken hatırladım
bahadır boysal vari bu hafıza hortlamasını neye borçluyum bilmiyorum
bu hadise yürürken aklıma geldi ama dolmuşlardan da payımı aldım bu süre zarfında
zam yapmaya alışık olan ama hesabını yapmaya alışık olmayan dolmuşçular
900 bin olan suadiyenin zamlanmış halini 800 olarak zikredince
teyze dolmuşçunun iyiliğini barındıran bir cümle kurdu
biz ise o sırada beşinci kere hangi semt olduğunu şöföre söylüyorduk
geçen kadının biri sözlü tarih üzerine konuşurken
bir çok insanın bildiği üzere hafızanın en eskiyi daha net hatırladığını söylemişti
geçen gün yolda giderken on iki sene önce servis şöförünün
bizi susturamadığı zaman kur-an okunan kanalları açtığını hatırlıyorum
daha doğrusu o gün yürürken hatırladım
bahadır boysal vari bu hafıza hortlamasını neye borçluyum bilmiyorum
bu hadise yürürken aklıma geldi ama dolmuşlardan da payımı aldım bu süre zarfında
zam yapmaya alışık olan ama hesabını yapmaya alışık olmayan dolmuşçular
900 bin olan suadiyenin zamlanmış halini 800 olarak zikredince
teyze dolmuşçunun iyiliğini barındıran bir cümle kurdu
biz ise o sırada beşinci kere hangi semt olduğunu şöföre söylüyorduk
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)