karikatürist hareket engellenemez!
"Öncelikle karikatürün tanımına bakacak olursak karikatür; kişi ya da olayların gülünç çelişkili yanlarını yakalayarak bazen yazıyla da desteklenen abartılmış çizgilerle mizaha dönüştürme sanatı. Daha çok biçim bozma yöntemleriyle üretilmiş çizimleri anlatırsa da, yalnız grafik sanatlarla sınırlı değildir; başka sanat ya da eylemleri de kapsayabilir. "Karikatürize etmek", genel olarak bir mizah ya da eleştiri amacıyla bir olguyu çarpıtmak anlamını taşır. Kişileri konu alan çizimlere portre karikatürü, olayları konu alanlara da konulu karikatür denir. Karikatür sözcüğü italyanca "caricatura" sözcüğünün doldurmak, yüklemek, değerini yükseltmek, mecazi olarak da abartmak, mecazi olarak da abartmak, alay etmek anlamlarına gelen "caricare"den türediği sanılmaktadır." demiş Anabritannica...
ve yine Anabritannica hızını alamamış devam etmiş;"Karikatürün evrelerine bakacak olursak başlangıç döneminin ilk dönemi II.Abdülhamit"in 1878'de meclisi kapamasıyla son buldu. Başlangıç döneminin ikinci dönemi II.Meşrutiyetle gelen özgürlük ortamına rastlar. Bu ilk dönemde çizimler daha çok gerçekçi resimler gibiydi. Cumhuriyetin ilanıyla başlayan ikinci dönem ise durgun bir açılış yapsa da daha sonraları kendi üslubunu yaratmıştır. Çizimler oranlarıyla ve uyandırdıkları derinlik duygusuyla resmi andırmaktan çıktı; insanların yanı sıra hayvanlar, bitkiler ve nesneler de karikatürize edilmeye başlandı. İlk döneme göre çizgi yalınlaştı. Üçüncü dönem ise 1950'lerde başaldı. Bu dönemdeki en büyük değişiklik biçimsel alanda görüldü; karikatür çizgisi hızla yalınlaştı ve çizimler arka planın ayrıntılarından kurtuldu. Üçüncü dönemin ikinci on yılında bir duraklama görüldü. 1970?lerden günümüze kadar gelen dördüncü ve son dönemde karikatür bir anlatım bir dışa vurum aracı olarak kullanıldı ve ilgi beklenmedik boyutlara vardı. Bu dönemin en belirgin özelliği sözlü yazılı mizah geleneğinin çizgiye uyarlanması, başka bir deyişle yazının karikatüre geri getirilmesiydi." peki semih balcıoğlu ve ferit öngören ne demiş;
"Toplumsal ilişki, mizahı, mekanik bir işlem olmaktan kurtarır, ona beşeri bir kimlik kazandırmasını bilir. Mizah, aradığı hoşgörüyü, geniş oranda, toplumsal ilişki bölümünden sağlar. Toplum yapısının büyük değişimler gösterdiği dönemlerde, mizahın canlı bir işleklik kazandığı görülür. Örnek olarak kapalı ev ekonmisinin yıkılmaya başladığı ve karı-koca aile biçimine geçişin başladığı dönemde, anlamsız bir yük durumuna gelen kaynana hakkında zengin bir mizah salgını göze çarpıyorsa, o kesimde toplumun bir değişme içinde bulunduğu söylenebilecektir. Ayrıca, savaş gibi toplmusal sarsıntılar da kendi mizahlarını birlikte getirecekler, birlikte götüreceklerdir." vakti zamanında insanların yazılı ya da sözel şekilde yapamadığını
karikatürler çizili bir şekilde yapıyordu taa ki karikatür dergileri kapatılana
kadar, bastırılmaya çalışılan çünkü gücünden korkulan bir mecraydı onlar...
peki şimdi ne oluyor? ardı arkası kesilmeyen bir şekilde davalar açılıyor
tayyipler alemi için ve bütün karikatüristler bunu çizmeye devam ediyor
bugünkü milliyet pazar'ın ilk sayfasında şöyle bir şey vardı;
"Biz Kara Murat gibi bir misyon yüklendik.'Hanginiz Musa Kart?' diye
sorduklarında 'Hepimiz Musa Kart'ız' dedik." röportajda Selçuk Erdem demişki;
"Ördek çizmek diye bir hakaret yok ki! Hakaret için mesela kanıt olmadan
hırsız derim size. Tamam bu hakarettir. Ama ördek deyince sizin ördekliğinizle
ilgili bir şey yapmıyoruz. Buradaki eleştiri karikatüre yönelik bir taciz.
Başbakan file ya da ördeğe benzitor gibi bir eleştirimiz yok. Davanın kişisel
hakaret olarak açılması bir saptırma. Bu bir hizaya sokma denemesi."
bana kalırsa en kötü yerden hizaya sokmaya çalışıldı ve tabi ki asla başarılı
olamayacak bir denemeydi bu, ceza alırlarsa bile "kaybedersek taksit yaparlar inşallah"
diyen insanları hizaya sokmak ne demek ki? mizahın yanlış anlaşılması çok
yabancı olduğumuz bir konu değil ama alın işte size mizahın/karikatürün gelişimi
bir de geldiğimiz (gelebildik mi?) yere bakın, bu ülkede nedense
işler yanlış yerlerden başlanarak halledilmeye çalışılıyor gibi bir his var içimde
hepinize iyi pazarlar
...
..
.
27 Mart 2005
26 Mart 2005
eskiden oturup fersah fersah gezip katıla katıla güldüğümüz şeyler
şimdilerde insanlar tarafından tatbik ediliyor
bu insanlara kim cesaret veriyor, kim yardım ediyor anlamadım
ama zaten sinirim oynadı, dolmuşta gelirken işsizlik üzerine
"bir"inin söylediğine aşık atmaya çalışan başka "bir"inin konuşmasını dinledik
dolmuş şöförü ne hikmetse açmadı başka yeri konuşma bitene kadar
hani istatistiksel bilgilere hem giydirip hem yadsıyamayız demek
bana pek anlamlı gelmedi ama gel bize bazı bazı
ilkokuldayken kurs servisinde şöför çok kızınca ezan açardı susalım diye
bir an çocukluğuma döndüm de kendimde suç aradım
verdiğim paralar çok mu bozuktu neydi anlamadım
bir de tori amos konserinin biletleri herhal beş yüz milyon olur
neblem his geldi, diğer gelen his ise "evet, pearl jam geliyor olsun yahu"
şimdilerde insanlar tarafından tatbik ediliyor
bu insanlara kim cesaret veriyor, kim yardım ediyor anlamadım
ama zaten sinirim oynadı, dolmuşta gelirken işsizlik üzerine
"bir"inin söylediğine aşık atmaya çalışan başka "bir"inin konuşmasını dinledik
dolmuş şöförü ne hikmetse açmadı başka yeri konuşma bitene kadar
hani istatistiksel bilgilere hem giydirip hem yadsıyamayız demek
bana pek anlamlı gelmedi ama gel bize bazı bazı
ilkokuldayken kurs servisinde şöför çok kızınca ezan açardı susalım diye
bir an çocukluğuma döndüm de kendimde suç aradım
verdiğim paralar çok mu bozuktu neydi anlamadım
bir de tori amos konserinin biletleri herhal beş yüz milyon olur
neblem his geldi, diğer gelen his ise "evet, pearl jam geliyor olsun yahu"
25 Mart 2005
24 Mart 2005
gittikçe azalmasını önümüzdeki bir ay önlenemeyecek artışına verdiğim
internet gezmelerimden bir tanesinde bir arkadaşla konuşuyorduk
ben yine sanal alemlerle ilgili en gereksiz soruları sorarken
bana şu siteden bahsetti
plugini vs varmış, iki üç harekette halledibilen bir hadise olmasının yanında
ne dinlersen sitede senin hesabına bakanlar listeni görebiliyormuş
belki eskidir hepiniz yalayıp yutmuşsunuzdur, pek ilgilenmiyorum...
ama ilgilendiğim kısım şu ki; rezil olma şansın da var yani deyince
arkadaşım güldü ve toplum baskısı konusunda hemfikir olduk
daha sonra da dinlemeyi azaltmaya çalıştığı bir hatundan dem vurdu
eh, toplumsal gözetlenme için bütün kanalları açtktan sonra
toplum baskısından dem vurmak sadece gecenin bu saatinde olurdu zaten...
internet gezmelerimden bir tanesinde bir arkadaşla konuşuyorduk
ben yine sanal alemlerle ilgili en gereksiz soruları sorarken
bana şu siteden bahsetti
plugini vs varmış, iki üç harekette halledibilen bir hadise olmasının yanında
ne dinlersen sitede senin hesabına bakanlar listeni görebiliyormuş
belki eskidir hepiniz yalayıp yutmuşsunuzdur, pek ilgilenmiyorum...
ama ilgilendiğim kısım şu ki; rezil olma şansın da var yani deyince
arkadaşım güldü ve toplum baskısı konusunda hemfikir olduk
daha sonra da dinlemeyi azaltmaya çalıştığı bir hatundan dem vurdu
eh, toplumsal gözetlenme için bütün kanalları açtktan sonra
toplum baskısından dem vurmak sadece gecenin bu saatinde olurdu zaten...
21 Mart 2005
20 Mart 2005
cemiyet hayatı
yağmur geçirmeyen açık hava bir koridorda camialara duyduğum saygıyı anlayıtordum
dün gittiğim bir konser sonrası bazı istisnalar olduğuna karar verdim
kırkpınar yağlı güreşlerini andıran pogo durumları ve beyaz atletler vardı dün
arkadaş hatrına çiğ tavuk yenir evet ama itinayla kusmaya gidilir sonrasında
eh, biz de öyle yaptık ve havamızı almaya gittik
gündüz vakti alkol çeşitlerini tatmaya başlamak pek hayrımıza olmadı
daha sonra çeşitli insan gruplarına eklendik, çıkarıldık
alkolün etkisi geçtiği zaman alkol almanın bir espirisi olmadığını gördük
sinemaya gidip izlediğiniz adamlar mekan işletince pek güzel oluyormuş
bunu da bir kenara not ettik...
ayaklarım zincir
dört bir yanım duvar
elim cebimde
cebim delik
elimde ne var
bu dünün şarkısıydı, çok yaşa dr.skull...
yağmur geçirmeyen açık hava bir koridorda camialara duyduğum saygıyı anlayıtordum
dün gittiğim bir konser sonrası bazı istisnalar olduğuna karar verdim
kırkpınar yağlı güreşlerini andıran pogo durumları ve beyaz atletler vardı dün
arkadaş hatrına çiğ tavuk yenir evet ama itinayla kusmaya gidilir sonrasında
eh, biz de öyle yaptık ve havamızı almaya gittik
gündüz vakti alkol çeşitlerini tatmaya başlamak pek hayrımıza olmadı
daha sonra çeşitli insan gruplarına eklendik, çıkarıldık
alkolün etkisi geçtiği zaman alkol almanın bir espirisi olmadığını gördük
sinemaya gidip izlediğiniz adamlar mekan işletince pek güzel oluyormuş
bunu da bir kenara not ettik...
ayaklarım zincir
dört bir yanım duvar
elim cebimde
cebim delik
elimde ne var
bu dünün şarkısıydı, çok yaşa dr.skull...
19 Mart 2005
dün otururken enis batur'un insanları patatese benzetmsinden yola çıkarak
gayet anlamsız bir yerlere yelken açan bir konuşma yaptık
(nesil kavramının değişimi üzerine kısa kısa notlar gevezeliği)
geçen okul dönüşü beşiktaşa yürürken pek bi kafa yormuştuk üstüne
bizden beş sene sonra doğanlar direk olarak bu yarışma programları
ya da sabun köpüğü kültürün içine doğduğu için
ve belki de "diğer"ini bilmediği için tercih hakkı kullan(a)madı
şimdi biz dediğimiz insanlar arada kalan ve "seçme hakkı"nı kullanmış olanlar
yaşadığı en tramvatik şey "bbg" olan ve o andan itibaren bu "yeni" kültürü
yadsıyan ya da seçmeyen insanlar, clementine'ı hatırlayan, transformers'ı bilen
ya da scooby-doo deyince ilk aklına gelen sarah michelle gellar olmayanlar
bu nedir? benim düşüncemdir ama nedir bunu yadsımanın dışında asimile etmek de
bir yoldur, farkında olup kendi yararına kullanmak gibi bir şey...
popüler kültürün önlemez (ve asimile edilemez) yükselişi adına
sizi bu güneşli günde dışarı çıkmaya davet ediyorum,
bugün kadıköyde miting var
bulunabileceğiniz bütün ortamlarda inancına ve içindeki umuda sahip çıkanlar
ve umuduyla beraber inancını da yitirmiş insanlar olacaktır
hem de herşeye dair...
gayet anlamsız bir yerlere yelken açan bir konuşma yaptık
(nesil kavramının değişimi üzerine kısa kısa notlar gevezeliği)
geçen okul dönüşü beşiktaşa yürürken pek bi kafa yormuştuk üstüne
bizden beş sene sonra doğanlar direk olarak bu yarışma programları
ya da sabun köpüğü kültürün içine doğduğu için
ve belki de "diğer"ini bilmediği için tercih hakkı kullan(a)madı
şimdi biz dediğimiz insanlar arada kalan ve "seçme hakkı"nı kullanmış olanlar
yaşadığı en tramvatik şey "bbg" olan ve o andan itibaren bu "yeni" kültürü
yadsıyan ya da seçmeyen insanlar, clementine'ı hatırlayan, transformers'ı bilen
ya da scooby-doo deyince ilk aklına gelen sarah michelle gellar olmayanlar
bu nedir? benim düşüncemdir ama nedir bunu yadsımanın dışında asimile etmek de
bir yoldur, farkında olup kendi yararına kullanmak gibi bir şey...
popüler kültürün önlemez (ve asimile edilemez) yükselişi adına
sizi bu güneşli günde dışarı çıkmaya davet ediyorum,
bugün kadıköyde miting var
bulunabileceğiniz bütün ortamlarda inancına ve içindeki umuda sahip çıkanlar
ve umuduyla beraber inancını da yitirmiş insanlar olacaktır
hem de herşeye dair...
18 Mart 2005
15 Mart 2005
"evreka!" diyerek banyodan fırlamasam da
ani kavrayış seanlarım için dolmuş yerine otobüsü tercih ettiğimi farkettim
başınızdan geçen her hangi bir olayı düşünün
mesela otobüstesiniz ve kadının biri yanınızdan sizi ezerek geçti
otobüsten indiniz okula gittiniz ve bunu bir arkadaşınıza anlatıyorsunuz
iki tip insanla karşılaşırsınız
birincisi bunu oturduğu yerden anlatır ve şöyle der;
"abi ya otobüste bi kadın vardı, resmen ezdi beni"
ikincisi ise işi eyleme döker hatta bunlar da ikiye ayrılır
birincisi zararsız olan el kol olmadan anlatamayanlardır
ikincisi ise aynı olayı sizin üstünüzde tatbik eder ve sizi aynı o kadın gibi ezer
ve neden bilinmez kendisi hiç bir zaman -ikinci kere- kendisi olmaz
hep o kadın olur...
yaşadığımız ve bize batan ne varsa içten içe bunu diğerleri yaşamadığı için
sinir oluruz ve aynı şeyi yaşayamayacaklarını bildiğimiz için
yaşananın bir başka modelini onlara yaşatmaya çalışırız
sanki bu şekilde durumu eşitliyor gibi hissederiz ne gerek varsa
o yüzden derim ki sessiz sakin oturduğu yerden olayları anlatan insanlar
her zaman daha güvenli oluyor...
bir başka bakış açısıyla şunu da diyebiliriz;
"yaşadığı olayı anlatırken duygusal olarak daha etkili bir hale getirmeye çalışan insan"
bilmiyorum, konuşmak için kelimeler var...
ani kavrayış seanlarım için dolmuş yerine otobüsü tercih ettiğimi farkettim
başınızdan geçen her hangi bir olayı düşünün
mesela otobüstesiniz ve kadının biri yanınızdan sizi ezerek geçti
otobüsten indiniz okula gittiniz ve bunu bir arkadaşınıza anlatıyorsunuz
iki tip insanla karşılaşırsınız
birincisi bunu oturduğu yerden anlatır ve şöyle der;
"abi ya otobüste bi kadın vardı, resmen ezdi beni"
ikincisi ise işi eyleme döker hatta bunlar da ikiye ayrılır
birincisi zararsız olan el kol olmadan anlatamayanlardır
ikincisi ise aynı olayı sizin üstünüzde tatbik eder ve sizi aynı o kadın gibi ezer
ve neden bilinmez kendisi hiç bir zaman -ikinci kere- kendisi olmaz
hep o kadın olur...
yaşadığımız ve bize batan ne varsa içten içe bunu diğerleri yaşamadığı için
sinir oluruz ve aynı şeyi yaşayamayacaklarını bildiğimiz için
yaşananın bir başka modelini onlara yaşatmaya çalışırız
sanki bu şekilde durumu eşitliyor gibi hissederiz ne gerek varsa
o yüzden derim ki sessiz sakin oturduğu yerden olayları anlatan insanlar
her zaman daha güvenli oluyor...
bir başka bakış açısıyla şunu da diyebiliriz;
"yaşadığı olayı anlatırken duygusal olarak daha etkili bir hale getirmeye çalışan insan"
bilmiyorum, konuşmak için kelimeler var...
13 Mart 2005
pazar sabahı kahvaltıda anne kişiye davetliydik
ne kadar uzak değil mi, hey hat...
normal insanlar gibi günlük olaylardan ya da gazete manşetlerinden
dem vurmak yerine telif hakları yasasını tartışıyorduk
neden? çünkü dava açıp açmama arefesinde bir insanım
ki canım zerre bu işlere bulaşmak istemiyor
sorarım size bütün sakinliğimle;
fotoğraf çekenin midir çektirenin midir?
fotoğrafın sahibine sormadan afişte orda burda kullanmak marifet midir?
telif hakkı ödemekten köşe bucak kaçan adamlar
hangi yüzle hala sağdan soldan fotoğraf isteyebiliyor?
iş ve arkadaşlığı birbirine karıştırmama konusundaki titizliğiyle
beni kendisine hayran bırakan arkadaşlarım neden şimdi mersin otobüsünden
inmek suretiyle tersine gitmektedir?
fotoğrafla ilgili bir telif hakkı davasından 18bin dolar alanlar varken
şurda ettiğim iki cümle neye yarar sorarım kendime...
kendinize ne kadar saygı duyuyorsanız başkalarının işine de o kadar saygı duyun
kimsenin fotoğraflarını, fikirlerini, görsellerini çalıp çırpmayın
babanızın malı gibi kullanmayın, aşırmayın
altına isim yazın, emeğine saygı duyun
gerekirse taş atın kollarınız yorun ama eşeklik etmeyin...
ne kadar uzak değil mi, hey hat...
normal insanlar gibi günlük olaylardan ya da gazete manşetlerinden
dem vurmak yerine telif hakları yasasını tartışıyorduk
neden? çünkü dava açıp açmama arefesinde bir insanım
ki canım zerre bu işlere bulaşmak istemiyor
sorarım size bütün sakinliğimle;
fotoğraf çekenin midir çektirenin midir?
fotoğrafın sahibine sormadan afişte orda burda kullanmak marifet midir?
telif hakkı ödemekten köşe bucak kaçan adamlar
hangi yüzle hala sağdan soldan fotoğraf isteyebiliyor?
iş ve arkadaşlığı birbirine karıştırmama konusundaki titizliğiyle
beni kendisine hayran bırakan arkadaşlarım neden şimdi mersin otobüsünden
inmek suretiyle tersine gitmektedir?
fotoğrafla ilgili bir telif hakkı davasından 18bin dolar alanlar varken
şurda ettiğim iki cümle neye yarar sorarım kendime...
kendinize ne kadar saygı duyuyorsanız başkalarının işine de o kadar saygı duyun
kimsenin fotoğraflarını, fikirlerini, görsellerini çalıp çırpmayın
babanızın malı gibi kullanmayın, aşırmayın
altına isim yazın, emeğine saygı duyun
gerekirse taş atın kollarınız yorun ama eşeklik etmeyin...
güne dair
televizyonda uçurtma gördüğü için ağlayan bir neslin son demleriyiz ki
bu da tamamen "uçurtmayı vurmasınlar"ın suçudur
hümeyraya olan sevgim binbir türlüdür de nefret ettiğim kesim
ve hatta nesil "kördüğüm"ü aslının şarkısı sananlardır
geçen istiklal turunda gördüm ki "war of the worlds" geliyormuş
bastı bacak nesil ağzını açmadan bi açsın okusun "orson wells" kimdir
hadi bunu da yapmıyorlarsa woody allen'ın "radio days"i bir izlesinler
neden bilmem herşeyi normal karşılayabiliyorum da yeniden üretim sürecinden
nasibini almış şeylerin özüne ihaneti (yeniden üreten değil,
tam tersi alımlayan tarafından yapılan ihaneti) anlamıyorum
ve hatta anlamıyorum yerine sevmiyorum desem daha doğru olur
son olarak eklemek istediğim şey şudur ki
okumak istemediğiniz kitaplarınıza "ex-libris" yapıştırmak
hiç ama hiç bir işe yaramıyor, o kitapları hala okumak zorundasınız...
NoT:"alımlama" benim kelimem değil tabi ki
"yeniden üretim" tabirini kim kullanıyorsa onundur...
televizyonda uçurtma gördüğü için ağlayan bir neslin son demleriyiz ki
bu da tamamen "uçurtmayı vurmasınlar"ın suçudur
hümeyraya olan sevgim binbir türlüdür de nefret ettiğim kesim
ve hatta nesil "kördüğüm"ü aslının şarkısı sananlardır
geçen istiklal turunda gördüm ki "war of the worlds" geliyormuş
bastı bacak nesil ağzını açmadan bi açsın okusun "orson wells" kimdir
hadi bunu da yapmıyorlarsa woody allen'ın "radio days"i bir izlesinler
neden bilmem herşeyi normal karşılayabiliyorum da yeniden üretim sürecinden
nasibini almış şeylerin özüne ihaneti (yeniden üreten değil,
tam tersi alımlayan tarafından yapılan ihaneti) anlamıyorum
ve hatta anlamıyorum yerine sevmiyorum desem daha doğru olur
son olarak eklemek istediğim şey şudur ki
okumak istemediğiniz kitaplarınıza "ex-libris" yapıştırmak
hiç ama hiç bir işe yaramıyor, o kitapları hala okumak zorundasınız...
NoT:"alımlama" benim kelimem değil tabi ki
"yeniden üretim" tabirini kim kullanıyorsa onundur...
11 Mart 2005
dün teknik aksaklıktan dolayı aynı blog'u
2 kere yazıp 3 kere publish ettim ama bana mısın demedi
neyse geçelim zira ibret zamanı
kurs dönüşü bir kaza gördük dün gece
hani merter tarafında filan kaza maketleri var ya
arabalar uçmuş bir yerlere girmiş
insanlar fırlamış filan
dün gece insansız olanını görük
geniş bir cadde olmasına rağmen arabanın biri
"uçmuş" evet doğru duydunuz, imkansızı başarmış
uçmuş ve ağaca girmiş arabanın yarısı yoktu
ve araba yerle çok az temas ediyordu sanki
biraz daha yavaşlasaydık trajikomik bir kaza yapacaktık
o yüzden bu kadar gördük...
buralarda çok kaza oluyor ve bu sinir bozucu bir şey
hele dünkü kaza pek inanılası değildi
zira eve gelip abi kişiye bir kimlik kartı ve bir boardmarker ile
olayı canlandırmaya çalışırken bile inanamamıştım...
2 kere yazıp 3 kere publish ettim ama bana mısın demedi
neyse geçelim zira ibret zamanı
kurs dönüşü bir kaza gördük dün gece
hani merter tarafında filan kaza maketleri var ya
arabalar uçmuş bir yerlere girmiş
insanlar fırlamış filan
dün gece insansız olanını görük
geniş bir cadde olmasına rağmen arabanın biri
"uçmuş" evet doğru duydunuz, imkansızı başarmış
uçmuş ve ağaca girmiş arabanın yarısı yoktu
ve araba yerle çok az temas ediyordu sanki
biraz daha yavaşlasaydık trajikomik bir kaza yapacaktık
o yüzden bu kadar gördük...
buralarda çok kaza oluyor ve bu sinir bozucu bir şey
hele dünkü kaza pek inanılası değildi
zira eve gelip abi kişiye bir kimlik kartı ve bir boardmarker ile
olayı canlandırmaya çalışırken bile inanamamıştım...
10 Mart 2005
işaret fişeği
aşağıdaki cümleleri sakin sakin okuyun
"müsait bir yerde inebilir miyim?"
"düğmeye basar mısınız?"
"şunu uzatabilir misiniz?"
"ilerler misiniz?"
bu cümleleri nerde duymuş olabilirisiniz?
a)otobüs
b)dolmuş
c)tramway
d)hepsi
peki soruyorum şu cümleyi nerde duymuş olabilirsiniz?
"işaret verir misiniz?"
cevap veriyorum; dünyada...
ben bugün bunu gördüm
sabahın kör saatinde inmek isteyen bir teyze
otobüste önündeki adama aynen böyle dedi...
hey hat dokuz tat...
NoT: benden dileyen herkese sakin birer yalnızlık...
aşağıdaki cümleleri sakin sakin okuyun
"müsait bir yerde inebilir miyim?"
"düğmeye basar mısınız?"
"şunu uzatabilir misiniz?"
"ilerler misiniz?"
bu cümleleri nerde duymuş olabilirisiniz?
a)otobüs
b)dolmuş
c)tramway
d)hepsi
peki soruyorum şu cümleyi nerde duymuş olabilirsiniz?
"işaret verir misiniz?"
cevap veriyorum; dünyada...
ben bugün bunu gördüm
sabahın kör saatinde inmek isteyen bir teyze
otobüste önündeki adama aynen böyle dedi...
hey hat dokuz tat...
NoT: benden dileyen herkese sakin birer yalnızlık...
7 Mart 2005
dolmuşların tepesinde "dolmuş" yazar
hani ışığı yanıyorsa boş yeri vardır filan
bugün sırada beklerken önce astigmatım var sandım
zira "dolmuş" yazan yerde "limuzin" yazıyordu
biraz daha yürüyünca ön tarafında her dolmuş gibi
"dolmuş" yazdığını gördüm
bir an için çok korkmuştum limuzine biniyorum diye
hey hat dokuz kat (uzun bir aradan sonra)
hani ışığı yanıyorsa boş yeri vardır filan
bugün sırada beklerken önce astigmatım var sandım
zira "dolmuş" yazan yerde "limuzin" yazıyordu
biraz daha yürüyünca ön tarafında her dolmuş gibi
"dolmuş" yazdığını gördüm
bir an için çok korkmuştum limuzine biniyorum diye
hey hat dokuz kat (uzun bir aradan sonra)
6 Mart 2005
anlamıyorum mevzu bahis japon kültürü olunca
neden süre konusunda böyle bol keseden dağıtıyorlar
"çayhane" diye bir oyuna gittim ve üç saat sürdü
sen tut o kadar japon kültürü kurosawa ödevi yaz
bütün tiyatrodan bi tek rashomon kelimesini anla
evet tiyatro türkçeydi ama japonca konuştular oyun gereği
ve oyun gereği bir tercüman vardı
şimdi çoğunluk japonca bilmiyor diye sallamış olabilirler
ama rashomon dediler duydum, şahidim var
aklıma kurosawa filmleri geldi üç saaaaaat olanlar...
dönüşte dolmuşta gelirken (en sevdiğim kısım) teyzenin biri
belli aynı tiyarodan çıkmışız, şöföre uzanıp
"evladım, neden ogs almıyorsun?" dedi, yuh dedim
adam param yok dese çıkarıp para mı vereceksin teyze?
ya da adam yarın sabah uyanınca "evetişte ya, kadın demişti" diye
hemen ogs taktırmaya mı koşturacak? hayır. cevap veriyorum.
teyzemizin egosu okşanacak "ben geçen dedim bi dolmuşçuya" diye
beş çaylarına hikayesi çıkacak, işe yaramaz sorulardan nefret ediyorum
ama şöförün cevap güzeldi "ogs var ama arızalı"
bunun da ne kadarı doğru ne kadarı teyzeyi atlatmak için turan taktiği
bilemiyorum açıkçası ama güzel cevaptı
evet bugün muğlak bir gündü...
ha, bir de kaç para biletler bilmiyorum ama
yıldızların altındaya gitmeseniz pek bir şey kaybetmezsiniz
beyazın şovundaki karakterlere kayan bir performansını
ya da candan erçetinin şarkı söylemesini kaçırabilirsiniz tabi
bunun ne kadarlık bir kayıp olduğunu anlatan bir kompozisyon yazın
sabaha masamda istiyorum, öğlende asansörde
(çalıntı espiri insanın üzerinde hiç güzel durmuyor yahu)
neyse benim biraz önce yaptığım gibi bir sürü belden aşağı
espiri kaynaklı bir gösteriydi, bugünkü çayhane de bile belden aşağı
espiri vardı yarın başka bir şeyde de olur
günümüzün espiri anlayışını buna çevirenler utansın ben ne diyim...
neden süre konusunda böyle bol keseden dağıtıyorlar
"çayhane" diye bir oyuna gittim ve üç saat sürdü
sen tut o kadar japon kültürü kurosawa ödevi yaz
bütün tiyatrodan bi tek rashomon kelimesini anla
evet tiyatro türkçeydi ama japonca konuştular oyun gereği
ve oyun gereği bir tercüman vardı
şimdi çoğunluk japonca bilmiyor diye sallamış olabilirler
ama rashomon dediler duydum, şahidim var
aklıma kurosawa filmleri geldi üç saaaaaat olanlar...
dönüşte dolmuşta gelirken (en sevdiğim kısım) teyzenin biri
belli aynı tiyarodan çıkmışız, şöföre uzanıp
"evladım, neden ogs almıyorsun?" dedi, yuh dedim
adam param yok dese çıkarıp para mı vereceksin teyze?
ya da adam yarın sabah uyanınca "evetişte ya, kadın demişti" diye
hemen ogs taktırmaya mı koşturacak? hayır. cevap veriyorum.
teyzemizin egosu okşanacak "ben geçen dedim bi dolmuşçuya" diye
beş çaylarına hikayesi çıkacak, işe yaramaz sorulardan nefret ediyorum
ama şöförün cevap güzeldi "ogs var ama arızalı"
bunun da ne kadarı doğru ne kadarı teyzeyi atlatmak için turan taktiği
bilemiyorum açıkçası ama güzel cevaptı
evet bugün muğlak bir gündü...
ha, bir de kaç para biletler bilmiyorum ama
yıldızların altındaya gitmeseniz pek bir şey kaybetmezsiniz
beyazın şovundaki karakterlere kayan bir performansını
ya da candan erçetinin şarkı söylemesini kaçırabilirsiniz tabi
bunun ne kadarlık bir kayıp olduğunu anlatan bir kompozisyon yazın
sabaha masamda istiyorum, öğlende asansörde
(çalıntı espiri insanın üzerinde hiç güzel durmuyor yahu)
neyse benim biraz önce yaptığım gibi bir sürü belden aşağı
espiri kaynaklı bir gösteriydi, bugünkü çayhane de bile belden aşağı
espiri vardı yarın başka bir şeyde de olur
günümüzün espiri anlayışını buna çevirenler utansın ben ne diyim...
2 Mart 2005
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)