28 Ağustos 2007

çayı içmekten ziyade gözüme bastığım günlerdeyim,
salonda uyuyup çekyatı toplamadan çıktığım günlerdeyim,
anahtarı yukarı değil aşağı astığım günlerdeyim,
gece yatarken üstteki kilidi çevirip,
sabah çevirdiğimi unuttuğum günlerdeyim...

.bugün ise sanırım sadece salı günündeyim.

21 Ağustos 2007

- albayım, insanın yaşı ilerleyince kendisi de büyümüyormuş
- hikmet sen bunu zaten bilmiyor muydun? bunu senin kafana vura vura öğretmediler mi? ben sana sırf bu yüzden "ya insan bu yaşta da..." ile başlayan hayret cümlelerini yasaklamadım mı?
- yasakladınız albayım ama yediremiyorum ne yapayım. hem boşverin albayım insanları. benim bu sefer büyümeyen, büyüyemeyen. abim evleniyor albayım.
- ne güzel hikmet, ne var bunda?
- ne yok ki albayım, çocuk gibi kalktım uykumdan, gittim omzunda ağladım, "evlenme" dedim. "gelin bizde kalın" dedim. gülmeyin albayım, o da güldü. bana baktı, "çok komik gözüküyorsun" dedi, birlikte güldük ama abim evleniyor albayım.

sizin hiç abiniz evlendi mi?

19 Ağustos 2007

beni az çok tanıyanlar bilirler ki,
(beni az çok bile tanımıyorsanız bir sonraki satırdan sonra tanıyacaksınız
malesef başka şansınız yok, yazı hala ilerliyor ve siz hala x'e basmadınız)
güzel film ve oyun kağıdı biriktiririm
doğum günümde gelecek en güzel hediye bu ikisidir
neyse ki doğum günüme daha çooooook var ki manidar bir hal almıyor cümlelerim
bugün la notte'yi aldım mesela,
ihtiyacım olduğunda izleyememiştim, kitabı vardı ama ikisi bir değil tabi ki
anne kişiye la notte'yi aldığımı söyleyince
bana bir sinematek kendisine de bir bibliyotek açmanın şart olduğunu söyledi
evde gösterim yapabilirim mesela, fena da olmaz
"bana film getirmek şartı ile filmlerimi izleyebilirsiniz" derim
demesine derim de herkesin blogger, her bilgisayarın bir emule'ünün olduğu bu devirde
ne anlamı var? ne gereği var? yoksa bu soruları sormuyor muyduk (:
neyse yarı sevdiklerim çoğunlukla sevmediklerim,
dokuz günün sonunda her türk genci gibi ben de işe gitmek zorundayım yarın
dokuz demişken, ümit ünal'ın dokuz diye bir filmi vardır, pek güzeldir

15 Ağustos 2007

batan balığın yan gitmediği zamanlar

işten izin almak çok güzel bir his, daha doğrusu iş verenin "hadi git" demesi çok güzel
hem de şöyle temizinden haftasonlarını da katarak dokuz gün git demesi şahane
valizi toplayıp hemen güneye inecek kadar aklımı kaybetmediğim için
sırt çantamı toplayıp yazlığa gideyim dedim
tabi evvelinde üç hafta "bilet yok" diyen bir kadın ile müşerref oldum orası ayrı
çantama kitap, defter, mp3 player ve bir trendkill atmak suretiyle yola koyulduk
son demlerimi yaşadığımdan herkesle ve herşeyle dalga geçerek bandırmaya vardık
yılların tadını değiştiremediği meşhur iskendercide birer iskender yedik, kendimize geldik

sonra evin yolunu tuttuk, minibüse biner binmez yazlıkçı moduna soktular bizi de
eve geldik, eve giremeden komşularla selamlaşıldı, hoş beş edildi
kapılar açıldı, kepenkler açılamadı, kilitler kırıldı, sırtlara ağrı girdi
derken dört gün sürecek emekli hayatımız başladı trendkill hanımla...
köyden gelirken fırına uğrayıp simit almaktan tutun da
akşamüstleri kola çekirdek veyahut çay simite kadar yolu olan bir hissiyattı bu
asma yapraklarının arasından kendine yol bulmuş olan bahçedeki duşta yıkanmak
ya da çeşme başında üstümüzden başımızdan çıkanları suya basmak
resmen sinirlerimi aldırmamı sağladı
siz hiç güneşte hiç bir şey yapmadan sadece saçlarınızı kuruttunuz mu?
tabi benim şu an içinde bulunduğum insanları anlamıyor olmamın kökenine iniyoruz şimdi
ben bağ bahçe çocuğuyum, mahalle çocuğuyum
gittiğimizde akşamüstü olmuştu ve sol komşu "yemeğiniz var mı vereyim mi?"den başladı
dört gün boyunca yoğurt kabı kapaklarında dört parça mücver olsun
üç tane reçelli krep olsun, yarım tencere bulgur pilavı olsun aç bırakmadı
bakkalın oradaki teyzeler de eksik kalmadı, yazlığın resmi gereçi olan
başka bir yoğurt kabı ile tatlı verdi beş çayı için
sağ komşumuzun da altta kalır yanı yoktu, çaya atacak şekerimiz olmadığını farkedince
kıvrak bir hareketler duvardan atladım (bizim yazlıkta sınırlar atlanacak duvarlardır)
şekerimiz yokmuş deyip beklemeye başladım,
bir kap dolusu kesme şeker ve bir kap dolusu tuzlu kurabiye ile eve döndüm
bizim oralarda "hayır" sözü pek geçerli değil böyle ikramlarda (:
şimdi hadi bunlar komşu, hukukunuz var diyeceksiniz değil mi? ha-ha!
bizim oralarda (hadi ahmet diyelim) ahmet vardır, lada ahmet derdik
kırmızı bir ladası vardı, malum köy yeri herkes herkesi tanıyor
mesela yan evden saymaya başla 20 evde kim yaşar herkes bilir
neyse bakkala giderken lada ahmeti gördüm,
evi açamadık, kilitler kepenk vs derken "ya niye haber vermedin biz hallederdik" dedi
ben yazlıkta da yirmi otuz çocuk büyüdüm, istanbulda mahallede de yirmi otuz çocuk büyüdüm
ondan kelli ağır geliyor biçim biçim ruhsuz çiğ insanların arasında yaşamak
neyse ben sinirlerimi aldırdığım ana dönüyorum,
dedemler annem daha çok küçükken bu evi yaptırmışlar, o zaman in cin top oynuyormuş

şimdi ise merdivenlerden inince sanki bütün deniz benimmiş hissine kapıldığım bir yer
ön balkon kahvaltıdan sonra pastırma yazına dönerken
arka balkon hemen mevsimi serin bir ilkbahara çeviriyor, tadından yenmiyor
bu kadar anlattım ballandıra ballandıra, burası benim büyüdüğüm yer
sabahları gazete almaya ya da sağılan sütten iki litre almak için tepeye tırmandığım yer
üç senedir gidemiyordum, resmen his oldum gidince
ilerleyen zamanlarda ne olur bilemem, üç tarafı denizlerle çevrili yerden de
yol geçirmeye kalkar benim milletim hiç şaşırmam
o zaman olan çocukluğum çay bahçelerini yıkan bandırma gibi
buraları almaya çalışan belediyenin yarattığı hezeyan olur...

bir kısmınıza tatil diliyorum, insan tatile gitmeden ihtiyacı olduğunu anlamıyormuş cidden...
bunu da birisi demişti bana ama kim hatırlamıyorum, kendisine teşekkür ediyorum...

8 Ağustos 2007

alamut aydınıon bozdoğan ilçesine bağlı olabilir, önemli değil
önemli olan bu;

Cuma, Nisan 09, 2004

zaman durmamisti
dursaydi yanmazdi hayallerim
belki de yanar(miy)di
ben sadece bir makara filmi yaktim
oturdum uzun uzun ona agladim...
ben aslinda hayatima agladim,
sudaki yansimama baktim
hangi su deme bana,
o yangini sondurene kadar
kac kova su doktum omuzlarimdaki cukurlara...

posted by KudRa... @ 21:38 0 comments links to this post

7 Ağustos 2007

şu yaşıma kadar (pek de fena bir yaş sayılmaz)
bana öğretilen en güzel şey sanırım bilgimi paylaşmak oldu
"bilgisini paylaşmayandan da korkacaksın" dediler
şimdi aptala haddini bildirmek fakire kaftan giydirmek kadar sevaptır derler
o zaman ben de ofise teşrif eden o çocuğun burnunu kırayım
böylece ona nasıl burun kırıldığını öğretmiş olurum değil mi?
eh, bilgi bu, beyinde durduğu gibi durmuyor
kırk yılın düşünsem (az kaldı zaten) bilgimi paylaştım diye
dedikodu malzemesi olacağım aklıma gelmezdi
neyseki bir daha ofise gelmez, gelemez, geldirmezler
"geldiremezsen, geldirirler gülüüüm" adlı türkü ile bitirirken
şiddete meğilli olmam tamamen içimden gelmektedir, belirtmek istedim
hayata bir boşlukla geldiğini düşünen insanlar
acı çekmeye mahkumdur
boşluk, her türlü boşluk...
beyninin boş olduğunu düşünüp
onu bin türlü bilgi ile dolurmaya çalışmak
(açlık derecesinde, yüz dereceye yakın sanırım)
tam karşısında aslında herşeyin zihnimizde olduğunu
ama doğru soru ile ortaya çıkacağını savunan
uslanmaz akıllanmaz bir yunanlı durur
bundan daha kötüsü içinin ya da kalbinin boşlukla doğduğuna inananlar
ey inananlar! gibi bir şey işte bu da
daha beter olmasının sebebi
durmaksızın o boşluğu doldurmak için verilen savaştır
yazık...

5 Ağustos 2007



gavur sadece ağzını göstermekle bile yetinirken,
biz illa hepsini gösterip gözüne sokarız...
anlamadın di mi? hadi hadi...

arabaya bindikten biraz sonra yağmur başladı
arabadan bahsettik biraz,
yol tutuşundan konforundan
derken ben bir anda ağlamaya başladım
müziği kıstı, dikkatle dinledi ve artık boşvermemi söyledi
sonra yağmur hızlandı
arabadan indik sonra tekrar bindik tekrar indik vs vs
en son otoparkta omzuna vurup aldığı ayakkabılar için teşekkür ettim
bazen gösterip gösterebileceğim bütün sevgi gösterisi bu olabiliyor
gösterememekten ziyade sadece "bu kadar" gösterebildiğime üzülüyorum
ama ben onu çok seviyorum... insan abisini sevmez mi...

3 Ağustos 2007

indir
çok üstünde durmamak lazım
sosyal başarısızlıkların da üzerinde durmamak lazım
kime neyi mal edeceğini bilemediği zaman insan
özellikle bu zamanlarda çok üzerinde durmamak lazım
opslaan
eve dönüş yollarında sıktığın dişlerinin acısı gibi
sabah uyandığından çöken avurtların gibi
hadi olmadıysa gözlerinin altı gibi
kuruyan cildine sürdüğün kremin kapağını kapatırken
seni ne kadar yaşlandırdıklarını düşünmen gibi
add items
arkasından da insan bu yaşta yaşlanır mı deyip
gevrek ile kıvrak arası bir kahkaha atman gibi
gibi gibi olmadı gigi diye film bile var
bunun filmini de yaparlar, kitabını da yazarlar
yeter ki sen o korunaklı evinden çıkma
yeter ki sen kalabalığa karışıp canını sıkma
add pictures
yabanileşmek de bir seçim olsa gerek
eğer her formül seni aynı düzlüğe çıkarıp
sırtındaki taşla beraber aşağı yuvarlıyorsa
sen de felsefeye adını altın harflerle yazdırabilirsin
edip edebileceğin samimi lafları da ses tonunla belirlersin
zaten ispanyollar soruyu tonlama ile sormuyor mu
sen de onlardan birisi olabilirsin, denersen
upload
sizin için şahane bir insan olabilirdim
sizi sevebilirdim, yardım bile edebilirdim
ama hepsi geride kaldı, "era" da denebilir
şimdi neon ışıkla yazılan sadece benim adım
tuvalet için bırakılan bahşişler bile benim
siz anca içtiğiniz içkinin parasını ödeyebilirsiniz
edit photo
ama illa madalyonu ters çevirmek isterseniz
benim şarkı söylediğim yere gelip
bahşiş bırakabiliyor olmanıza sevinirsiniz
cidden sevinir misiniz onu bilemem
o sizinle ayırdına vardığınız şeylerin arasında bir sorun
varmıyorsanız sorun bile değil
ben her gün eve varıyorum ama pek bir yere varamıyorum mesela
crop thumbnail
uzun bir koşu sonrası yorulmayı bekliyorum hala
ve hala koştuğum için koşunun artık
uzun mu yoksa kısa mı olduğunu bilmiyorum
ilgilenmiyorum dersem yalan olur,
bu koşu ne zaman bitecek merak ediyorum
neden koştuğumu sormaktan ziyade yol kenarından
bana su uzatan insanlar var, bir şişe su
landscape 4x3
neyin elzem olduğu konusunda çeşitli şakalar yaparım size
üşenmezsem masanın üstünü toplar
hatta altı kişiyi yemeğe davet ederim
sekiz de edebilirim ama insanlara hareket alanı bırakmak lazım
hele de yemek yerken, yanında bir de rakı varsa
bardağı soğutup rakı ile suyu ayırabilirim aynı bardakta
bunu küçük yaşta öğrendiğim için de sanırım
herhangi bir sen ile beni ayırabilirim içimde
general
karanlıkta kimse görmez derlerdi
cidden karanlıkta kimse görmüyor
dün ben bile görmedim, perdeden sızan ışık dışında
perdeden sızan ışık beni gördü mü bilmiyorum
mesela çok içten söyleyebilirim ki ilgilenmiyorum
üç aşağı beş yukarı biliyorum odanın içinde ne var
üç aşağı beş yukarı bilmiyorum benim içimde ne var
sonu gelmeyen bir soru olsa gerek bu,
bitmeyen koşuya çıkmış birisi için de
anca sonu gelmeyen bir soru yakışabilirdi zaten
bazen gülmek, bir de kırmızı
save
bakışını ileriye çevirince, gelecek daha yakın olmuyor
gelecekten gelmeseler de, geleceğin olabilecek insanlara bakıncaysa
benim sadece içim kararıyor,
zeka güzel bir şey, sanırım ender bulunduğu için
köprücük kemiklerimi tuta tuta güldüğüm zaman
zekaya sahip olmak istemiyorum, bu bariz değil mi?
photos
yan masadaki o yaşlı kadına ne kadar özendiğimi
sanırım anlatmama gerek yok,
şu anki halimle yaşayıp
yaşlandığım zaman bir fransız gibi yaşlanmak istiyorum
size de çekici gelmiyor mu orta yaşı geçmiş fransız kadınları?

1 Ağustos 2007


milan kundera