24 Temmuz 2008

kedim.
kızım.
14 yaşındaki kızım öldü.

cemal süreya'nın ve sevenlerinin affına sığınarak;

Sizin hiç kediniz öldü mü?
Benim öldü kör oldum
Sardılar aldılar götürdüler
Kedimden ummazdım bunu kör oldum
yüzümde kocaman bir gülümseme

21 Temmuz 2008

"hani dışarıdan faşist olup da içinde yaşadığın savaşlarda esir alınmış gibisin"

asuman ünsal

19 Temmuz 2008

and if you're offering me diamonds and rust
i've already paid
konuşmanın bir yerinde şu cümleyi kurdu:
'o kendine yeni bir yol çizdi'
bildiğimiz ama dillendirince ağırlaşan şeylerin verdiği acının
başladığı noktada biz -insanoğlu- bitiyoruz...

18 Temmuz 2008

'ha'

17 Temmuz 2008

bugün ayın 17'si, 17 temmuz
31 haziranda, sabahın bir vaktinde sessizce çıktım
önce kırtasiyeye gittim, sonra postaneye gittim
yetişsin istedim, önceden orada olsun ama gecikmesin istedim
küçücük bir zarfa, küçük bir kart yazdım ve bir şey iliştirdim
18 gün oldu, ses seda yok, belki de ulaşmadı
belki hayat gerçekten hiç de hesapladığımız gibi değil
belki de yediğimiz bütün gollerin pasları
bakmadığımız ya da beklemediğimiz köşelerden geliyor cidden
hem neden ki,
neden her konuştuğum 'acaba başka biri mi vardı' diyor
başka biri olması daha mı hafifletecek
hava kararmak üzereyken ve yemeğimiz tam da biteyazmışken
'yine suçu kendinde aramayacaksın değil mi' dediğinde
boşuna demedim gol için gelen pası görmedim bile diye...

16 Temmuz 2008

ofis zaman dilimleri,
can sıkıntısı doruğa çıkınca
"ile"den fal tuttuk
tutmaz olaydım
açtığım sayfada çıkan, benim içimi çıkaran:

108.
"Beni vapura bindirecek misin?" diye sordum - "Evet
Canım - her şeyi yapacağız birlikte" dedim ben de-

Oysa ne sen 'vapura binebilecek' haldeydin, ne de ben se-
ni herhangi bir şeye 'bindirecek' halde - uzaktan 'haber-
leşmek' dışında, hiçbir şey yapamıyorduk, birlikte - nere-
de kalmıştı ki, 'her şey'i yapmak...

Gene de:
bekleyecektim,
bekleyecektin,
bekleyecektik...

109.
"Ne kadar kötü olduğumu sen bile bilemezsin" demişsin
- ben de not etmişim : ama, şimdi, tam anımsamıyorum,
o zaman ne kastetmiştin : 'kötü halde' miydin; 'kötü' müy-
dün-

İşte, "bilemezsin" de demişsin ya zaten!

o.a.

15 Temmuz 2008

hani birbirimizi gıyabında tanıyorduk ya başında
belki birbirimizi de gıyabında yaşadık sonrasında...

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.
Edip Cansever


sevdicekle rakı içmek belki de bu yüzden önemlidir
insan çoğalıp çoğalamadığını görmek ister...
gerçekten kendime ait bütün kelimeleri kaybetmişim
varsa yoksa diğerlerinin kelimeleri şimdi

'Zangır zangır bir tren geçerdi ya, damarlarımızdan;
Yalnızlık onun dönmeyeceğini bilmekti..'
Hasan Ali Toptaş

en kötüsü de ya da tek kötüsü de
hafızandan tamamen silmeye çalıştığın bir şeyin
tekrar etmiş olması sanırım
kendini hatırlatmak için can çekişen sevmediğin geçmişinin
koşarak ve belki de gülerek sana gelmesi...

14 Temmuz 2008

bunun ne murphy yasalarıyla ne de geçen zamanla ilgisi varmış
koşup koşup yine kaleme kağıda sarılmaktaymış bütün mesele
ne yalan söyleyeyim içime resmen bir kor düştü
hem de en büyüğünden, oysa bugün "sek" başlamıştım güne
şimdi ciğerlerimin altında, midemin üstünde bir şey oturuyor
an geçtikçe kalbime yaklaşıyor belki de
akşam yasmin levy konserinde ağlamak için onlarca sebebim varken
bir yenisini eklemeye ne gerek vardı
dur tahmin edeyim,
bugün tatili bitti, işteki ilk günü
ortak arkadaşlarımızın varlığını yadsıyamadığım gibi
'notification' kisvesi altında gördüklerimi de yadsıyamam...

not: ayrıca bu işler bıçkın delikanlılar gibi ağlamayı yutkunmakla
ve o ufacık elleri yumruk yapıp tuvalet duvarlarına vurmakla da olmuyor

6 Temmuz 2008

hani hatırlamak için yazıyorum ya
hani tarih noktasına virgülüne kadar tekerrür ediyor ya...
acıyor evet ama sanırım çok başka sebepleri var
en basiti bunun artık seninle hiçbir ilgisinin kalmamış olması
aslında hepsinin benimle, yaptıklarımla ilgisi olması...
big picture dedikleri şey var ya, en çok o acıtıyor
bundan tam bir yıl dört ay (ama üç gün eksik) önce
sevgilim, hayatım dediğim adam beni terketti
aradan bir ay gibi bir süre geçtiğinde doğum günü gelmişti
ve ardından biraz zaman geçince bir kedim kanserden öldü
şimdi sen beni terkedeli bir ayı geçti (ki bu kalıbın ağır olduğunu savunuyorsun)
üç gün sonra doğum günün
ve benim kedilerimden birisi kanserden can çekişiyor şu an veterinerde
muhtemelen bir haftası kaldı bu hayatta...
şimdi aranızdan kim çıkıp bana hayatın yenilgisini kabul etmemem gerektiğini söyleyecek
samuel beckett, "yine dene yine yenil daha iyi yenil" diyor ya hani
daha iyi mi yenildim yoksa bir kelime oyunu gibi
yine yeniden yenilmeye çalışırken yine bildiğim gibi mi yenildim...
sana, sen giderken "onunla aynısını yaptın" demiştim
sen de bana sepeblerimiz farklı demiştin, ben de "olsun yine de aynısını yaptın" demiştim
gidişin bile aynıydı, gidişin bile...

bu kadar pervazsıca yazıp çizmemin tek sebebi
senin şu anda bizim neredeyse iki ay önceden planladığımız tatilde
benimse iş yerinde olmam...

not: taa o zaman o fotoğrafın altına "cap ou pas cap ?" yazmıştım
ve yanında da "cap!" yazmıştım
ama ne sen o filmi izlemiştin, ne benim "cap!" demem bir işe yaramıştı...

----

insan kendi sayfasını okurken böyle bir surata bürünmemeli
insan kendi yazdıklarını okurken bile böyle acı çekiyorsa...
"sen ben olsan ne yapardın" diye sordum
bunu sorarken halının üzerinde tavana bakarak ağladığım için
kulaklarım ve kulaklarımın içi ıslanıyordu
"şu an olduğundan daha farklı bir şey yapmazdım,
sen gayet iyi dayanıyorsun" dedi
"peki ben, ben olsaydım ne yapardım" dedim
ve yine kulaklarımı ıslattım
"zor geliyor" ve "çok geliyor" demekten sıkıldım
o yüzden pek sesimi çıkarmıyorum bu aralar
sonra saat on ikiye doğru telefonum çaldı
karşıdaki ses bugünkü tekerrür teorisini bildiğinden
bana yine "kifayetsiz" kaldığını söyledi
keza hayatımın bu evresinde
insanları "kifayetsiz" bırakmaktan başka işim yok
kulaklarım kuruduğuna göre bir nefes alıp
parmaklarımı sayfalara "piç" gibi daldırabilirim...
07 temmuz - 00.04
----
pek ses çıkarmıyorum bu aralar demiştim ya
oysa benim hiç sesim çıkmıyormuş meğer bu aralar
bildiğin sessizlik...
08 temmuz - 10.12
----
sabah ışıklardan geçerken dedi ki;
"hayat yapboz gibi"
evet dedim, ama yine bununla yetinemedim
"kendi başına bitirmek istersen hep bir parça eksik kalır,
başkası ile birlikte yapmak istesen hep o önce bitirmek ister"
08 temmuz - 14.35
----
otobüsle işe gelirken şunu düşündüm
sevdiğim zamanlarda ne çok sevmişim
15 dakika için olsun 3 saat için olsun neler yapmışım
bu yüzümde bir gülümseme yayılmasına sebep oldu
biraz da gülümseyerek yaşadım hayatımı
sonrası malum,
bugün son.
09 temmuz - 09.38
----
sanırım böylece sonu geldi
kendi kendine, zaten benim ittirmemle yaşıyordu
haberi yazarken de 10 temmuz diye yazdığıma göre
ben zaten aslında bugünü çoktan yaşayıp bitirmişim
artık her şey zamandan ve o eski köhne 'biz'den bağımsız
"SEN ölümümdün
Seni tutabildim,
Her şeyi yitirirken."
Paul Celan
09 temmuz - 11.21
----
bugün doğum günüydü
karşılıklı iyi niyetlerimizi de takas ettiğimize göre
sanırım profesyonel yabancılık hayatımıza girmiş bulunuyoruz
artık birbirimizi sadece tanıyoruz
ya da ben tanıyorum, o ise eski bir hatıra olarak beni hatırlıyor
hatırlamanın da ilk kuralının unutmak olduğunu hepimiz biliyoruz
09 temmuz - 16.26
----
inanılmaz boktan bir iş günü geçirdikten sonra
taksiye atladığım anda "yalandan da olsa..." dediğini duydum
radyodan gelen sesin
ardından da ufaklığın adama dönüp
"eğer radyoysa kanalı değiştirir misiniz" dediğini
sonrası malum, bir takside insan ne kadar küçülebiliyorsa...
9 temmuz - 21.07
----
bugün ölüyordum, bildiğin ölüyordum
eğer kapıyı açıp "anne!" diye bağırmasaydım
eğer annem zamanında yetişip tüpü kapatmasaydı
eğer aspiratörü eritecek kadar büyüyen alevleri engellemeseydi
bugün ölüyordum, bildiğin ölüyordum
10 temmuz - 20.04
----
her şeyi kaldırdım derken yalan söyledim sanırım
iki tane 50 kuruş kalmıştı senden
onları rafa koyduğumdan beri hiç dokunmamıştım
geçen akşam ikisini de aldım
biri parlak birisi daha solgundu
parlak olanını avcumda sıkıca tuttum
sonra yürümeye başladım
caddebostan sahilinin en sevdiğin kısmına gelince aşağı indim
önce bir yazı tura attım
sonra da bozuk parayı denize attım
diğeri mi?
daha solgun olan bozuk para ise
o neye benzediği belirsiz heykel var ya sahilde
onun olduğu yerden, senin şehrindeki denize atılacak
bundan bir ay sonra...
bu devirde romantizmden de ölünmüyor nasıl olsa
ben daha çok yaşarım bu gidişle...
12 temmuz - 13.53
----
günlerdir evin anahtarını çantamdan çıkarmıyorum
13 temmuz - 14.58
----
bugün gidip kendime bir güzellik yaptım
"üvercinka"yı satın aldım
iyi mi ettim kötü mü ettim bilemedim

"Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.

Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı
..."
Cemal Süreya

sanki hiç olmamıştı...
13 temmuz - 22.43

5 Temmuz 2008

- sen son günlerde neden hep geçmişi yad ediyorsun?
- yoo, etmiyorum

ediyorum hem de öyle bir ediyorum ki...
şu anda bulunduğum durumdan kurtulmak için
elimde sadece geçmişim var...
sabah uyandım, aslında sabah uyanmadım
öğlen uyandım, nasılsa farketmeyecekti çünkü
mutfağı toplarken iki bardak düştü
birisi kırılmadı, birisi kırıldı
cahil periler olsa ne derdi acaba?
şimdi birisi tamamen mi gitti yoksa gitmedi mi
kim buna karar verebilir ki?
sabah kahvaltı masasına oturunca
dirseklerimi masaya avuç içimi de gözlerime dayadığım zaman
aklıma sadece bundan saatler sonra tatilinin başlayacağı geliyor
aslında belki ben de şu anda çantamı topluyor olabilirdim
bir parmak arası terlik, güneş yağı...
şimdi sadece mutfağı topluyorum
bir de aklım dağılsın diye açtığım televizyonda denk geldiğim bir şarkı:
"saçmalama ne olur, çare çok nasıl gidersin?
istediğin her şey sanki yok, değer mi dersin"
daha ne olduğunu anlamadan
ve 'hadi canım bu adamda mı ağlacaksın' cümlelerini bile duymazdan gelerek
gülerek ağlamaya başladım,
gülmek kendimeydi, ağlamak ise sana...
aklıma geldi çünkü sana sarfettiğim onca cümleden birisi:
"kalmak için belki bir sebep yok ama gitmen için de bir sebep yok"
şimdi farkediyorum ki, daha doğrusu umuyorum ki
zarf eline geçmemiş...
daha da can yakanı eline geçmesine rağmen kapı duvar olman olurdu
ki aslında hiç bir şeyi kestiremediğim gibi bunu da kestiremiyorum
seni ve senden kalanları da neden böylesine allayıp pulluyorum bilmiyorum
ne de olsa bayram değil seyran değil yan komşuda...

not: geçmiş demişken temmuz 2003 tarihli çekme bir kaset dinledim mutfakta
gençken insanın sesi daha bir güzel mi oluyor nedir;

odam kireç tutmuyor
kumunu karmayınca
sevda baştan gitmiyor
soyunup yatmayınca

odam kireçtir benim
yüzüm güleçtir benim
soyun da gir yanıma
tenim ilaçtır benim

4 Temmuz 2008

O fotoğrafı ben çekmiştim
Seni güzel bir yere yemeğe götürmek istemiştim
Seninle yemek yemiştik, sohbet etmiştik
Sonra da eve dönmüştük sanırım
Üzerindekiler seni ilk gün gördüğümde giydiklerindi sanırım
Hayatımda ilk kez birisini ilk gördüğümde ne giydiğini hatırlıyorum
Ben ne zaman içimdeki aşkı bu denli büyütmüşüm de
Sonra bunun altında böyle can çekişmişim bilmiyorum
Hiç aklıma gelmezdi o fotoğrafı orada göreceğim
Ya da belki aklıma gelirdi de "beklenmedik" bir anıma denk geldi
Bilmem, bilemem...
Oysa dün...
Eve gelince "Hadi!" dedim, kalk yürüyelim
Deniz havası alalım, yemek yer dönüşte de kahve içeriz...
Trafik ışıklarından geçtik, bana bir şeyler anlatıyordu
Aklım başka yerdeydi çünkü biliyordum ki yaklaşıyorduk
"Bu masa" dedim,
"Bu masada oturmuştuk ve ben o fotoğrafı bu masada çekmiştim"
Sonra yürümeye devam ettik, yemeğimizi yedik
Yürürken kahve aldık, eve döndük
Bir gün de böyle bitti...

3 Temmuz 2008

evde bana devamlı gerek notlara gerek mesajların sonuna
"her şey iyi olsun" tadında cümleler yazan bir ufaklıkla yaşıyorum
hayat onunla biraz daha neşeli, biraz daha dingin, değişik
*
iki dişli yanyana gelince uyum içinde döner derler ya
iki dişli yanyana gelince uyum içinde de konuşur
mesela iki dişli anlam veremez geleceği bu kadar net gören insanlara
aynı şekilde hayatı son damlasına kadar yaşamaktan ziyade
teğet geçen, yanında duran, yedek kulübesinde bekleyene de anlam veremez
gerek yoktur çünkü, hayat yaşamak için vardır,
korkup kaçmak için değil keza aynı şekilde tadını çıkarmak için vardır
ve tam şu anda takas edilen günün sözlerinden sonra bu gelir;

Fast Food Nation'dan bir sahne,
Ethan Hawke; ''Başarılı olamasalarda tutkularının peşinden giden insanlar,
geçmişlerine baktıklarında diğerlerine oranla daha az pişmanlık duyuyorlar''

ben işte bu yüzden inanılmaz huzurluyum,
sevdim ve arkama bakmadan gittim
sonra bir tarafıma baka baka geri döndüm ama o ayrı mesele
çok özlediğim için cuma gecesi 22.45'te uçağa binip
cumartesi sabahı 10.30'da eve dönen de bendim
çok özlediğim için hırpalayan da bendim
hepsi benim, hepsini ben yaptım,
hepsinin sonucuna da ben katlanıyorum
bu kadar çok "ben" dedikten sonra
benliğimi tamamen halının altına süpürebilirim herhalde