28 Şubat 2009

Türkçe'de bir kalıbı yerinde kullanınca
içimde garip bir sevinç oluşuyor
mesela, "Seni Seviyorum"
bundan önce yanlış mı kullandım? hayır.
ama bu sefer gayet yerinde kullanıyorum
dün bir kalıbı daha gayet yerinde kullandım mesela
"Artık arkadaşlarım tarafından tercih edilmiyorum"
şimdi biraz mantıklı olalım;
eğlence endüstrisinin cuma, cumartesi akşamı ile
cumartesi, pazar gün içlerine yedirildiği bir dünyada
perşembe günü izin yapanlar ayakta kalamaz
güzel abajurları olur, kalın kitapları olur bir de bir sürü filmleri
çoğunu izlememişlerdir ama zaman içinde hepsi biter
bundan söylenmeyi de bıraktım,
zaten insanlar da üçünçü "Ya ben bugün çalışıyorum"dan sonra
aramayı bıraktı, birkaçı daha inatçıydı hakkını yemeyeyim
ha şimdi "Sen bu işi bırak" diyen insanlar yok mu? var.
-ama bu bambaşka bir tartışmanın konusu- diyemiyorum bile
ben sadece bir kalıbı daha yerinde kullanmanın sevincini yaşıyorum
yanlış anlaşılma olmasın sakın

27 Şubat 2009

iyice huyum suyum değişti
deli yağmurda, şemsiyeyi evde bırakıp çıkıyorum...

23 Şubat 2009

Hanna Schmitz: "You don't have the power to upset me.
You don't matter enough to upset me"

The Reader (2008) - Yön: Stephen Daldry


Hayatımda sadece bir kez biri bana "Sen beni istesen de üzemezsin" dedi
O zamana kadar hayatımda böylesi kibirli bir cümle duymamıştım sanırım
Şimdi gecenin bir vakti izlediğim filmde duyunca içim düğümlendi
O anı hatırladım, arabalar yanımızdan geçiyordu
Ve bu kişi zamanında beni sevdiğini iddia etmişti
Ben mi yetişemiyorum hayatın devingen haline, ki umrumda da değil ya...

19 Şubat 2009

önce bir demet teşekkürle giriyorum
2003 aralıkta dinlemiştim en son
şimdi 2009 şubat olmuş
aradan beş yıl gibi bir zaman geçmiş
ben onları sevmeye devam etmişim
aksileşmişler, yaşlanmışlar
ama onları seviyorum
ben bir grubu böylesine severken
seni mi üç yıl bekleyip sevemeyeceğim,
hadi ordan...
hala sabahları uyanıp ölecek gibi hissetme
ve hatta daha fazla devam edemeyeceğimi düşünme hakkım saklıdır
bu da zaten başka bir kitabın arka kapağıdır...

17 Şubat 2009

O gün, Tanrı'nın kendine sorduğu en zor bilmeceydin sen
ve ben, çözmek bana düşmüş gibi sevinçliydim.

Hasan Ali Toptaş - Ölü Zaman Gezginleri

Bir rakı masasında sorulduğundan mütevellit
bir rakı masasından kalktığım şu akşam dile geliyorum...
Miladı belirsiz gönül mevzularının en koyusundan geliyorum
23 ağustosu 24'üne bağlayan gece,
benim gecem yeni koyultmaya başladığında kendini
orada belki senin sabahın ilk demini vuruyordu inceden
daha önce hiç kullanmadığım bir telefon numarasına
"
Ve kırar göğsüne bastırırken sevdiği şeyi - Louis Aragon"
yazdığımda ben, gitmeyen mesaj için teknolojiye sövmüştüm
oysa tam o anda, daha önce benim telefon numaramı
hiç kullanmamış olan sen de bana bir mesaj atmıştın:
"Belki bu sefer tekerrür etmez be."
o gün bugündür biz hala aynı anda birbirimize mesaj atıyoruz
hala aynı anda birbirimizin aklına geliyoruz
ve hala aynı anda birbirimizi çoğalarak sevmeye devam ediyoruz
durmak?
biz izin vermedikçe hayır...

14 Şubat 2009

Burası kelimelerin hırçın gey olduğu bir krallık!

12 Şubat 2009

bu bir lanet olsa gerek
geceden 'anlatacağımı' düşünerek yattım
sabah kesinkes yazmaya karar verdim
şimdi bütün hepsi uçtu gitti
sanırım bu hiçbir zaman anlatılamayacak
sadece bir içki masasında doyurulan bir merak olarak kalacak

10 Şubat 2009

- ... Ben sadece bundan böyle seninle birlikte yaşamak istiyorum.
- Emin misin? Geçmişteki şeylerin sorun olmayacağına emin misin?
- Sen beni tanımıyor musun?
- Tanıyorum ama bu işler başka. Bazı mevzularda erkekler...
- Ben erkek değilim, sana aşığım Saliha.

İnceldiği Yerden
Aslı Biçen / Metis Yayınları

7 Şubat 2009

miladımız olmadığı için miadımız dolmayacak...

6 Şubat 2009

bir odadayız
iki ya da üç arkadaşım camın kenarında durmuş
bana gelmemi söylüyorlar,
'cennet' manzarası olduğunu ve havanın da çok temiz olduğunu anlatıyorlar
odanın tam ortasında ise küçük bir kalabalık var
pencerenin tam karşısında odanın diğer ucunda ise kocaman bir kapı
kapının önündeki arkadaşlarım ise inatla beni çağırıyor
"Gel, gel burası güvenli, burası esmiyor hem" diyip duruyorlar
odanın ortasındakiler ise biraz ilgisiz ama arada kapıdan bahsediyorlar
'ahşabın kalitesi'nden ya da 'kilidin güvenilirliği'nden dem vuruyorlar
kapıyı anlatmasalar da kapıyı her daim hatırlatıyorlar
kapının yanındaki 'arkadaşlarım' sonunda beni kapının oraya çekmeyi başarıyorlar
-kimse yeterince güçlü değildir ne de olsa-
sonra bir anda hepsi yok oluyor
giderlerken de "Bu senin iyiliğin için, burası daha güvenli" diyorlar
sonra ben kapının orada kalakalmışken sen çıka geliyorsun
ben sana oturacak bir yer göstermek istiyorum ama kanepe yok
hatta bir sandalye bile yok
boş bulunuyorum kapıyı gösteriyorum ya da sen bana kapıyı gösteriyorsun
gösterecek başka bir şey kalmamış işte, elimizi nereye savursak kapı sanki
rüya mı? yok, bu bir rüya değil olsa olsa...

5 Şubat 2009

well done to all of you
actually each of you
little by little
things have come this 'far'
and i can't even hold on to what's mine
and it's not another 'who's to blame' session
creeme, muchas cosas podrian ser diferente
pero no, asi son las cosas y asi es la vida
y me parece que es mi problema
no tener tanto fuerza a soportar todo
y todavia no estoy muy segura
si hay algo a soportar
pero es obvio que es mucho
tengo miedo? no.
pero no se que esta expectandome
y lo peor es ni puedo escribir
en mi lengua en mi propio pagina

3 Şubat 2009

Beni arkadaşlarımdan daha çok yaralayan
hatta üzen ise "Kim kaldı :/" mesajını atman oldu
Ki beni üzen asla sen değilsin biliyorsun, hayat.

dejame en paz, por Dios...