31 Ekim 2010



bugün Karga'da İTLF kapsamında
Etgar Keret, Hakan Günday ve Georgi Gospodinov'un
"Şehir ve İnsan" üzerine söyleşisi vardı
her insan kendi şehrini anlatır,
her yazar da kendi şehrini betimler
bu da öyle bir şey oldu
Hakan Günday'ın daha çok metin okuması lazım
ben şahsen buna kanaat getirdim
ve evet o Ziyan'ı anlatabilmesi için
Asil gibi bir süper kahramana ihtiyacı vardı

30 Ekim 2010

In tesadüf we trust!
bugün kitap fuarı başladı
görevli değildim ama fazla adam göz çıkarmaz dediler
ben de kalktım gittim.
girdiğimden çıkana kadar standda kitap sattım
kitap poşetledim, kitap tanıttım
valla ne yalan söyleyeyim
inanılmaz keyif aldım
fakat yanımda murat menteş'in
dublörün dilemması'nı götürmüştüm
bugün imza günü olduğunu biliyordum
ama standdan ayrılamayınca
verdiğim ilk molada iletişim yayınlarına koşmak
elimin boş dönemsiyle sonuçlandı
fakaaaaaaaat!
çıkmama beş dakika kala standa kim geldi?
tabii ki murat menteş!
"ah murat bey" ile başlayan diyalog sonunda
kendisi kitabını imzalamayı kabul etti sağolsun
hemen koştum kitabı getirdim
"mehveş tebelleş adına imzalar mısınız"
diye sorunca bir duraksadı
"gerçek adın bu mu" diye sordu
"hayır ama bu ada imzalarsanız sevinirim" dedim
sonra da bu adın nerden geldiğini hatırlattım kendisine
ve o anda kendisi de gülümsedi
artık "mehveş tebelleş"e imzalı bir kitabım var
mehveş kim mi? buyrun...

28 Ekim 2010

bizim orada fantastik bir manav var
bazıları pahalı olduğunu ve bu yüzden
halkalıya taşınıp ucuz ve mutlu mesut
bir hayatımız olması gerektiğini söylüyor (:p)
ama ben yılmayıp o manavı sevmeye devam edeceğim
dün bana bankacı mısın diye sordu
hayır deyip mesleğimi ve çalıştığım yeri söyledim
bana "kim alıyor o kitapları" dedi
tüzel kişiler geçti aklımdan ama ben kek gibi
"normal insanlar" demiş bulundum



ve tabii ki
konuşmanın geri kalanı da bu derece manasız
cümlecikler içeriyordu karşılıklı olarak
işte tam o sırada kendimi ne yaptığını açıklayamayan
bir gen mühendisi gibi hissettim.
bir de not alın, bugün hasta olmazsam
uzun bir süre daha hasta olmam
ben o 12 dereceyi şaka sanmıştım
ama havayla şaka olmazmış, yaz kızım.

27 Ekim 2010

Kings of Leon'un solistinin sesi birisine benziyor
ama kime...

26 Ekim 2010

sabahları uyanmak için birçok melodi denedim
bunların arasında pike tekmeleten
"who let the dogs out" da bulunuyor hatta
en son manitasporun sözünü dinleyip
lou reed'in perfect day şarkısına döndüm
fakat bu sabah lou amca artık
"...such a perfect day" diye
bağırdığı kısma geldinde
ben anca gözümü açabildim
*
bugün dolmuşta yanımda sığışmaya çalışan
orta yaş üstü iki kadından biri bana dönüp
"sen de küçücükmüşün" diyip sırıtınca
bana da sırıtmaktan başka bir şey kalmadı
ama en fantastik olanı dün yaşandı
girdiğim sahaftaki kadın bana
içeride bulunduğum süre boyunca
"civciv" diye hitap etti
ben ki çingene karasıyımdır
saygılar.

25 Ekim 2010

The Public Enemy diye 1931 yapımı bir film var
yapım yılı da göz önünde bulundurulunca
Büyük Buhran'ı hesaba katmadan olmaz
film bir Amerikan mottosu olan
"Crime Does Pay" cümlesi etrafında dönüyor bence
ama filmde benim takıldığım bu değil
yukarıdaki kare, filmin en meşhur sahnesi
yıl 1931, bir ganster ne kadar kötü bir insan ki
sevgilisinin yüzünde greyfurt parçalar
filmin albenisi de belki burada
ama malesef bu kare filmde bu şekilde değil
daha doğrusu evet bu sahne filmde var
ama açısı bu şekilde değil
haliyle bu sahne de aynı albeniye sahip değil
ben buna takıldım işte...

23 Ekim 2010



Couples Retreat filminden ilk kez
şu haberi yazarken haberdar olmuştum
sonra nasılsa geyik bir romantik komedidir deyip
aslında böyle tırt filmlerde insanın gırtlağının
düğümlendiğini unutmuşum
geçenlerde de manitasporun bu filmi izlediğini farkettim
boş vakit, yorgunluk çamaşır makinasını beklerken
ve hatta alınan kiloları yok sayıp piza yerken
filmi izlemeye başladım inceden
her ilişkinin ne kadar emek istediğini
ince eleyip sık dokuyan avrupa sineması
ya da kuzey avrupa filmlerinin soğukluğundan ziyade
sanırım aslında gerçekten bu tırt filmler anlatıyor
bir de bu filmler manita ile izlenmemeli
yoksa hemen bir çemkirme aletine dönüşebilir
malum yanlış anlamayın ama
kadınlar kuş uçsa çemkirme kapastesine sahip
zor olan herkesin bir hayatı olduğunu
ve aynı zamanda herkesin tek hayatı olduğunu
ve bunu illa birbirine yapıştırmadan yaşamak
insan "birlikte" vakit geçirmek istiyor
ama nerde boğduğunu nerde rahat bıraktığını kestiremiyor
ah bir de cem akaş'ı anmak gerekirse
2003'ten beri bilip hayata geçiremediğim yegane gerçeklik
dilin söylediğini elin de yapsa ne kolun ağrır ne omzun
da işte hayat dediğin garip bir şey.
bir de iki üç yıl önce izlediğim Last Kiss filmi var
zamanında sevgili kişiyle izlemiştim
ve hakkında "annemle porno izlemek gibi"
yorumunda bulunmuştum.
romantik komediler her an kırıcı ve vurucu
bir silaha dönüşebilir,
an gelir siz fazla önem atfettiğiniz için olur bu
an gelir karşınızdaki hiç umursamadığı için olur
elif şafak'ın ted konuşmasını daha yeni izledim
orada da bir hikayeye çok fazla önem atfetmemek
gerektiğini söylüyor, aslında aynı zamanda bahsettiği
şu dairelerin içinde kalıp kurumak da güzeldi
neyse, çok uzadı ve dağıldı
böyle işte, ben bu akşam film izledim.

18 Ekim 2010

artık bir telefona bir sana bakıp
seni göremeyeceğim
ama telefon ne arar la bazarda
diyerek sırıtmak istiyorum
hem ben zaten ne krema severim
ne rondo

7 Ekim 2010

Bengisu sağolsun, arşiv misali not düşmek lazım...

Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat arkana bakma... Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de... Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez. Yolcuya bakıp, yolunu tanıma. Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver. Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil; Asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır; yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal “en doğru yol: en dikensiz yoldur” diyenler seni aldatıyorlar. onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.

Aldırma…

Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir. Dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır. Gerçek aşık olanlarsa, dikenini de sever. Dostum, yollar yürümek içindir. Fakat, şu gerçeği de hiç unutma: yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir. Yol boyunca; yola çıkıp da yürümeyenleri, Yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları, yoldan metafizik uyuşturucularla keyif çatanları, tel örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50. metrede yola yatanları, yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zor atanları, yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin. Aldırma, yürü. Göğsüne yüreğinden başka muska takma.

H. Cibran 

I have been through some terrible things in my life,
some of which actually happened.

Mark Twain